top-image

Gece… Şarkılar…

Sence de garip değil mi akşamlar, geceler.. ve tabi ki şarkılar. Bol cıvıltılı şehirler, sessiz sakin köyler, dingin ve ahenkli kasabalar, kıyı beldeleri… Ah, şarkılar…

Geçip gidiyor her şey hızla, fotoğraflarda kalan çocukluğumuz, hatırlayamadığımız bebekliğimiz. Hayat hızla geçip gidiyor. İlkokul sıralarından bu günlere taşındı kitap aralarında hüznümüz. Ah, yakamızın dekoru, yürüyüşümüzün fiyakası hüznümüz. Bu titrek hüzün ne zaman yapıştı yakamıza, geceleri sarsan, uyutmayan, tatlı tatlı acıtan…

Sence de garip değil mi? Söylesene olum sence de uçuk bir fikir değil mi yaşamak? Aklıma gelip durur hep, yıkılmış, harap olmuş şehrin enkazında saklanan, son bir direniş için çırpınıp duran bir avuç insan. Bir avuç insan, ceplerde mis kokulu yârin saçından bir tutam… Ah, harabeler, izbe harabeler…

Hep aklıma gelip durur sonra, neşe içinde oynayan minik çocuklar, birkaç sahne sonra hasta yatağında ölümü bekleyen, elleri titreyen yaşlılar oluverecekler… Uzun bir zaman değil, birkaç sahne sonra. Etrafında sevenleri, dekorda su dolu bir bardak, etrafta ölüm kokusu… Sence de garip değil mi, öleceğiz mesela! Bu günler de hızla geçecek, bu geceler, bu kırıp geçen şarkılar, şehrin ışıkları, sokaklar… Kıyamet bile kopacak olum, düşünsene. Çok geçmeden, ikindi sonrası, tam kararmadan hava, vallaha…

Bu ıssız geceler, alıp götürdüğünde bizi… En iyi alıp götüren, bu diyardan? Sen söyle, inşa edemeden yalnızlığımızı, bitiremeden hikâyemizi, yazamadan şiirimizi, öpemeden son bir kez yârin serçe ellerini.

Sence de en iyi alıp götüren değil mi?

Günahlarımızla, yalnızlığımızla, geldiğimiz yere, özlediğimiz diyarlara… Biliyorsun değil mi, çok fazla kalamayız burada, bir işrak beklemek kadar, kuşluk vakti çıkana kadar belki… Çok fazla kalamayız, buralar ne garip yerler, savaşlar diyorum olum, bankalar, trafik ışıkları ve vapurlar. Aramız iyi olsun, senle benim, bizle O’nun. Aramız iyi olsun! Sence de âmin değil mi? Âmin.

Biliyorum az kaldı, hissediyorum diyorum, şöyle etrafına bir baksana… Ah bir baksana, en haşmetli yapılar, mezar taşları. Görkemli başka bir şeydir haşmetli başka, mezar taşından ilham alıp inşa edelim cennetimizi, krediyle değil vadeyle değil olum aşkla!

Parça parça hayatları anlatan, ah aklımızı fır döndüren kitapların içimize işleyen cümleleri… Başka diyarlardan içimize tınılar taşıyan keskin nameli şarkılar… Bir tablonun gizemli renkleri… Sanat adına bu dünyaya emanet edilen sır dolu yapıtlar… Yıkılacak! Yıkılacak şehrin gök direkleri ve tüm bunlardan sadece bize biz kalacak… Rüzgâra kapılıp giden bu satırlar sonra… Kahırlar sonra, kızgınlıklar, gülüşler, sevişler… Az kaldı diyorum, aramız iyi olmalı, senle benim, bizle O’nun. Sanatı yaratan, cümleyi, aşkı, sesi, ahengi, seni, beni, berrak bir gecenin doyumsuz lezzetini…

Şu gölgelikte, biraz kestirelim mi?

Ateş vahametin durduğu yerde uyur
Bir uyurgezer öpücüğüdür edna
Ölüler biraz daha ölü, hastalar biraz daha
Hastadır bu soluklandığımız gölgelik
Ve hastadır üstünde duran…

Ahenksiz gri güneşsiz bir vakit, adı yaşamak
Mazlum suratları, savaşlarda çocuk fabrikada anne
Yapışan suratımıza bakarken öptüğümüz
Bir bebeğin serçe elleri, hayaller
İşte bu hayat da böyle…

Biz aklımızı yırtarak
Uyumsuz ilan edildik fosforlu renklere
Yerimizi belli ettik, yurdumuzu
Bir deli kadın kahkahasıydık fundalıkta
Yapabiliriz bunu, evet ölebiliriz
Sağ salim ölebiliriz yan yana…

Peki, görüşürüz
6’da Üsküdar’da…

Taha Süren’e sevgilerle…

Abdullah Kibritçi

Bugün git yarın yarın gel, yarın git dün gel, dün git çarşembe gel, çarşembe git perşamba gel, para toplayamadım adam gönder,

adam gönderemedim para topla, en iyisi sen cumartesi gel, ben buraya bırakırım salı gel,

yok yok gözüm cuma gel,

tipini beğenmediğim değiş de gel, saçlarını beğenmedim kes de gel, dün gece gol yedik başka hafta gel, bugün zort oldu sen zartla gel,

bak bak hatırladım cart geldi curt gitti, cart curta lömbür lömbür dedi karşı bakkal hoplayınca gel,

böyle olmadı bugün başka yoldan yürü de gel, hava biraz sıcak değil mi neyse kışın gel, havalar soğudu lan sıcak dona ter damlatınca gel,

kutup ayıları kış uykusuna yatamıyormuş bir coca cola kap da gel, biz çatır çatır müslümanız olm Allah de gel,

ne olursan ol alacaklı olsan yine gel, suzan evlenince gel, naci boşanınca gel, naci dedim de aklıma Naci En Alamo geldi bari onu dinle de gel,

sevgili Moby şarkı yapmayı bırakıp bizim Moby’lyahane de Moby’lyalara cila yaparken Moby – Extreme Ways dinleyerek gel,

bıngıl bıngıl gel, sevmedim dıngıl bıngıl zımp zıbarak göp göberek gel, salı günü gel olmazsam bırakırım sen yeterki gel,

gibi banelerini önümüzdeki 25 yıl boyunca duymak istemediğimden ve sevgili bahanelerinizin zamanla bünyemizde bir organ şeklini almasını istemediğimden dolayı borcunuz olan parayı size hediye ettim.

hediyye eyledim sen kabul eyle ya Rabbi.

Amiiiiiiiiiiiiiiin…

hediyye eyledim sen kabul eyle ya Rabbi.

Amiiiiiiiiiiiiiiin…

Elma desem
armut demeden sıcak bir mermi
aklımı sıyıracak
içimde saklanan çocuklar
ve bilumum inci boncuk
etrafa saçılacak
mış
gibi…

Bu nefes almaklar beni boğan
Tadı damağında yaşamak
Bu renkler gözümü kör eden
Yeşil gölde kırpık bir ceset
Ne de saygıdeğer!

Bu hikâye ölümle başlar, garip
Sizce de fazla karışık değil mi?
Mesela huzur, ne bulanık
Banknot, gardiyan, küllük, vanilya, kefen
Her şey karmakarışık…

Sayfa: 2« 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 »Last »
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi | Reng-i Ahenk Teması | Hakkımda | İletişim