10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Alışık Olunmayan

07 Eylül 2007

Merak ediliyor neden ıssız yerde gezdiğim
Korna çalıyor ve gülüyor birkaç adam
Merak ettirdiğim için özür dilerim bayan
Malzeme topluyorum
Kendime yeni bir kalp yapmak için
Hani son model
Basınca açılan ve basınca kapanan.

Uzaklardan şarkılar buluyorum
Kimselerin dinlemediği
Her şeyin tam ortasında duruyorum
Tek ortalı defterin en ortası gibi
Aşk sızdırıyor kalbim
Delinmiş olmalı dibi.

Üstüme vazifeymiş gibi sanki
Uçmayı öğretiyorum küçük serçeye
Diyor annem, bu kimin nesi
Diyorum bu, çatıların neşesi
Toprağa düşerken su
Islanıyordu uykusu
El ele tutuşup geldik bir çorbaya
Kuşlar çorba sevmez mi.

Hep kürsüye çıkıp sadece susmak istedim
Ta ki çiçekler konuşana kadar
Şimdilerde ben senin kimsenim
Kaplumbağalarla bile tanışıklığım var
Küçük olan Peyami, büyük olan Reşat
Bırak uyusunlar.

Akşamlara kadar yürüyordum
Gezmemin ve alakasız şeylerden bahsetmemin
Ve onca bocalamamın sebebi:
Bulutlar terliyordu göğün kırılmıştı vazosu
Aşık olmamak için tutuyorum nefesimi
Hepsi bu…

İyice Eskimeden Ölmeli

04 Eylül 2007

Yüksek baslı oynak ritimlerle bozuyorum aklımı
Katlanıyor dolaplara istifleniyor aşklarım
Karantinaya almalı kalbimi dikenli tellere sarmalı
Cellatlar koparmalı kellesini bana göz kırpan gülün
Zakkum arkadaşı olmalı narin sümbülün.

Elleri kanayacak dudağıma uzanan elin
Boynu kırılacak gölgemi seyredenin
Güzel seslerin yerini matkap gürültüsü
Tiner kokusu saracak tamirdeki ruhumu
Sineklik çaktırmalıyım gözlerime haşere kaçmasın diye
Güzel söz etmesin diye yapıştırmalıyım dilimi kanepeye.

Eski aşkların olduğu yere kuyu kazılacak belki
Taş üstünde taş gönül köşelerinde aşk tortusu kalmamalı
Kazımalı sevgi sözcükleri karalanmış duvarları
Karalara boyamalı eskilerden kalan renkleri
Sonra tablolar duvardan inecek
Kitaplarda ki notlar silinecek
Arka bahçeye gömülecek anılar
Yeterince kirlendi ilaçlamalıyım ellerimi
Kalıplara girmeli sertleşmeli cümleler
Keskin uçurumlarda tıkanmalı sinsi gölgeler
Hizaya girip tekmil verecek temiz düşünceler
Süvarilerin ardından gitti heceler.

Kemikleri bile çürüyecek yeşilin, mavinin, pembenin
Susuzluktan öldüreceğim çiçekleri
Fesleğenin yanaklarına kireçler süreceğim
Kurtlanmasını izleyeceğim utangaç menekşenin
Barbar kelimelerden bir ordu toplayıp dalacağım
Dağıtacağım çenesini pusudaki aşkların
Kelepçelenmeli nükseden sızılar
Sivri taşlarla müzmin acıların kafası ezilmeli
Darağacına göndermeli ağaca isim kazıyanı
Belki evden harfleri de kovmalıyım
Aldırmalıyım suratımda ışıldayan gülümsemeyi
Kapıya “dikkat tehlike” yazdırmalıyım.

Daha etrafa dağılan saçlar toplanacak
Belki halıları yıkanacak beynimin
Süpürge makinesinin çekemeyeceği kadar büyük konular
Benzin dökülüp yakılsın
Okyanusa savrulsun geri kalan tortular
Artık sulamayın bahçemi
Yeni aldığım köstebeklerin yuvalarına su girmemeli
Elektrik vermeliyim zihnimin çitlerine
Sonra polisi aramalı
İntihar ettiğini söylemeliyim vuslat denen şeyin
Aslında ben de kesecektim bileklerimi
Usta yedek parçamın olmadığını söyledi
O halde iyice eskimeden ölmeli…

Bu yazım Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır.

Düş Vakitleri

03 Eylül 2007

Bu şarkıyı, cumartesi geceleri Düş Vakitleri adlı programda fon müziği olarak kullanırdı Tarık Tufan. Uzun zaman aramış bulamamıştık. Hatta Tarık Tufan’a sorduğumuzda, şarkıya dair bir bilgiye sahip değildi. Sonunda çıktı bir yerden. Ancak geçenlerde programda söylemiş şarkıyı kimin söylediğini. Çokça sorulmasından dolayı sıkılmış ve bulmuş olmalı, oysa kendisine ilk ulaştığımızda kendisinin dahi bilmediğini söylemişti. Böylelikle şarkı piyasaya düştü. Artık gizlice dinlemenin, saklamanın bir anlamı kalmadı. Buyurun, dinleyin (:

Yungchen Lhamo - Happiness Is…

Pembe Yelkenli

30 Ağustos 2007

Pembe bulutlardan ilham alıp ufuklara doğru yol alırken deli yelken
Azgın dalgaların kıvrımlarında adını tespih tespih çekiyorum
Tutsak ediyorum cümleleri, susarak aşkında yüzerken
Köpüklerden inciler diziyor, mercanlardan takılar seçiyorum

Bir kıpırtı var derinde, savrulan saçların rüzgara uzanıp uyuyor
Yankılanıyor martıların sesi, damlarlardan sana tokalar örerken  
Uzaklarda umutlar bir görünüp bir kayboluyor
Yol uzadıkça uzuyor, pusulamda sen,  bitkin gözlerle seni ararken

Ateşten zerreler düşüyor, ıslanıyor ve yanıyor kalbimin güvertesi
Aşk damlıyor kıpırtısında gözlerinin, yanaklarından güller düşerken
Ulaşılmaz kılıyor bakışların, pembe sokaklarında kaybediyorum kendimi
Alev alıp tutuşan gökteki kızıllık sen, gündüz akşamına kavuşurken…

(Kuzuluk)

 

İzhar’ı Aşk

30 Ağustos 2007

Düşündüm: “o kadar güzelsiniz ki, karıştırdım günleri ve renkleri, adımlarımın ahengi bozuldu sizi gördüğümden beri” demeyi. Ne bu mektubu size verebildim, ne de bir söz edebildim. Oysa keşke demiştim bekleme salonunda beklerken, keşke aynı otobüste olsak. Yol boyunca ön koltukta olacağını, gözlerinden inciler çalacağımı nereden bilebilirdim ki. Ne filmi izleyebildim, ne elimdeki kitabı okuyabildim. Ama hikaye filmlerdeki gibi olmalıydı, birkaç durak önce inmeliydin, inmeliydin ve bitmeliydi her şey. Aksine, aynı durakta son bulunca uzun yolculuk, önce gözlüğümü unuttum, çantamı karıştırdım sonra. Ellerimde çanta, bedenim zar zor evin yolunu bulsa da, ruhum seni arıyor hala sokaklarda.

Hala rastlıyor olsam da sana, tutmalıyım kendimi, unutmalıyım cümlemi ve her şeyi. Bastığım toprağı yakmaya, dünyaya yeni bir mecnun katmaya niyetli değilim çünkü. Kağıtlar dayanamaz aşkımın ızdırabına, insanlar kaldıramaz sözlerimi. Kavramlar yeniden yazılır, kelimeler hüzne boğulur, kaçırdığım gözlerimin sebebi aslında budur. Önemli değil tarih yazmasın, Leyla ile Mecnun kıskanmasın bizi. Hem durup dururken ölmek niye ki. İbn-i Sina hayatta olsaydı, aşık olmuş olmayı kabullenebilirdim belki.

(Kuzuluk’tan… Bana beddua edenler, artık kına yaksın…)

Çayır Çimen

30 Ağustos 2007

Traktörler modifiyeli olsa da
Kedilerin bandrolü yok buralarda
Yok ışıkları caddelerin
Böcekler öter, akşamlar serin
Fiyat yazmaz üstünde çiçeklerin
Sis kaplar dağları uzaklarda
Çelik çomak oynanır sokaklarda
Neşesi yerindedir böceklerin
Pembe yanaklı kızlar elleri narin
Kafasında jöle bulunmaz kimsenin
Koyunlar bekleme yapsa da
Park cezası yoktur dağlarda
Yoktur ayarı sesin
Derdi olmaz giyilenin, kisvenin
Sanat ararsan, içindedir bahçenin
Kuşlar şarkı söyler dallarda
Bereket yüklü bulutlarda
Elma şekeri tutan çamurlu ellerin
Sizlere selamı var
Çocukların, çiçeklerin ve böceklerin…

(Kuzuluk)

Alemin Renkleri

27 Ağustos 2007

El-cevap

27 Ağustos 2007

Kirpiklerinin her kıpırdayışında hissettiğin sesi hissettim
Sen susarsan bir gün benimde kesilir nefesim
Açıldıkça ambarı kelimelerin, yırtıcı, vahşi ve derin
Daralır buğulu gözlerinden müştak kafesim
Dönüp yüzünü aya seyre dalınca ellerinde kendi ellerin
Başımı kaldırıp bakamam sessizlik benim kederim
Geceleri bana ağıtlar yakmak senin, aşka aşık olmak benim
Aşka aşık olana aşık olmak da yine senin kaderin.

Bu sana lal olduğum, sessiz kaldığımdır
Cümlelerim saklı, yazılmış olan zaptımdan kurtulandır.

Sadri Alışık - Avereyim

25 Ağustos 2007

Sadri Alisik - Avareyim

Cennetten Gelen Ses

24 Ağustos 2007

Satırların boyaları akıyor
Kelimeler kaybediyor anlamını
Işıklar bir sönüp bir yanıyor
Odalarda şimşekler
Dökülüyor bulutların sıvaları

Renklerden bir cümbüş var
Ahenkli, endamlı ve zarif
Gökkuşağında yürüyüş var
Yükümüz şarkı ve aşk
Uzanıp tutuyoruz yıldızları

Çırpıyorum ellerimi
Susarsan kaybolur göğün kuşağı
Yükseldikçe unutuyorum kendimi
Cennetten gelen ses
Durduruyor hayatı, vapurları

Uçuyor nurdan tınılar
Uzanıyor ötelere, ufuklara
Söz, nefes, manevi sızılar
Kırıyor her demde
Ruha vurulmuş prangaları

Sen söyledikçe yeniden
Dirilir kalkar, tempo tutarız
Dingin sesin derinden
Alır bizden bizi
Üstatlar kalkar yerinden
Duyunca sesinizi…

(Dillagi eşliğinde, Nusrat Fateh Ali Khan için yazıldı…)

Kapat
E-posta ile paylaş