10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

İğne Korkusu

05 Mart 2008

Ateş çemberinde üşütük imge
Üşüten bir sıcak
Portakal limon ballı duman
Yol biraz daha uzayacak
Pardon bu yastık kimin
Ilık su ve Alfasilin.

Daha önce de olmuştu bilirim
Eczane ve hastane kokusu
Korkutuyor beni
Beyaz önlüklü pusu
Güler yüzlü bir hemşire
Elinde şekilsiz iğne
Diyor annem kapatın kapıları
Elbette, anladı kaçacağımı
Fonda adım sesleri konuşmalar
İlk defa mı olacak annesi
Gıkını çıkartmadı şu ufak çocuklar
Ufak çocukları dövesim
Buradan hemen gidesim var
Aklıma getirmeye çalışıyorum başka şeyler
Maldelbrot, burgaç, Beaux-Arts ve fraktal yapılar
Aman Allah’ım saniye ne kadar uzun
Hemşire ses veriyor:
Geçmiş olsun.

Muzlu süt alalım mı oğlum
Cocopops alalım anne
Nedir son durum
Şiirden mi bahsediyorsun
Hayır, ağrın var mı diye soruyorum
Evet, biraz topallıyorum.

Öldüğüm İçin Üzgünüm

04 Mart 2008

Öldüğüm için üzgünüm
Yanılmışım, cesedimi de seversiniz sandım
Karmaşık uzun saçlarım
Mahmur gözlerim esneyen bakışlarım
Hızınıza yetişemiyorum biliyorum
Mizahınızı anlamıyorum
Beni bir kitabın arasında bırakın
Devam edin siz başarıya odaklanın
Benim fasulyelerle saydığım şey zaman
Kömürlüğü üstüme kapatın o zaman
Pes etmeyin sakın
Hayata plazalardan bakın
Hep en çok isteyendir kazanan.

Hızlı okuma teknikleri
Gece plakaları okumak için gerekli
Kravat takım elbise kolalı gömleğimiz
Beynimizin nasıl çalıştığını bilmeliyiz
Oysa kaçkınlara benziyorum
Saçlarımı taramıyorum
Ne parite ne döviz endeksi
Özlüyorum küçükken sürdüğüm bemeksi
İlgilendirmiyor bu araba kaç basar
Ekranlar lanetleniyor azar azar
Bir şarkı bir kitap bir otobüs bileti
Hayatım işte bu kadar.

Öldüğüm için üzgünüm
Esprilerim güzel sözlerim de üzgün
Bakmayalı çok oldu aynaya
Sahi kurdele mi takardı dünya
Hangi kızı severdim
Hangi sinemaya giderdim
Henüz geceleri uyuduğum zamanlar
Varken listeye ismimi yazanlar
Bağırarak şarkılar söylerdik
Olur olmaz yerde gülerdik
Şimdi inanmıyorum mehtaba yıldızlara
Benim adım nedir
Bunu kim bilebilir.

Her konuştuğumuzda
Karanlığınızdan bir nokta çaldım
Söylemedim ama daraldım
İçinizi ısıtıyordu belki sözlerim
Eve gidince ödüyordu lakin gözlerim
Hafakanlarınızı hapsetmek kolay olmadı
Süzüyordum gözyaşlarınızı
Neşeli sözcüklerle ödeme yapıyordum
Zeki cümleler buluyordum
Şeytanlarınız bana emanet
Kollarımın çizikleri derindi gayet
Her şey mutlu olmanız için
Sizin için anlamsız paradoksal seçim
Buraya kadar iyi ama
Düşüp çamura bulanınca
Neden kaçırdınız gözlerinizi gözlerimden
Neden anlamadınız öldüğümü halimden
Oysa bir gece bulurdunuz beni Balat’ta
Sabahlara kadar sokaklarda
Artık sormam hayatta
Ölenler parmak kaldırsın
Evet evet tabi ya…

Üç Yudum

01 Mart 2008

Toplayın mancınıkları
Buraya cümle kuruyorum
Al şarjörünü ver şarjörümü
Bitti aşkımız, gidiyorum.

Oturarak öl
Üç yudumda
Bilirsin, son nettir
Hadi eyvallah.

Mezar Taşı

26 Şubat 2008

Kapsama alanı dışındadır mezarlar
Çekemezsin
Ne kafayı ne de ciğerlerine havayı
Bilemezsin
Şekilsiz durur üstünde duvarlar
Göremezsin
Arkana saklanan çocukları
Sobeleyemezsin.

Usanmadan her gün yaşamaya
Boylu boyunca uzanıyoruz mezara
Işıklar sönsün, sesler azalsın
Kenara kay İstanbul, bana da yatacak yer kalsın.

İlgi Çekici

11 Şubat 2008

Çekicilerle Çekoslovakya’da çekilen bir aracın içindeki imdat çekici

Kameranın dalgasız denize atılan ince taşın yüzeye paralel sekmesini çekmesi

Ablasının eteğini çeken küçük kızın dağınık çekmecesi

Çekilmez sancılar veren dişin yeniden inşası için çekilmesi

Şizofren kelimelerin toplanıp aklıma sürme çekmesi

Kızların gülümseyerek poz verip “çek” demesi gibi ilgi çekici

Dedikoducu karıların bir köşeye çekilip birilerini çekiştirmesi

“Çeksene” fiilinin vezinlerde çekilmesi

Çekilmez hale gelmeden lütfen biri çeksin fişimi.

 

Yarım bırakıyorum

Boşluğa kendimi.

Hortluyoruz

31 Ocak 2008

Çok farklı amaçlarımız var tatlım, bilemezsin
Güzel cümleler kurduğumuza, medeni takıldığımıza bakma
Kafamızın derinliklerinde, örümcek ağlarının bulunduğu o bölümde
Yerlilerin vahşi tamtamlarını saklarız
Rejimleri devirir, laikleri haklarız.

Bizden ne kadar korksan az tatlım, bilemezsin
Örtülü öcüler kılığında rüyalarına gireriz
Geceleri mutant oluruz, değişir çehremiz
Kill Bill tadında çarşaflı bir abla olur bazen
Duvarlara kanla tekbirler yazarız.

Okullara gireceğiz tatlım, kamusal alana sineceğiz
Başörtümüzü mınçıka yapıp vahşet filmleri çekeceğiz
Tespih boncuklarından işkence metodları
Dantelli takkelerle bozacağız aklını
Bizden korkabildiğin kadar kork tatlım, anladın mı.

Düşündüğünden daha kötüyüz tatlım, bilemezsin
Kadınları evlere, erkekleri camilere hapsedeceğiz
Hırsızların kolunu değil sülalesini keseceğiz
Nasıl olduğunu bilemeyeceksin
Tehlikenin farkındasın
Yüzyıllar öncesine döneceksin.

Uykularını kaçıracağız tatlım, bilemezsin
İşrakta sayım, yatsıdan sonra yat yoklaması
Sıkı bir mahalle baskısı
Mekke makamında okunacak ezanlar
Şalvar ve cübbe işin cabası.

Yorganı kafana çekme tatlım, başın açık olmalı
Tanımalı seni, biz zombi orduları
Sendeki bu Müslüman korkusu
Çok eğlenceli doğrusu
Gölgesinden korkan çocuklar olur ya hani
Oturup sana ciddi şeyler mi yazacaktım yani.

(Abdullah Kibritçi)

İstanbul

17 Ocak 2008

Uzun bir cümle kurun bana ne olur
Aşk olsun içinde, sokaklar ve İstanbul
Altından vapurlar akan bir köprü
Minareler ve gökyüzü
Resmeden İstanbul’u.

Sonra kutsal bir etek gibi salınan
Mavi sularından bahsedin
Akşamları kıyıya vuran aşklarından
O yorgun bakan kisvenin ardında duran
Haşmetli İstanbul’dan.

İlkindi güneşinin pencereleri öpüşünden
Cadde ışıklarından taçlar takan şehirden
Dağınık saçlarını ıslatan yağmurdan
Eski bir yazıttan arta kalan
Gizemli İstanbul’dan.

Aşkname

27 Kasım 2007

Nurun bulanıp nura ruh ile temaşa olunca
Kitaba nakşedildi adın şekil verdi kelama
Her maşuğun sukutunda bir vaveyla
Asırlarca kah ismin Aslı oldu kah Leyla
Şiirin menba’ı şairin kemali
Yıldızlar inci olup dizildi gerdanına
Nare pervane dilberler ağıtlar yaktılar adına

Kah surete büründü kah göze göründü
Kınandı vuslat gurbet düğündü
Elem ızdırap şekil buldu mecnuna döndü
Aşıklar dönüp dolaşıp sana getirdi sözü
Şiirin menba’ı şairin kemali
Hayalin bahara döndürdü güzü
Sırperest mizacın öldürdü de göstermedi yüzünü

Acı ve lezzet sırrından müştak
Talibinden istediğin cana bir bak
Kokun sarar ruhu kalp aklı eder tutsak
Bitmez sana varan hiçbir sokak
Şiirin menba’ı şairin kemali
Virane yolcular sayıklar adını bilmez dur durak
Her daim damarlarındasın salikin bir o kadar uzak.

Haylaz Şeyler

22 Kasım 2007

Karanlık sokakların kuytuları
Kırmızı kurdeleli bir peri kızı
Oturmuş banka yıldız sayıyor
Bin gram hasret, yarım ölçek sızı

Seviyor çubuk kraker sevenleri
Kaçan gole üzülmüyor belki
Güldüğü de oluyor bazen
Biraz yalancı biraz ciddi

Kaçmayı koymuş aklına
Hep kendinden uzaklara
Oysa kimse gitmeni istemedi
Ne yaramaz çocuklar ne de bir kedi

Saklanarak arkasına kümesin
Keyfini kaçıralım herkesin
Kaçıralım misafirlerin ayakkabılarını
Büyüyünce ne olacağımız bilinmesin

Doktor olacakların ben
Küçük hemşirelerin sen
Yolalım saçlarını
Elde edilen ganimetlerden
Misketler benim, tokalar senin…

Kod Adı Aşk

25 Ekim 2007

Tablolara ayrıldım bu aralar
Sütunlara böldüm kendimi
İşlemcimin dişleri kırıldı
Çift çekirdek karpuz hala üretilmedi

Kodların arasında aradım kendimi
Nerede adından bir harf görsem
Kopyalayıp kendime sakladım
Hep bold yaptım seni bir bilsen

Karıştı aklım ve karıştı kablolar
İmlecim ezberledi ikonların yerini
Taşınmaz dosyalar taşındı, karşı komşum bile
Kimseler görmeden tıkladım seni

Derinlerde bir yerdeyim
Kimsesiz karakterler gibiyim bu aralar
Sevinmesine seviniyorum ama
Ne gökte ne de klavyede bir yerim var

Her kalıba giriyorum ve düşünüyorum
Fontların harfleri giydirmesi
Tipografi ve bu düzen
Bayramda annelerin çocukları giydirmesi gibi

Bütün tuşların bana kini var
Sanki bastığım bir kuşun kanadı
En kusursuz sistemler
Seni taşıyabilir mi bir veri tabanı

Canım sıkıldıkça alt satıra indim
Sordum hayat kaç piksel
Pleye basınca başlar gibi
Lütfen bir ses ver…

Kapat
E-posta ile paylaş