Kirpiklerinin her kıpırdayışında hissettiğin sesi hissettim
Sen susarsan bir gün benimde kesilir nefesim
Açıldıkça ambarı kelimelerin, yırtıcı, vahşi ve derin
Daralır buğulu gözlerinden müştak kafesim
Dönüp yüzünü aya seyre dalınca ellerinde kendi ellerin
Başımı kaldırıp bakamam sessizlik benim kederim
Geceleri bana ağıtlar yakmak senin, aşka aşık olmak benim
Aşka aşık olana aşık olmak da yine senin kaderin.
Bu sana lal olduğum, sessiz kaldığımdır
Cümlelerim saklı, yazılmış olan zaptımdan kurtulandır.
Satırların boyaları akıyor
Kelimeler kaybediyor anlamını
Işıklar bir sönüp bir yanıyor
Odalarda şimşekler
Dökülüyor bulutların sıvaları
Renklerden bir cümbüş var
Ahenkli, endamlı ve zarif
Gökkuşağında yürüyüş var
Yükümüz şarkı ve aşk
Uzanıp tutuyoruz yıldızları
Çırpıyorum ellerimi
Susarsan kaybolur göğün kuşağı
Yükseldikçe unutuyorum kendimi
Cennetten gelen ses
Durduruyor hayatı, vapurları
Uçuyor nurdan tınılar
Uzanıyor ötelere, ufuklara
Söz, nefes, manevi sızılar
Kırıyor her demde
Ruha vurulmuş prangaları
Sen söyledikçe yeniden
Dirilir kalkar, tempo tutarız
Dingin sesin derinden
Alır bizden bizi
Üstatlar kalkar yerinden
Duyunca sesinizi…
(Dillagi eşliğinde, Nusrat Fateh Ali Khan için yazıldı…)
Terliyor ellerim asırların sıkıntısından
Aranıyor derinlerde bulunmuyorum
Islanıyorum ve korkuyorum akıntısından
Rüyalarda aşıyorum şehirleri
Kaf dağını uçsuz nehirleri
Babil’den geçiyorum Buraha’dan
Ne seferden dönen ordular
Ne de kervanlardan bir haber var
Bi haber keşişler, hancılar
Oysa Ferhat’ta bulmuştu Mecnun’da seni
Bense kırklara karıştım duymak için sesini.
Sultanların servetleri ve Babil hazineleri
Kokun kadar cezp etmedi beni
Saklı şehirler buldum ıssız karanlık
Etrafta periler, sessiz sakin adımlar
Bir ben varım yürüyen gecede
Yazıtlarda çözüyorum seni gizemli bilmecede
Adını okuyorum her adımda her hecede
Efsunlu odalar açılıyor
Altınlar, inciler, yakutlar saçılıyor
Açılıyor önüme tarihin sırları
Sen yoksun hiçbir yerde
Sanki ağırlamamış seni hiçbir belde
Ne bilginler biliyor seni
Ne de rüzgarlar duyuruyor bana sesini…
Yakamda kilitlendi titretiyor sancılar
Aşkında acı, acında aşk var
Çölleri aşıp gelen dalgalar sen oluyor
Misk kokulu bir serap olup kayboluyor
Uzuyor gölgesi her şeyin
Kararınca gökyüzü dalınca uykuya
Avucumda yokluğun içimde asırlık sızılar
Ne ceylanlar ne insanlar biliyor seni
Ne de cinler haberdar.
Yetmiş yaşındaydım
Yetmemiş bir meyve gibi dünyanın dalında
Yetmeyen bir hayatın sonunda
Elinden tutup parka götürüp
Aklımı oynattım
Salıncağa bindirip, gülüp eğlenerek
Kediler vardı bıdık bıdık
Ayakları tombik bebekler
Küçük ablalar, yanaklarında benekler
Sakızdan çıkan kelebekler gibi
Tesisatlı arabadan gelen ninni sesi
Bastırdı bir annenin tencere taştı sesini
Tencere taştı, kaldırımlar taş
Taştan odalar içinde ağlayarak bir beşik taştı
Sütün taşması gibi
Sevdiğim semtlerden biri
Beşiktaş’tı
Islak mendil gibi
İşim yaş…
Eğlendiren ve güzel şeylerin
Yumrukluyor, dağıtıyorum çenesini
Ramazanda erzak dağıtır gibi
Mutlu ediyor beni
Taze armutlar ve umutlar
Umut var gazoz kapaklarının altında
Bakkalın oğlu Umut var
Bulut var havada, kan yüklü bulutlar
Çekiyor gözüme sürmeyi
Sevmem araba sürmeyi sevmediğim gibi
Ama sürdürürüm bu gidişi
Git işine demeden
Zehir eden bu anı dem eden
Demli çay tadında
Süzülüyorum demlikten.
Aklımı oynattım, götürüp parka
Eskiden kutu kutu pense bilmezdi
Söylenince arkasını dönmezdi
Dönmezdi gidip dönmeyenler gibi
Dönüyor çocuğun elindeki fırıldak
Dönüyor oysa dünya
Bugünü istiyor dün
Kız isteyen dünürler gibi
Ellerinde patik birde papatya
Patik gelecek vaat ediyor
Papatya bir seviyor bir sevmiyor
Süslenmiş sev diyor beni dünya.
Ben büyük bir yazarım
Ama küçük bir yazamam
Rakamlar büyüktür çünkü
Hep büyük olan babalar gibi.
El ele tutuşup koşalım kırlarda
İlgilendirmesin seçimler bizi
Aşklar yormasın yüreğimizi
Radyomuz çalışmasın
Kalbimiz dünyaya alışmasın
Yıldızımız siyasetle barışmasın
Duymasın milyonlar sesimizi
Sadece çiçekler bilsin dilimizi
Adımız listelere karışmasın
Zihnimiz rakamlara çalışmasın
Kimseler bilmesin evimizi.
El ele tutuşup koşalım kırlarda
Son model arabamız olmasın
Varsın ışıklarda durmasın
Geceleri yürüyelim sokaklarda
Bazen soğukta parklarda
Damarlarımızda gündem akmasın
Her kürsüye çıkana haklısın
Deyip, oturalım uzaklarda
Yavan ekmek yiyelim artarda
Ama yüzümüz yere bakmasın
Kardeşlerimiz olsun Filistin’de Katar’da.
El ele tutuşup koşalım kırlarda
Olmasın anketlerde fikrimiz
Mahalleli bilmesin biz kimiz
Afişlerde olmaktan da beter
Muhtaçlığımız olmasın bize yeter
Bir şeyler anlatmak değil derdimiz
Sade hayat isteriz tertemiz
Düşünmemeli elalem ne der
Popüler uğraşlar sahte keder
Kulluktur sadece dersimiz
Bilinmez ne zaman biter
Kesilir soluğumuz sesimiz.
El ele tutuşup koşalım kırlarda
Bilmesek ne olur döviz kurlarını
Tatil beldelerini eğlence turlarını
İlgilendirmesin endeksler pariteler
Aklımıza girmesin partiler
Olmayan demokrasiye çalıştırsınlar akıllarını
Devletler donatsın ordularını
Bahçemize dolsun kediler
İşrakta duyulsun ilahiler ninniler
Yaşayalım gündüzünü akşamını
Gidenler hep vakitsiz gittiler…