Sayım var gibi renksiz
Ahenksiz, gri, güneşsiz bir gün
Bakanın kalmadığı gökyüzüne
Sağı solu kapatmış şehir
Şehrin kırık dişleri, çanaklar
Rabıtada mıhlanmış
Yakınlar uzaktılar
Eskiler bilir…
Uzaklarda yükselip alçalan bir martı
Hava yağmurlu
Yavaştan çöken karaltı
Ötelerden yarı yaşanmış bir gün gelir…
Gri günün akşamında
Müstakil bir huzur
Martı kayboldu
Bacalar ve pencereler
Ot bulunur, taş bulunur…

Uyudun mu lan sen şimdi sağına dönüp
Gece üç buçuk uyudun tabi başka ne olacak
Besmele çektin belki yatmadan önce beni çektin belki yorganı
Kabirnur kıldın mı konuşmadan yatılır hani herkes bilmez onu
Sevgiliye lirik şiir yazılır hem lan denmez dimi kız
Kusura bakma gelince alnından öperim ödeşiriz.
Bu ne lan sen yoksun gökyüzü yok varsa yoksa hermetik kombi bide anten
Böyle olunca diyaframdan nefes almayı da unutuyorum şimdi plates desem ayıp
Gelinliğini ben çizicem İlknur dikecek böyle şeyler düğünlerde olur
Toki işi yaş ben bişi anlamadım ama annem kolay diyor
Diğer türlü kredi faiz veznedar karı ve makyaj ve ruj ve parfüm kokusu
Ben de anlamadım yeni başlıyorum kızım ilk defa evlenicem ne bilim.
Zenginliğin tek yolu mirasmış Mehmet Genç hoca dedi mübarek adam
Osmanlı’da toprak mülkiyeti verilmezmiş o yüzden neyse mesele karışık
Babama da Allah vermemiş ne diyelim hayırlısı
Eskiden hayırlıysa ver derdik şimdi hayırlısıyla
Biz de az üçkâğıtçı değiliz bunları bize kim öğretti.
Baktım işte biraz oturma grubu yatak odası sürgülü mürgülü aynalı
Taksitle veriyorlarmış korkmaya gerek yokmuş kredi kartımız ne ayıpmış
Götü başı oynayan bir kız anlattı hangi bankaya ne kadar taksit
Anam çarşafıyla gezdi lüks mağazaları cikleyen kızı hiç dinlemedi
Bunların hepsini alınca mesele halloluyor böylece mutlu olucaz dimi?

Ateş vahametin durduğu yerde uyur
Bir uyurgezer öpücüğüdür edna
Ölüler biraz daha ölü, hastalar biraz daha
Hastadır bu soluklandığımız gölgelik
Ve hastadır üstünde duran…
Ahenksiz gri güneşsiz bir vakit, adı yaşamak
Mazlum suratları, savaşlarda çocuk fabrikada anne
Yapışan suratımıza bakarken öptüğümüz
Bir bebeğin serçe elleri, hayaller
İşte bu hayat da böyle…
Biz aklımızı yırtarak
Uyumsuz ilan edildik fosforlu renklere
Yerimizi belli ettik, yurdumuzu
Bir deli kadın kahkahasıydık fundalıkta
Yapabiliriz bunu, evet ölebiliriz
Sağ salim ölebiliriz yan yana…
Peki, görüşürüz
6’da Üsküdar’da…
Taha Süren’e sevgilerle…
Abdullah Kibritçi
Bu nefes almaklar beni boğan
Tadı damağında yaşamak
Bu renkler gözümü kör eden
Yeşil gölde kırpık bir ceset
Ne de saygıdeğer!
Bu hikâye ölümle başlar, garip
Sizce de fazla karışık değil mi?
Mesela huzur, ne bulanık
Banknot, gardiyan, küllük, vanilya, kefen
Her şey karmakarışık…
Seni masmavi görmek istiyorum seni yemyeşil
Seni öpmek istiyorum kim karışır…