top-image

Müzik kategorisindeki tüm yazılar listelendi...

Uyurken Dinlenecek Şarkılar albümü on bir adet seçkin şarkıdan oluşuyor. Albüme dair bilgileri ilerleyen satırlarda, indirme linkini ise yazının sonunda bulabilirsiniz.

Uyurken şarkı mı dinlenir be, deseniz de, uyurken dinlenecek şarkılar, diyorum ben bunlara. Siz, uyumadan önce şarkıları, uykuya hazırlayan şarkılar, uykuluya iyi gelen şarkılar, diye isimlendirebilirsiniz. Olabilir tabi.

Bu şarkılar, dinginliklerinden dolayı, hafifliklerinden dolayı, benim sık sık uyurken dinlemeyi tercih ettiğim şarkılardan oluşuyor.

İlk sırayı elbette haklı olarak The Cranberries alıyor. Cranberries’in Linger adlı meşhur şarkısıyla başlıyor albüm. Bu günlerde Dolores gibi söylemeye çalışıyorum bu şarkıyı, sakince, yayarak kelimeleri:

If you, if you could return / Dont let it burn, dont let it fade / Im sure Im not being rude…

…yazının devamını okumak için tıklayın.

Elbette ben Zeki’yi dinlemeyi bırakalı uzun yıllar oldu. Ama şimdi de kardeşim Matrax’ı takip ediyor. Geçenlerde radyoda çalarken ilgimi çeker deyu dinletiverdi bana. Sevdim.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

The Cure Rock Group

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

(Bu yazı aynı zamanda bir mektuptur.)

The Cure… Yüzleri bembeyaz, dudakları rujlu elemanlar… Okul arkadaşı üç eleman 70lerde The Cure adlı grubu kurarlar. Tavırları, tipleri ve şarkılarıyla kısa sürede alternatif rock camiasında kendilerine güzel bir yer edinirler. İlk albümleri karamsar, iç bunaltıcı şarkılarla dolu olduğu için insanlar tarafından gotik ve bohemist olarak benimsenirler. Ve bu imaj onların üzerine öyle bir yapışır ki ne kadar neşeli şarkılar da yapsalar kendilerinden beklenen sıra dışı şeylerdir. Lakin gotik olmasa bile sıkı pesimist diyebiliriz kendilerine. Şöyle bir şey var ki, grubun vokalisti idi yanılmıyorsam, verdiği bir demeçte, hiçbir şey istemediğini, bir dağın tepesinde ölümü beklemek istediğini söylemiş. Buna benzer sözleri yüzünden intihar edeceği beklentisi doğmuş, hatta hangi şarkıdan/albümden sonra intihar edeceği merak konusuymuş… Tabi öyle bir şey olmamış…

Elemanların belirli bir ahlak anlayışları var. Kapitalizme, piyasaya karşı erdemli bir duruşları var. Küfürlü şarkılardan, öğürmelerden hazzetmiyorlar. Lakin birçok metal, rock ve elektro sanatçısında olduğu gibi bunlarda da bir imaj kaygısı var. Bu marjinal olma çabası direk olarak tiplerinde tezahür ediyor. İyi bir ailede yetişmiş, rahat büyümüş, nazik çocuklar olmalarına rağmen karmaşık saçlar ve bembeyaz suratlar ile vermek istedikleri görüntü ise tam tersi. Biz çok sıradışıyız mesajını veren imajın altında gayet doğal sevimli çocuklar var oysa. Bu gerçeği perdelemek rock’un doğası için gerekli olabilir belki, bilemiyorum. Örneğin Mortiis sahnede canavar maskesiyle çıkar. Uzun iğrenç bir burun, sivri kulaklar, dağınık uzun saçlar, sarılı kol ve bacaklar. Yaptığı şarkıyla bir şeyler anlatırken, imajıyla bu anlatıma destek vermektedir böyle yaparak. Oysa Mortiis de bembeyaz pürüzsüz nazik bir çocuk tipindedir aslen.

Şarkılarına gelirsek, ne söylediklerini bilmiyorum ama kasvetli şeyler söylüyor olsalar dahi, şarkılarında bir neşe var. Hani bazı sakızlar olur ya, şekersizdir ama tatlıdır. İşte The Cure için de bunu söylemek mümkündür, bir tatlandırıcı vardır şarkılarında ama bu bildiğimiz şeker (mutluluk, neşe) değildir. Enerjiyi hissederiz ama neşeyi birebir göremeyiz, iyiyse kafamız neşeleniriz…

Vokalistlerinin (Robert Smith) rahat ve temiz bir sesi var. Çok uçurmasa da en azından hiç yormuyor. Her şarkıyı aynı güzellikte aynı temizlikte okuyamadığı bir gerçek… Zaten kafası güzelken iyi yorumlayamadığını saçmaladığını kendisi söylüyor. Çok güzel şarkıları var. Derin ve yüzeysel ritimler iyi harmanlanmış. Bunu anlatmanın başka bir söylemi var mı bilmiyorum ama dediğim gibi şarkılarında derinden gelen ses ile belirgin olan sesler, tezatlıklarıyla, birbirlerine yakınlaşıp uzaklaşmalarıyla lezzetleniyor.

Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim Roll’un 16. Ve 40. Sayıları The Cure sayıları imiş. Merak ettim, o sayıları istiyorum, ama piyasada var mıdır bilmiyorum, benim sana linkini gönderdiklerim 2008 sayılarıydı sadece.

Şarkılarında güzel, akılda kalan ve kendini tekrar ettiğinde yorup sıkmayan melodilere bolca rastlamak mümkün… Hafif şarkılarda bile bir coşkunluk var, böyle olunca şarkılarını uzun yolda dinlemek gayet lezzetli olur diye düşünüyorum. Hatta yaptığım “Yolculukta Dinlenecek Şarkılar Listesi” ne bir şarkılarını almayı düşünüyorum, ama hangisini alacağıma karar vermedim.

Burada bir tespit yapsam iyi olacak. Albüm/sanatçı/şarkı tanıtımı yapılırken genelde (ya da hep öyle) verilen bilgiler biyografi gibidir. Kuru bilgilerden oluşur. Oysa ne çok isterim o anlatma mertebesine ulaşmış sıkı dinleyici herhangi bir şarkının derinlerini anlatsın bana, hissettiklerini anlatsın, şarkının hissettirdiklerini… Ya da tümden şarkıların geneline dair, en azından tarza, o özgün tarzın anlattığı özgün hikâyelere dair bir şeyler anlatsınlar. Biliyorum şarkıları anlatmak zordur ama ben anlatmak istiyorum yine de sana…

Anlamak da zordur biraz… Tadı nereden aldığına bağlı, hangi damardan beslendiğine… Örneğin ben net şeyleri severim, ses net, müzik net, melodi net. O yüzden Björk, Pink Floyd ve Radiohead bana çok da yakın değildir. Tori Amos hiç yakın değildir. Sana da Mortiis yakın değildir örneğin. Ama şu kesindir ki Björk’den de Mortiis’den de zevk alabilmek için iyi derecede müzik dinliyor olmak gerekir, iyi kulak dedikleri şey işte… Tom Waits’den zevk alabilmek için iyi dinlemenin yanında sabırlı olmak da gerekir mesela. Tamam, CocoRosie’de net değildir, biraz mıymıntıdır, ama zeki buluşlarla doludur, belki bu yüzdendir onların yakınlığı. Doğuda karşılığı Mohsen Namjoo olabilir CocoRoise’nin. Ama anlattıklarına değil müziklerine kattıklarına bak, bir akrabalık var yaklaşımda dimi… Björk, Pink Floyd ve Radiohead’ i yan yana yazınca aklıma bunlara yakın bir isim geldi: Coldplay. Yakın zamanda İstanbul’da konser vereceklermiş. Hep beraber The Hardest Part diye bağıracaklarmış. (:

Bu yazıyı sadece sana göndermek için yazmıştım ama sanıyorum sitede de yayımlayabilirim. Gayet temiz olmuş, hiç küfür etmemişim mesela, özel şeyler de söylememişim. Aslında Pink Floyd’un gizemli Sdy Barrett’ini anlattığın mektubuna karşılık olabilir bu mektup. En son Murat Menteş mi bahsetmişti o adamdan? Ne olmuştu? Bak o hikâyeyi unuttum. Bir ara yeniden anlat.

Sabah oluyor, uyuyayım biraz. Sen de işrağı bekle… Bir anekdotla bitireyim bari mektubu:

Elektronun kafayı sıyırmış elemanı Aphex Twin (Richard D. James) İstanbul’a geldiğinde sormuşlar:

- Evinizde bir tank olduğu hakkında söylentiler var.

Evet. Ferret Armoured Scout Car Mark II. 4.5 tonluk. Üzerinde 72 mm’lik taramalı tüfek var.

- Ne amaçla kullanıyorsunuz?

Normal bir araç gibi… Çoğunlukla alışveriş için kullanıyorum.

Not: Ekte bir grafik dosyası var. The Cure için tasarladığım duvar kâğıdı…

TIKLAYINIZ

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Ben ‘jackie jackie’ adlı güzel şarkımı dinlerken, sokaktan davul ve zurna sesleri gelmeye başladı. Balkona çıkıp baktığımda, küçük bir topluluğun hakla şeklinde birbirlerine geçip saçma salak hareketlerle dönüp durduklarını gördüm. Sapıtmış gibiydiler, sokağın ortasında, milletin önünde (sokaktakiler için bu gayet normal) oynuyorlardı, içlerinde başörtülü ablalar da vardı. Ütülü kıyafetler giymelerinden, saatler süren uzun uğraşlar sonucu saçlarını yaptırmış ablaların şeklinden, bunun bir düğün öncesi faslı olduğu anlaşılıyordu.

Çok sinirlendim, zira güzelim şarkımı rahatça dinleyemiyordum.

Belediyeyi aradım:

- Merhaba, …… mahallesi dördüncü caddede bazı orospu çocukları ellerinde davul ve zurnalarla evleri yıkıyorlar!

- Ne! Hemen sizi zabıtaya aktarıyorum.

- Dıııııt.

- Merhaba, bir şikâyette bulunacağım. …… mahallesi dördüncü caddede ellerinde davul ve zurnalarla bazı insanlar aşırı gürültü yapıyorlar.

-Mahalle …….., cadde dört, adres doğru mu?

-Evet

- Trafiği kapatmışlar mı?

-Hayır, trafiği kapatmamışlar.

- Ekiplerimiz geldiğinde görebilirler mi?

- Ekipleriniz geldiğinde, görebilir ve duyabilirler.

- Peki tamam.

- Teşekkürler.

Jackie Jackieeee  (:

Sayfa: 11 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 »
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi | Reng-i Ahenk Teması | Hakkımda | İletişim