10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Keyif İstanbul

05 Ocak 2008

Keyifli bir yer: Keyif İstanbul

Mekân Üsküdar’da. Oturup bir pencere kenarına vapurları, cadde ve sokaktaki kargaşayı, koşuşturan insanları seyretmek mümkün. İç mekânın ışıklandırması gayet hoş aynı zamanda kitap okumak için ideal bir yer. Menüsünde kahvaltılıklar, ızgaralar, sandviçler, salatalıklar; sıcak içecekler ve pastalar mevcut. İçecek menüsü tatmin edici. Wireless hizmeti mevcut, aynı zamanda alt katında bir de internet cafe var. Şimdilerde bir kampanyaları var: internet sitelerine girip “Tanışma Formu” nu doldurup gönderiyorsunuz, ilk ziyaretinizde dilediğiniz bir kahveyi ikram ediyorlar.

Üsküdar Merkez - Molla Eşref Sokak

Issız Bir Adada Kamp Fikri

18 Ağustos 2007

Yassı Ada’da kamp yapma fikri girmişken akıllarımıza, bizim gibi tutkulu ve macera arayan insanlar için yapacak pek bir şey yoktur. Yassı Ada’da kamp yapılacaktır. Yedi kişilik kamp ekibinin son gün yarısı dökülse de, arkadaşların çoğu gelmese de (gelemese dememi yeğlerlerdi) yedi kişi iken ancak üç kişi gidebilsek de, gitmeyi kafamıza koymuştuk bir kere. Ve çıktık yola. Issız bir adada kalacaktık, kimsenin yaşamadığı, pek uğrayanı olmayan bir adada.

Akşamüzeri Eyüp’ten bizi bekleyen tekneye üç kişi olarak binip yola koyulmuştuk. Henüz yeni açılmışken unuttuğumuz şeyler olup olmadığını kontrol etmek bakımından unutulması muhtemel olan çay kaşığı ve benzeri şeylerin alınıp alınmadığını sorgularken en önemli şey olan ekmek ve suyu unuttuğumuzu fark ettik. En yakın limana yanaşarak bu eksikleri de tamamladıktan sonra yolumuza devam etmeye başladık. Ama ekmek ve suyu unutmuş olmamıza biz bile inanamamıştık. Bizi getiren tekne geri dönecek biz ise kimsenin olmadığı bir adada üç gün kalacaktık. Bir şeyler unutmak bizim için çok kötü olabilirdi.

İlk defa tekne yolculuğu yapacak olan ben gayet heyecanlıydım tabi ki. İlk bir saatlik yolculuğumuz İstanbul siluetini temaşa ederek geçti. Ekibimizin tarihçisi, hukukçusu ve geleceğin siyasetçisi Cem bizlere Süleymaniye minarelerinden, Yavuz Selim Camiinden, kilise ve tarihi yapılar hakkında anekdotlar aktarırken gökyüzündeki aydınlık yerini karanlığa bırakmak üzereydi ve yol tükenmekteydi. Kaptanın arkasına bakıp bizim tedirgin halimizden dolayı gülümsemesini yine tedirginlikle karşılıyor, “acaba devrileceğiz de kaptan bize gülerek çaktırmamaya mı çalışıyor” diyerek espri yapmakta, boğaz çıkışındaki dalgalarda sallanan teknede güneşin batışını seyrederek ferahlamaya çalışmaktaydım. Sertifikalı kaptanımız ve ekibimizin demir başı Yusuf bizi yol hakkında bilgilendiriyor, ara sıra tekne kaptanı ile sıkı bir muhabbete dalıyor, denize ve tekneye alışık olduğunu ispatlarcasına rahat hareketlerle teknenin uç kısmına gidip Captain Black sigarasından sıkı bir duman asılıyor…

Hava iyice kararıyor. Yassı ada uzaktan görünmeye başlıyor. Deniz gayet dalgalı. Zar zor iskeleye yanaşıyoruz. Bu arada adada birkaç kişinin olduğunu görüyoruz. Birkaç balıkçı, ağ atmışlar ve çok dalgadan dolayı açılamayınca adada konaklamak zorunda kalmışlar. Eşyaları alıp kamp kuracağımız mekana doğru gitmeden, evden getirmeyi unuttuğumuz ama tekne kaptanından ödünç aldığımız çaydanlığı da unutmuyoruz tabi ki.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

İllegal Keyif

09 Haziran 2007

Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanmasının ardından Kültür ve Tabiat Koruma Kurulu’ndan onay alındı. 14 Eylül 2006 tarihinde caminde gerçekleştirilecek restorasyon çalışmaları için ihale yapıldı ve ardından da caminin iç, dış, kubbe ve minarelerinde restorasyon çalışmalarına başlandı. Restorasyon dolayısıyla ibadete kapatılan camideki çalışmaların bu yıl sonunda tamamlanması öngörülüyor.” demiş ağabeyler…

Fatih Çarşamba’da bulunan Yavuz Sultan Selim Camii’nden bahsediyorlar. Yedi tepeden birine yapılmış olan bu caminin enfes Haliç manzarası vardır. Her hafta mutlaka gider, dış avludan Haliç’i ve karşı kıyıları izlerdim. Gerçekten çok sevdiğim bir mekandır. Ancak tamirat sebebi ile etrafı çevrili olan cami ve avluya uzun zamandır giremiyoruz.

Bu hafta yine oralarda dolaşırken, buraya girmek için yılsonuna kadar bekleyemeyeceğimi, içeriyi çok özlediğimi hissettim. İlk önce arkadaşımla şaka olarak bahsini yaptığımız “gerili 3 metrelik demir hattan içeri atlama” planı güvenlik görevlisinin yerinde olmayışı ve özlemin ağır basması sebebi ile ciddiye dönüştü. Güvenlik kulübesinin hemen yanında bulunan kapının kilidin açık kalmış olmasından faydalanarak, herhangi bir atlama fiili gerçekleştirmemize gerek kalmadan içeri girebildik. Hava karanlık olduğundan etrafta dolaşan birkaç işçi bizi görmedi, ya da yabancı olduğumuzu fark etmedi. Hızlı ve sessiz bir şekilde avlunun son taraflarına doğru ilerleyip, Haliç’i en güzel gören bir yere mevzilendik :)

Çok heyecan vericiydi. Haliç harikaydı. Akşam harikaydı. Martılar harikaydı.
Sonra ne mi oldu? Yaklaşık yarım saat sonra bizi fark eden görevli tarafından kibar bir şekilde kovulduk :) Tabi yarım saatte zevkimizi almıştık zaten. Bu hafta aynı şeyi yeniden deneyeceğim, bol şans dileyin :)

Yeşil Mavi Cafe

26 Nisan 2007

Yeşil Mavi Cafe, boğazı seyrederken, denizin kokusunu duymak, aynı anda da ağaçların arasında çayını ya da kahvesini yudumlamak, bir yandan da nargilesini fokurdatmak isteyenler için nadide mekânlardan biri.

Yeşil Mavi Cafe, büyük bölümü açık olan bir mekân. Bu yüzden daha çok sıcak havalarda tercih edilmekte. Özellikle akşam vakitleri orada olmak daha bir başka güzel.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Efsane Lezzet: Al-Baik

21 Nisan 2007

Şimdi sizlere bir lezzet tanıtacağım. Elimden geldiğince abartmamaya çalışıyorum. İlk defa geçen yıl Mekke’de ve Medine’de tadına baktım. Aslında son bir haftadır canım aşırı derecede çekmeseydi bu yazıyı yazmayacaktım. Şimdi internette Al-Baik hakkında bulabildiğim yorumları sizlerle paylaşacağım. Aslında uzun uzadıya anlatmak isterdim, ama onlarca yorum var ve bu yorumlar her şeyi anlatıyor:

“Suudi Arabistan’da bulunan bir fast food..
Al-baik yedikten sonra bir daha hiç bir chicken nuggetin veya butun size lezzetli ve çekici gelme olasılığı yoktur. Banvit, Mcdonald’s, Kfc vs. hepsi yalanmış dedirtecek bir lezzete sahiptir. Gidip de yemeyeni, yiyip de beğenmeyeni görmedim daha.
Sabahın altısında yataktan kalkıp yediğimi bilirim. Tadını çok özlediğim ve bir an önce tekrar yemek istediğim chicken nugget.”
(peygamber devesi rumuzlu şahıs, http://www.uludagsozluk.com/k/al-baik/ 24.12.2006 21:12)

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Kuzuluk Kaplıcaları

02 Nisan 2007

“Kuzuluk, Sakarya ili Akyazı ilçesine bağlı Akyazı’nın güneydoğusunda yer alan il merkezine 38 km. ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bozulmamış doğası ve şifalı kaplıca suları ile tam bir sağlık kaynağı ve ruhunuzun dinleneceği, özlemini kurduğunuz tatil için en ideal yerlerden biridir.”

Bu metin çok resmi oldu. Baştan alıyorum. (:
Efendim Kuzuluk bundan 14 yıl öncesine kadar kimselerin uğramadığı sıradan bir köy idi. İhlas’ın olaya el atıp bu mekana bir devre mülk tatil köyü kondurması ile değerlenen Kuzuluk şimdilerde –ağırlıkla İslami kesim olmakla birlikte- tatilcilerin gözdesi.

Konaklamak için bir otel, yaklaşık otuz blokluk İhlas Kaplıca Evleri ve onlarca pansiyon mevcut. Kış mevsiminde genelde yaşlılar tarafından tercih edilmekte. Yaz aylarında ise her kesimin bolca uğradığı bir mekân. İlk zamanlarda internet cafe dahi bulamadığımız Kuzuluk’ta şimdilerde lunapark, cafeler, go-kart vs. gibi birçok eğlence aktivite bulunmakta.

Buranın bence cezbeden tarafı sessiz, sakin ve dinlendirici olması. Tatillerini Çeşme, Bodrum vb. yerlerde geçiren gençler için elbette aşırı sıkıcı gelecektir (:

Her mekânın gidildiğinde yapılması gereken bir şeyi vardır ya hani. Kuzuluk’ta bu “şey” güzel bir alabalık ziyafetidir. Yolunuz düşerse alabalık yemeden gelmeyin (:
Tavsiyem güveçte alabalık ve ardında da kabak tatlısıdır.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Loreena McKennitt dinlemenin zararları ve Dilruba..

30 Ocak 2007

Kulaklıkları takıp çıktım yola. Sonrasında hatırlanacak pek bir şey yok zaten. Bir vapura bindim. Alt kat salona indim. Hala Loreena çalmakta birde mazot kokusu var havada. Bu yolculuğun diğerlerinden çok daha uzun geçtiğini düşünmeye başladım, zira yol gerçektende uzamış gibiydi. Nihayetinde Eminönü’nden Üsküdar nerdeyse her hafta geçiyorum. Yolun uzamasını herhangi bir şeye bağlayamadım. Sonra uykusuzluktan hafif daldım, Loreena hala çalmakta. Vapur durdu, herkesle birlikte bende indim.

Yanlış vapura binmiş olduğumu ve geldiğim yerin Üsküdar değil de Kadıköy olduğunu fark ettiğimde çok şaşırmadım, hala Loreena çalıyordu zira. (:

Kadıköy’den otobüse binip Üsküdar’a geçtim sonra. Beni Dilruba’da nargile içmek için bekleyen arkadaşlarımın yanına.

Dilruba, Fethi Paşa Korusunun en zirve yerinde. Zaman zaman uğradığımız bir mekan. Nargile sevenlere tavsiyemdir (: Ve güzel bir yanı daha var ki, oda Dilruba Restoran ve Cafe de wireless hizmetinin olması. Böylelikle dizüstü bilgisayarınızla cafeye gelip internet bağlantısını kullanabilirsiniz.

Her neyse.. Sıcak çikolata ve nargile, birde Loreena.

Kutsal Topraklarda

20 Kasım 2006

Zihinlerimizi hazırlamışız, yola çıkmışız. Tek yadırgayacağımız, alışamayacağımız şeyin sıcak olduğunu söylüyorlar. Zihnimiz sığacın düşünceleri ile dolmuş, evet çok sıcak olmalı diyoruz. Uçağın kapıları açılıyor ve iniyoruz. Suratımıza çarpan alevi, kuru sıcağı zaten bekliyoruz. Sıcak, ama her şey gayet normal. Buna psikolojik olarak hazırlanmışız. Şaşıracak bir şey yok.
Mekke’deyiz. Benim bu topraklara yaptığım ilk seyahatim. Yanımda deneyimli arkadaşlar var. Otellerimize gidip dinleniyoruz. Akşam Mescidi Haram’a gitmek üzere otelimizden çıkıyoruz. Otelin son kapısından da geçip, Mekke’nin havasını teneffüs ettiğimde afallıyorum: Yo olamaz! Burası geceleri de mi sıcak?
Bu sefer hazırlıksızım, öğle sıcağında uçaktan inerken hazırlanmıştım, sıcak olacaktı, bunu biliyordum. Ama şimdi gece vakti suratımı karanlık bir alevin yalayacağı aklıma gelmezdi ki.

Mekke, gece gündüz durmayan, uyumayan bir şehir. Daha doğrusu Mescid-i Haram ve etrafı. Bir an olsun hayat durmuyor; gece 3, 5, sabah, akşam, hiçbir zaman..
Bu yönüyle Mekke dünyanın benzersiz beldelerinden biri.
Işıklar, ışıklar.. Her taraf ışıklarla dolu. Petrol zengini bir ülkenin bu enerjiyi nasıl karşıladığına pek takılmıyorum. Her taraf ışıl ışıl. Duvarlarda, minarelerde ve en güzeli Kabe’nin siyah örtüsünde eriyen bu ışık demetleri ne güzel. Parıl parıl bir dünya hayal ediyor insan, parıl parıl bu Kabe’nin karşısında. Unutuyor derdini tasasını milyonlar, tek bir yürek olup tek bir duaya amin diyorlar. En güzeli de bu olmalı bu mekanın bize kazandırdığı; kardeşlik. Onlarca ırk, kavim yan yana, saf safa, omuz omuza duruyor. İnsanlık, Müslüman âlemi bir fıtri ihtiyacını böyle gideriyor. Müslüman kardeşler omuz omuza. Binler, milyonlar omuz omuza, aynı safta. Aynı duaya âmin diyen milyonlar, kendilerini sömüren, bölen, Arap, Türk, Kürt diye ayıran, etnikçilere, kapitalistlere ve batıya böyle küfür ediyor. Yan yana durarak, aynı safta olarak.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Kapat
E-posta ile paylaş