10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Msn Görünen Kişisel İleti Olayı

23 Nisan 2008

Msn kullananlar genelde msn görünen ileti kısmına anlamlı-anlamsız, bazen mesaj vermek kaygısı güden, bazen o an hissettiklerini aksettiren, bazen alakasız şeyler, bazen önemli şeyler, cümleler yazarlar. Ben bu aralar birbiri ile alakasız kelimeleri toplayıp yazıyorum. İşinize yaramayacağını bilsem de yazdığım kelime topluluklarını yayınlamak istedim. Aha:

* klaket, sardalya, buji, plasebo, sebbabe, bademcik, yuhanna, kaos, manav, kibariyenin annesi, lahana, sezaryen…

* mozilla, karpuz, kasket, fıstık ezmesi, brillant, göbek, küçük gün ışığı, kokart, şifonyer, mado, bihuş, keser, bezelye, hamdi…

* cılk, cıyındırık, böngürdek, guguba, pırtık, mıymıntı, pıskırık, bıdık bıdık, lülürük, bıdınık, dambadanak, tıbışkalay, hırt…

* refuj, gargara, kelaylak, poliçe, dublör, mandalina, kırlent, gülbanu, dilemma, forklift, leğen, böbrek, dünür, kıkırdak…

* baldıran, arap sabunu, kozmik, köpük, bıldırcın, kobay, urgan, mezgit, pankreas, çilekli süt, faşist, kuşburnu, hükmü’r-ra…

* leğen, üçlü piriz, imleç, barbunya, baston, işrak, kuşluk, süveter, akvaryum, kükürt, kabartma tozu, idgamı bila gunne…

* göbüş, pufutuk, babuşka, dımdızlak, hönk, cıbıl, pıhtı, baldır, gırgır, bulgur, bıngıl, tıngır, mıngır…

* domino, pergel, kokoreç, ibrik, vanilya, hırdavat, kibrit’i ahmer, şilte, hissikablelvuku, güğüm, albino, riyal, marpuç…

Sigaranın Tadı

10 Nisan 2008

Zaman zaman mailime şiirler, denemeler ulaşsa da, beni kalitesiyle bu denli heyecanlandıran olmamıştı sanırım. Alemin Renkleri okuyucularından İrem Öznur Kılıç kendi yazdığı ve seslendirdiği bir şiirini gönderdi. Kendisine başarılar diliyor, şiiri burada yayınlıyorum.

Sigaranın Tadı

(Şiirin telif hakları İrem Öznur Kılıç’a aittir. Taklit ya da kopyalamaya karşı yasal olarak korumalıdır.)

Müzik Üzerine…

19 Mart 2008


Bir mektup heyecanlandırır beni. Bir kitap heyecanlandırır beni, çoğu zaman bir şarkı. Neredeyse her gün yeni bir şeyler dinliyorum. Müsait olduğum zamanlarda araştırmalarım sonucu yeni isimler duyuyor, albümler indiriyor, şarkıları genelde gece vakitleri tek tek dinliyor, aralarında kaliteli bir şeyler bulmayı umarak ilerliyorum. Zaman zaman karşıma gayet hoş şeyler çıkıyor, pek bilinmeyen, az tadılmış, kıymeti bilinmemiş, belki fark edilmemiş kaliteli tınıları seçerek saklıyorum. Birçokları şarkıları nasıl temin ettiğimizi, nasıl keşfettiğimizi soruyor, merak ediyor. Bana maille (yorum yazarak değil) ulaşanlara istedikleri şarkıları göndermeye gayret ediyorum. Merak edenler için şöyle açıklayabilirim: İlk önce araştırmak lazım, böylelikle hem aslında piyasada olduğu halde duymadığınız, hem de başka kültürlerin, başka ülkelerin sınırları içinden çıkamamış şarkıları bulmanız mümkün. İyi bir müzik dinleyicisi iseniz, bir albümün kıyısında kalmış, uzak ülkelerin uzak dağlarının ardından sesini duyuramamış birçok şarkı keşfetmeniz bile mümkün. Şarkı keşfetmek derken, bu biraz yetenek işi olabilir tabi ki, ancak öncelerden dinleyip elediğim bazı şarkıları şimdilerde yeniden gözden geçirdiğimde kaçırdığım şeylerin olabildiğini görüyorum. Şunu demek istiyorum: Dinledikçe, özellikle farklı şeyler dinledikçe, farklı sesler duyup farklı tatlar aldıkça, açılan ve gelişen bir yetenek olmalı bu. Bu arada sözlerimin “çok yetenekliyim” bağlamında algılanmasını istemem, hele İbrahim Paşalı varken böyle bir iddiadan tırsarım ve Allah’a sığınırım. (:

Salt araştırmalar bu işin kaynağını oluşturmuyor elbette. Yani uzak doğulu ismi duyulmamış bir sanatçının rastgele bir albümünü indirip, “bakalım kaliteli bir şarkıya rastlayacak mıyız” düşüncesi ile hareket etmek işe yarasa dahi yeterli olmaz. Şarkı seçmek, iyi şeyler dinlemek gibi bir zevk oluştuğu zaman sizde, buna bağlı olarak da benzer şeyler düşünenlerin oluşturduğu bir çevreniz oluyor. Yeni duyduğum şeyleri nasıl bu sıkı müzik dinleyen arkadaşlarımla paylaşıyorsam (sitede yayınlananlar buz dağının görünen kısmı) aynı şekilde bu ortam sayesinde sevdiği, bulduğu şeylerden bizi haberdar eden ehil kimseler var. Bu kaynak biraz da bu şekilde oluşuyor. Örneğin dostum Kemal bol bol şarkı yollar ve istemiş olduğum albümleri o devasa arşivden (bunun hakkında bilgi verecek değilim) sömürerek bana gönderir. Ara sıra maille ulaşıp “aha bunu da dinleyin” diyenler de oluyor tabi ki. Bu arada Taksim’deki kitap ve müzik marketleri gezmek bir şekilde yeni sesler duymanıza sebep olsa da elbette biraz masraflıdır ve klasik seyrin dışına çıkmaya pek elverişli değildir.

Kaliteli şarkılar, tınılar uğruyor olsa da kulağıma, heyecanlandıran yeni şarkılar bulmak ve duymak bu anlattıklarıma rağmen hiçte kolay değil. Heyecanlandıran şarkı, koca bir kitabı okuyup bitirdikten sonra, aklınıza takılmış olan bir cümle gibidir. Yüzlerce sayfa okuduktan sonra karşınıza çıkan sıra dışı kullanılmış bir kelime gibidir. Heyecan veren bir şarkıya rastlamak, bir kitabı sadece o mükemmel kurulmuş cümleyi bulmak için okuyup bitirmek gibidir. Heyecanlandıran bir şarkı, uzun arayışlar sonrasında toprağın içinde bulunan bir elmas parçasının gözünüze yansıyan sevinç dolu parıltısı gibidir. Ne yazık ki şarkılar çabucak eskirler. Özellikle benim gibi, sıkı bir parça bulduğu zaman işi abartıp günlerce, haftalarca, yüzlerce kere dinleyen biri şarkıları çarçabuk eskitir. (Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yeniden o şarkıya dönerim mutlaka)

Uyanıkken, uyurken, yemek yerken, anlatırken, dinlerken, yazarken, seyahat ederken, çalışırken ve yürürken her daim dinleyen biri olarak müziği ve şarkıları kutsuyor değilim. Müziğin zararları olabilir, aşırı romantizme itebilir, enerji verebileceği gibi depresyona bile sokabilir. Ne dinlediğinize dikkat etmezseniz maneviyatınızı yaralayabilir. Dikkat dağınıklığına sebep olabilir.

Dostum Sami bir link verdi, gezip kurcalarken heyecan veren bir şarkı buldum, oturup bu yazıyı yazdım.

Eğer Canın Sıkılıyorsa

03 Mart 2008


Canın sıkılıyorsa pet şişeye su doldur, kapağına bir delik aç ve etrafındaki insanlara fışkırt.

Canın sıkılıyorsa rastgele bir numara çevir ve şarkı söyle.

Canın sıkılıyorsa çarşıdan bir tane nar al, eve gel ve nar tanecikleri say, bin adet olmadıysa git manavla kavga et. Ya da saman sakla, zamanı gelecek mi diye bekle. Oldu olacak Atasözlerini Yaşatma ve Hayata Geçirme Derneği kur, tüm arkadaşlarını topla.

Canın sıkılıyorsa ve akşamsa hemen bir lazer edin. Kedilerin çokça bulundukları bir mekâna git, ışığı oraya buraya tutmak suretiyle onları koştur, madara et. (Bunu Fatih camiindeki kedilerde deneme, onlar alışıklar tınlamazlar. Üstelik yaşlı kediler lazer ışığının kovalanmaması gereken bir şey olduğunu çözmüşler, kıpırdamıyorlar. Haberin olsun)

Canın sıkılıyorsa mercimek ya da pirinç dolu bir poşete elini sok, onlarla oyna. Psikologlar tarafından bu önermem henüz kabul görmese de strese iyi gelir.

Canın sıkılıyorsa mutfağa gir, kafana göre yemekler ve içecekler icat et. (Patlıcan, incir, kahve ve çay dörtlüsünden içecek elde etmeye çalışma, onu ben buldum)

Canın sıkılıyorsa ve yağmur yağıyorsa solucan aramaya çık. Eminim uzun zamandır solucan görmemiştin, hatta az kalsın nasıl bir şey olduğunu bile unutacaktın.

Canın sıkılıyorsa kâğıttan uçak yap, oraya buraya fırlat.

Canın sıkılıyorsa bir leğene su doldur, kâğıttan gemi yüzdür.

Canın sıkılıyorsa gazete sayfalarındaki adamlara sakal bıyık falan çiz.

Canın sıkılıyorsa 62’den tavşan yap. Hatta olayı abart, 62’lerden tavşan ordusu yap, çizdiğin havucu yemelerini bekle. Onları cebinde taşı, arkadaşlarına tavşan hediye et.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Türbanı Kazaya Bırakın!

21 Şubat 2008

Ömer Pekin Dünya Radyo’da Perişan FM adlı bir program yapmakta. Türban tartışmasını mükemmel bir şekilde yorumlamış. Dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Link burada:
http://www.samanyoluhaber.com/haber-92109.html

Bilinen

11 Şubat 2008

Bu sahnede kullanılan ses sistemine çok para ödedik dediklerinde, diyorum:
İnsanın ses sistemi için Allah para istemiyor.

Ayranı içmeden önce çalkalayın dediklerinde, diyorum:
Su ne mükemmel, çalkalanması gerekmiyor.

Güneş ne iyi, fatura göndermiyor
Üstelik domatesleri seviyor.

Abi Kardeş Diyalogları

15 Eylül 2007

Kardeşim evde benim bilgisayarımdan msn’ine bağlanmış, bilgisayarda kayıtlı bir şarkıyı aramaktadır. Ben ise başka bir yerde olduğum halde aramızda msn’de küçük bir konuşma geçer:

Abdurrahim:
abi
Abdurrahim:
bitane şarkı vardı ya
Abdurrahim:

dı dı dı dıı dıddı
Abdurrahim:
dj

Abdurrahim:

o müziklerde nerde

Ben:
Hani bir klasör var ya

Ben:

Bıdı bıdı bıdı, işte orada

(konuşma metni birebir kopyalanmıştır ve Abdurrahim 11 yaşındadır.)

İce Tea Çılgınlığı

12 Eylül 2007

Reklam niyetinde değilim tabi ki. Birilerinin söylemesi gerekiyordu, ben söylüyorum. Uzun zamandır ülkemizde soğuk içecek ürünlerinde varlık gösteremeyen, daha doğrusu istediğini alamayan, Türk halkına soğuk çay olayını benimsetemeyen Lipton sonunda başardı. Bunda her ne kadar reklamların büyük payı olsa da, İce Tea’de yakalamış olduğu lezzet yabana atılmamalı.

Bir sene öncesine kadar bulmak için bakkal ve marketleri dolaştığımız İce Tea şimdilerde yavaş yavaş tüm marketlere giriyor. Bazı bölgelerde neredeyse kola kadar satılmakta. Şeftalili İce Tea ile, deneyen tüm akıllara yer etti ve hızla yayılmaya başladı. Birçok restoran ve lokantada bulunmadığı için millet çantasında taşımaya başladı, kendimden biliyorum. (:

Çok satılıyor, çok tutuluyor ve çok lezzetli. Şeftalili olanından bahsediyorum tabi ki. Arkadaşlarla almak istediğimiz zaman kişi başına 4-5 kutu aldığımızdan dolayı litrelik İce Tea lerin çıkmasını arzuluyorduk. Daha ekonomik ve pratik olacaktı şüphesiz. Ve duyduk ki 1.5 ve 2 litrelikleri çıkmış. Aslında bu yazının yazılmasına sebep olan, litrelik İce Tea’leri bulmak için giriştiğimiz çaba ve sonrasında yaşadıklarımızdı.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Hayal Kurmak

24 Ağustos 2007

İnsanlık Halleri

21 Temmuz 2007

Mekan bir metro. İçerisi oldukça kalabalık. Bir İbrahim Tatlıses şarkısı çalıyor. İlk önce sesin kaynağını bulamıyor ve sonra herkes gibi gülümseyerek fark ediyorum. Yirmi beş yaşlarında bir bayan, çantasına asılı bir walkman, kulaklıklar kulağında ve sesin hoparlörlerden (walkman üzerinde bulunan) dışarı çıktığının, tüm vagona yayın yaptığının farkında değil. Üstelik şarkıyı radyodan dinlemesi sebebi ile ara sıra frekanslar karışıyor, şarkı hışırtılı bir şekilde çalmaya devam ediyor, bazen de sadece hışırtı duyuluyor. Ama bayan sanki kulaklıklardan farklı şeyler dinliyormuşçasına mutlu ve kendinden emin. Nasıl olsa kimse duymuyor havalarında. Sesin gidip gelmesi ve şarkıyı çekilmez hale getiren hışırtılar bayanın çehresinde bir değişikliğe sebep olmuyor. Tüm vagonda neredeyse çıt yok. Bir çoğunun suratına hafif bir gülümseme hakim. Neyse ki birkaç durak sonra iniyor. Bayan inene kadar gülmemek için büyük çaba sarf eden birkaç kız doyasıya gülüyorlar ve gerçekleşen olay hakkında ufak bir muhabbet başlıyor.

Kapat
E-posta ile paylaş