10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

İnsanlık Halleri

21 Temmuz 2007

Mekan bir metro. İçerisi oldukça kalabalık. Bir İbrahim Tatlıses şarkısı çalıyor. İlk önce sesin kaynağını bulamıyor ve sonra herkes gibi gülümseyerek fark ediyorum. Yirmi beş yaşlarında bir bayan, çantasına asılı bir walkman, kulaklıklar kulağında ve sesin hoparlörlerden (walkman üzerinde bulunan) dışarı çıktığının, tüm vagona yayın yaptığının farkında değil. Üstelik şarkıyı radyodan dinlemesi sebebi ile ara sıra frekanslar karışıyor, şarkı hışırtılı bir şekilde çalmaya devam ediyor, bazen de sadece hışırtı duyuluyor. Ama bayan sanki kulaklıklardan farklı şeyler dinliyormuşçasına mutlu ve kendinden emin. Nasıl olsa kimse duymuyor havalarında. Sesin gidip gelmesi ve şarkıyı çekilmez hale getiren hışırtılar bayanın çehresinde bir değişikliğe sebep olmuyor. Tüm vagonda neredeyse çıt yok. Bir çoğunun suratına hafif bir gülümseme hakim. Neyse ki birkaç durak sonra iniyor. Bayan inene kadar gülmemek için büyük çaba sarf eden birkaç kız doyasıya gülüyorlar ve gerçekleşen olay hakkında ufak bir muhabbet başlıyor.

Özlüyorum işte yine

14 Temmuz 2007

Garip… Sanki daha önceden görmüş gibi, daha önceden tatmış gibi sanki, tanımadığım şehirleri özlüyorum. Kafkaslara varmayı, Taşkent’i, Semerkand’ı, Buhara’yı özlüyorum. Taşkent’te kumda pişmiş kahve yudumlamayı, dümdüz yollarda bir otobüste olmayı. Özbekistan’ı, Kazakistan’ı.

Suriye yollarında uyuklamayı, bir sabah Şam’a varmayı. Sonra Ümmü Gülsüm dinlerken bir akşam vakti Mısır’da olmayı. Eli taşlı çocukların yanında yer almayı özlüyorum, yıkık duvarların ardına saklanmayı, Filistinde ağlamayı. Bağdat’ı özlüyorum, hep haberlerde gördüğüm her gördüğümde özlediğim Bağdat’ı. İran’ı özlüyorum. Lübnan sokaklarında yürümeyi ve Feyruz dinlemeyi özlüyorum sonra.

Rengarenk elbiseler içindeki Hintlileri özlüyorum, Hindistan’ı… Renkli sarıklar takan adamları, sokaklarda satılan çeşit çeşit çayları. Kabil’i özlüyorum biraz, sarp dağlarını Afganistan’ı. Nusrat dinlerken Pakistan’a ayak basmayı.
Afrika’yı özlüyorum, Mali’yi, Cezayir’i. Siyah tenli insanları Darfur’u, Sudan’ı..

Ah, Bosna’yı özlüyorum en çokta. Neretva Nehrini, Mostar köprüsünü. Duvarları kurşunlarla süslü şehri Srebrenica’yı, Saraybosna’yı. Dağlarını, taşlarını ve Dino Merlin’i…

Malezya’nın yemyeşil ovalarını, ormanlarını, dağlarını, çay tarlalarını… Açe’yi, Jakarta’yı özlüyorum, Endonezya’yı… Kamboçya’yı özlüyorum sonra, Çin’i. Budist rahipleri, Sri Lanka’yı, Tayland’ı. Tibet’in yağlı ve tuzlu çayını özlüyorum… Daha bir sürü şey…

Biliyorum, çok şey özlüyorum. Ne olacak bu halim bilmiyorum.

Pilin Bitmesin Esma!…

18 Haziran 2007

Esma üç-dört yaşlarında. Elinde oyuncak bir bebek var. Sıkıntılı hali tavırlarından belli. Ne oldu diyorum Esma, bir sorun mu var? Oyuncak bebeğinin karnını gösteriyor. Yarım yamalak ifadelerle, konuşup ağlayan bebeğinin pilinin bittiğini anlatmaya çalışıyor. Peki diyorum Esma hanım, senin pillerin nerede? Karnını gösteriyor.

Pilin bitmesin Esma…

İbrahim Paşalı: İyi Günler İlerde Anneanne

15 Haziran 2007

Cuma geceleri Marmara FM’de, Gece Yürüyüşü adlı programında gecenin bir vakti tutar ellerimizden, kıta kıta gezdirir İbrahim Paşalı bizi. Dünyanın her yerinden şarkılar çalar. Ümmü Gülsüm’ü onunla tanırız, Feyruz’u… Zaman zaman kitap okur, derdini dinleyici ile paylaşmaya, bir şeyler anlatmaya çalışır. İbrahim Paşalıdır. Zamane dervişidir. “Süleymaniye’nin karşısında, tarihin üstünde bağdaş kurup oturdum tespih çekiyorum: Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.” Diyen adamdır.

Ve her program sonunda Hüseyin Atlansoy’un İyi Günler İlerde Anneanne şiirini dinleriz İbrahim Paşalının o zihinleri diri tutan sesinden. Yazımıza konu olanda budur. Programı dinleyenleri mest eden ve internette bulunmayan bu ses kaydını ilk defa burada yayınlıyorum. Buyurun, dinleyin:

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Dino Merlin: Selamun aleyküm İstanbul

04 Haziran 2007

Burek adlı şarkıdan sonra Selamun aleyküm İstanbul diye başlayan konser, Dino Merlin’in en sevilen şarkıları ile saatlerce devam etti.

Bi ara eline Türkiye ve Bosna bayrağı almış olarak sahneye çıkan Dino tüm kalabalığı coşturdu. Konser bitimi, Dino Merlin ve gurubu veda için sahnede toplanırken seyirciler tarafından yoğun bir tezahüratla “Supermen” adlı şarkıyı yeniden okuması istendi. Yeniden aletlerin başına geçen gurup bu şarkıyı çaldı. Ancak bu olay, kalabalığın “Da te nije Alija” adlı şarkıyı da istemesi ile yeniden tekrarlandı.

Tam konser bitti artık dediğimiz anda tüm alanı “Sve je laz” sesleri kapladı. Bu şarkıyı da okuduktan sonra kalabalığın “bi daha-bi daha” ısrarı yetmedi, çünkü saat baya geç olmuştu (: Konser Dino Merlin’in “Sve je laz” adlı şarkısı ile sona ermiş oldu. Sıkı bir konserdi…

 

DİNO MERLİN İSTANBUL KONSERİ

Efsane Lezzet: Al-Baik

21 Nisan 2007

Şimdi sizlere bir lezzet tanıtacağım. Elimden geldiğince abartmamaya çalışıyorum. İlk defa geçen yıl Mekke’de ve Medine’de tadına baktım. Aslında son bir haftadır canım aşırı derecede çekmeseydi bu yazıyı yazmayacaktım. Şimdi internette Al-Baik hakkında bulabildiğim yorumları sizlerle paylaşacağım. Aslında uzun uzadıya anlatmak isterdim, ama onlarca yorum var ve bu yorumlar her şeyi anlatıyor:

“Suudi Arabistan’da bulunan bir fast food..
Al-baik yedikten sonra bir daha hiç bir chicken nuggetin veya butun size lezzetli ve çekici gelme olasılığı yoktur. Banvit, Mcdonald’s, Kfc vs. hepsi yalanmış dedirtecek bir lezzete sahiptir. Gidip de yemeyeni, yiyip de beğenmeyeni görmedim daha.
Sabahın altısında yataktan kalkıp yediğimi bilirim. Tadını çok özlediğim ve bir an önce tekrar yemek istediğim chicken nugget.”
(peygamber devesi rumuzlu şahıs, http://www.uludagsozluk.com/k/al-baik/ 24.12.2006 21:12)

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Hicran Bestesi

24 Mart 2007

Kimsenin sesi çıkmayacak!

12 Mart 2007

Evrensel bir ağıt mı yakmalı.. Yoksa beyinlerimizin pimini çekip koşmalı mı yamaçlara…

Kimsenin Sesi Çıkmayacak

MSN ADABI

01 Şubat 2007

1. Titreşim: Konuşmadan önce titretmek, konuşmanın herhangi bir yerinde gereksiz titretmek, denemek için titretmek çok yanlıştır ve aptalcadır.

2. Sesli görüşme: Sesli görüşme olayını maksadının dışına çıkarak, ses denemeleri, şarkı söylemek ya da böğürmek gibi şeyler yanlıştır.

3. Similey: Zıplayan “ok” yazıları, el sallayan aptal kız karakteri, hareket eden göz, renkleri değişen “slm” yazıları gibi okunabilirliği etkilenen, standart simileylerin dışında simileyler kullanmak ve bunlardan hoşlanmak aynı şekilde yanlıştır, tiksinti vericidir ve bunları yapanların zekasından şüphe edilmelidir.

4. Avatar: “Ne bakıyon lan” yazısı gibi, “Beni google da arasan bulamazsın” gibi, “Şahsın karizmatik pozları yüzünden birçok kişi kalp krizi geçirdiğinden resim koyması yasaklanmıştır” gibi sevimsiz, bir o kadar da çocukça avatarlar kullanmak denyoluktur, embesilliktir, yanlıştır.

5. Görünen isim (görüntü adı): Genel görünen ileti bölümüne “Haydar, olm bittin sen” gibi, “Bugün Bakırköy’ün altını üstüne geçirdik, değil mi? Elif, Ayşe, Hande” gibi kimseyi ilgilendirmeyen iletiler yazmak densizlik; Live Plus’ın görüntü adını bold ve renkli yapma özelliğini kullanarak (plus kullanmayanları dikkate almadan) şekil yapmaya çalışmak acemiliktir.

Ayrıca görünen isimde similey kullanmak gereksiz, anlamsız karakterlerle yazmak gayet anlamsızdır, yapılmamalıdır.

6. Yazı: Cümleyi tamamlamaksızın kelime kelime yazmayı alışkanlık haline getirmek, yazı rengini devamlı değiştirmek dengesizliktir. Ayrıca selam vermeden konuşmaya başlamak ayıptır.

Sende olmasan..

27 Ocak 2007

“Rabbim sen olmasan Kimin aklına gelirim ben”

İbrahim Tenekeci – Uçuş Denemeleri

Kapat
E-posta ile paylaş