10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Emanet

04 Kasım 2008

hayat bu mudur
pırlayan kuşlar, güzel akşamlar
bir seherin tadı içimizde
bir bebeğin paytak yürüyüşü
ne kalacak geriye
şehrin ışıklarından
bir gülümseme belki
albümlerden arta kalan.

avuçlarım acıyor sevgilim
dünya kayıyor ellerimden
bu damarlarımda akan
bu yaÅŸlansa da taptaze duran
hayat akıyor
ve hüzün ne de yakışıyor
kıymetini bilene.

akşamlarımız vardı
muhabbet dolu ÅŸen ÅŸakrak
şu akvaryum şu şişko balık
şu resim de çok komik
bak bu en sevdiğim kazağım
bunlar da okuldan arkadaÅŸlar
şimdi her şeye ne kadar uzağım.

sabahlarımız vardı
kuÅŸ sesleri, ah o menekÅŸeler
severdim gün doğarken gezmeyi
ve taze ekmek kokusu
yaşadım işte bir ninni gibi

II

ben hayatı ninemin ellerinde gördüm
bayat ekmek gibi ufalanan
tadı yoktu hiç bir şeyin
bir teheccüd vakti kadar
alnı öpülesiydi secdenin
bir öğle vakti uykuya dalmak
anladın değil mi sevdiğim.

bahadır balkondan bakıyor
o hasta adam sigara içiyor
şu kadın çok titiz
yağmura bile yüz vermiyor
gülesi geliyor insanın
gülesi geliyor bebek görünce
zaten bebekler de gülüyor
dünyalık ne varsa işte
her ÅŸeye…

pamuk ÅŸeker yemeliyiz
elma ÅŸekeri de
vapura da binmeliyiz
son kere
son kere İstanbul sefası
bu Allahın belası sigaradan son fırt
bu hayatta son nefes
son bir işrak 
gitmeliyiz
hayatı tadında bırakarak…

Fotoğraf Albümü

03 Kasım 2008

Fotoğraf çekmekten pek anlamam ama, çektiklerimden bir seçki yaptım ve yayımlıyorum. Amatör bir çalışma elbette, çok şey beklemeyin o yüzden. Buyrun: Fotoğraf Albümü

Bir Hikaye

03 Mayıs 2008


(Ben bir hikayeye başladım, siz devam edin. Yorum girerek hikayeyi kaldığı yerden devam ettirebilirsiniz.)

Kız çok heyecanlıdır. Kalbi aÅŸkla dolu, kulağında ÅŸarkılar, tınılar… Sanki bulutlara basarak koÅŸmakta, sevgiden, aÅŸktan dolayı coÅŸmakta. Çiçekleri öpüp koklayarak, böcekleri severek, küçük çocukların başını okÅŸayarak, her insana tatlı söz söyleyip gülerek gezip tozmada, yürümekte yolları. Öyle romantik, öyle coÅŸkulu bir ruh hali…

Bu enerjiyi elbette dile getirecek olan bu dünya tatlısı sevimli kızımız, sevgilisine hemen bir cümle kurmak, ona aşkını aksettirmek, içindeki coşkuyu paylaşmak ister. Bir mesaj yazar ve zavallı çocuğa, sevgilisine gönderir.

“Merhaba bir tanem. Merhaba kokladığım çiçeÄŸin burnuma kaçan ve hapşırmama sebep olan poleni… Merhaba dünyanın en yakışıklı, kamyon çarpsa bir ÅŸey olmaz erkeÄŸi… Uykusuz gecelerimin sebebi, gün ışığım, sevgilim bir tanem. Nasılsın bakalım?”

Çocuk çok yorgundur. Sabah sular kesik olduÄŸu için saçlarını yıkayamamış, evden geç çıkmış, minibüste para vermek için ayaÄŸa kalktığında yerini baÅŸkasına kaptırmış, paranın üstünü alırken bozuk paraları yere dökmüştür. İşe geç gitmiÅŸ, müdürden bir ton laga luga iÅŸitmiÅŸ, bugün sorunlu müşteriler neredeyse hep ona denk gelmiÅŸ, son olarak bir arkadaşıyla kavga etmiÅŸtir. Öğle yemeÄŸinden sonra karnı aÄŸrımış, ödeyeceÄŸi taksitleri düşünürken midesine aÄŸrılar saplanmıştır. Paydos saati gelmesine raÄŸmen iÅŸ yoÄŸunluÄŸundan dolayı iÅŸi bırakamamış, biraz önce telefondan anlayışsız birine bir meseleyi izah edip aynı zamanda beklemekte olduÄŸu mailin gelip gelmediÄŸini kontrol ederken, saatler önce masasına gelmiÅŸ ve soÄŸumuÅŸ olan kahveye yanlışlıkla çarpıp döktüğü sırada, bir mesaj gelmiÅŸti… Telefonun mesaj gelirken çıkartmış olduÄŸu sese bile tahammülü yoktu. AÄŸzına bir ton küfür birikti, sustu…

Biraz sonra, o yoÄŸunluk arasında telefonundaki mesaja bakmak istedi. Mesajı sevgilisi göndermiÅŸti: “Merhaba bir tanem. Merhaba kokladığım çiçeÄŸin burnuma kaçan ve hapşırmama sebep olan poleni… Merhaba dünyanın…” gerisini okumadı…

Çiçeklerle böceklerle uÄŸraÅŸamayacak kadar kafası doluydu. Kendisine sorulan soruları bile anlayamaz vaziyetteydi. Yanlışlıkla döktüğü kahveyi temizlerken, bu akÅŸam için arkadaÅŸlarına söz verdiÄŸini hatırladı. Ancak geç kalmıştı. Birazdan ararlar diye düşünürken telefonu çalmaya baÅŸladı, ancak ÅŸarj etmeye vakit bulamadığından cevaplayamadan telefon aniden kapandı. Çok sinirlenmiÅŸti. Hışımla eline aldığı telefonu var gücüyle duvara fırlattı. Duvara çarpıp seken telefon ofisin camlarını ÅŸangırank biçiminde yere indirirken telefonun parçaları ağır çekimde parça parça yere düşüyor, bu arada iÅŸ seyahatinden yeni dönüp biraz önce ofise ayak basan patronu cam kırıklarının dansını izliyordu…

Çocuk biraz sonra kötü bir günü tamamlamış olarak iş yerinden ayrılmış, Allah’tan son otobüse yetişebilmiş, şehir evine kapanırken o da yola çıkabilmişti.

(Hikayeyi devam ettirmek için yorum yazınız. Yorumları da okuyup, son yorumun kaldığı yerden/olaydan devam ediniz.)

Bilinen

11 Åžubat 2008

Bu sahnede kullanılan ses sistemine çok para ödedik dediklerinde, diyorum:
İnsanın ses sistemi için Allah para istemiyor.

Ayranı içmeden önce çalkalayın dediklerinde, diyorum:
Su ne mükemmel, çalkalanması gerekmiyor.

Güneş ne iyi, fatura göndermiyor
Üstelik domatesleri seviyor.

AleminRenkleri.com 1 Yaşında!

23 Ekim 2007

 

Geçen sene bu zamanlarda yayın hayatına baÅŸlayan sitemiz tam bir yılını doldurdu. Geçen bir yılda dünyanın farklı yerlerinden nadir ÅŸarkılar dinlettik sizlere. Ufaktan İstanbul’un ve dünyanın bazı mekânlarından bahsettik. Bazen ÅŸiir yazdık, bazen hikâye, bazen de sayfamıza konuk ettik ilgimizi çeken ÅŸeyleri.

Bir yılda sitemize 67985 giriÅŸ oldu. 154 yazı yayınlandı, 872 kiÅŸi yorumladı. Site sayesinde tanıştığımız oturup çay içtiÄŸimiz kimseler oldu, yazıştığımız kimseler oldu. Site üzerinden tanışıp muhabbeti koyulaÅŸtıran arkadaÅŸlara da ÅŸahit olduk zaman zaman. Msn Adabı altında tartışmalar ve yorumlar uzayıp gitti. Uzun süre yazı eklemediÄŸim zamanlar oldu, sonra coÅŸup günde birkaç yazı girdiÄŸim günler de oldu. Ne bilim, güzel geçti iÅŸte. Siteyi takip eden, yorumları ile katkıda bulunan herkese teÅŸekkür ediyoruz.

Alemin Renkleri müzik ve mekanlara biraz daha ağırlık vererek yoluna aynen devam edecek inÅŸallah. Sitenin tasarımı daha güzelini yapana kadar böyle kalacak sanırım.

“Nice Yıllara” diyelim ve sözü bitirelim.

Yeniden

22 Kasım 2006

Bir yalnızlığın en zirve ve sivri yerinde açtım yine gözlerimi. Görmezden gelmiştim oysa, kaç zamandır kimsesizliğimi.
Sen olmasaydın yazmayacaktım yine, aklımda sen olmasaydın..

Uzun zaman oldu zihnimi sallayıp dökmeyeli, elime kalem almayalı. Uzun bir kaçışın sonrasında yine yazıyorum sana. Uzun bir kendimi umursamayışın hemen sonrasında.

Gizli bir aşk büyüttüm bu arada, kendimden ayrı kaldığım zamanda. Okuyacağım kitaplarım yarıda kaldı, işlerim yarıda kaldı, hayatım yarıda.. Rahatça özleyemedim bile seni. Rahatça ağlayamadım kendimden ayrılığın acısına. Rahatça da ölemeyeceğim galiba.

Sana şiirler yazamadım bu arada. Bu aralar bir cümle bile kuramadım hayata. Henüz bir cümle bile bulamadım beni tanımlayan, yakama yakışan.
Birde kendimi anlayamadım şu kalbimle çakışan..

Naber lan dünya?

10 Ekim 2006

Hayatın bir kırbacı olmalı, sorgularken beni şaklayan ensemde.
Issız bir çölün ortasında susuzken, dilim damağımda, unuttuğum susuzluğumu hatırlayamadım.

Eksikliğini hep hissettiğim yitiğin/susuzluğun bir çölün ortasında dahi aklıma gelmeyişi, hayatın güzel taraflarına kayışı zihnimin, bir seraba kapılıp gidişim, kaybettiğim yolumu aramak yerine, oturup kumdan kaleler yapmak gibi..

Kaybettiğim ama ne olduğunu bilmediğim bir şeyi gecenin karanlıklarında hissederim.
Kapılıp gittiğim anlamsız duygularım, sonunu bulamadığım tünellerde hayata dair şeyler düşünmek, hala güzel şarkılar söylemek ve tatlı hayallere gömülmek..

Gecenin kül kokusu var üstümde, gülümser bir çehre var yüzümde ve neden güldüğümü bilmeyişim, bilinmezliğe doğru aldırmadan gidişim, buzulların üstünde kır çiçekleri toplamak gibi..

Kandırışlarım kendimi, belki bazen hiç hissetmeden ve unutup her şeyi yola koyulmak, nereye gittiğini bilmeden, herkes gibi olmayı farz etmek, poşetten uçurtmalar yapmak gibi..

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ