10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

İngiliz Tarihi

22 Aralık 2006

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediÄŸiniz gibi deÄŸilse eskiden İngiltere’de bu iÅŸlerin nasıl yapıldığın düşünün. 1500′lerde İngiltere’de iÅŸler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoÄŸu Haziran’da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya baÅŸladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuÅŸ büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeÄŸi temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oÄŸulları ve diÄŸer erkekler, daha sonra kadynlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler ayny suda yykanyyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir ?eyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce’deki “banyo suyuyla birlikte bebeÄŸi de atmayyn” (Don’t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Piyer Loti, Eyüp (alıntı)

21 Aralık 2006

Bu dünyada sadece paranın değil, nazımın da geçmesini isterim. Özellikle havanın soğuyup da buranın tenhalaştığı vakitlerde, bu dediğim oluyor.

Onlarca boş masanın ve sandalyenin arasından, insanın istediği yere oturması kadar keyif verici bir şey yoktur. Üstelik dünya, dünya kadar kalabalıkken…

Gün oluyor, beş altı saat bir kaya gibi kımıldamadan oturuyorum burada. Kah Aziyade’yi (kulakları çınlasın) düşünüyor, kah yeni bir şiire nişan alıyorum.

Burada kimsenin farkında olmadığı bir bülbül familyası var. Hepsi adamım oluyor.

Şiirler yazdım zoruma gitsin diye
Diyecektim, demedim.

(İbrahim Tenekeci - Uçuş Denemeleri)

Türkçe nasıl katlediliyor.. (alıntı)

28 Kasım 2006

(İnternette dolaşan bir yazı)

Yıl: 1965
“Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle ÅŸaÅŸakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle ‘akÅŸam-ı ÅŸerifleriniz hayrolsun’ dedim..”

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

on üçüncü ay (alıntı)

25 Kasım 2006

“GüneÅŸe koÅŸan adam, deniz ile gök derinliÄŸinde ki maviliÄŸin kıyısında, farklı mevsimlerin olduÄŸunu gördü. BildiÄŸi mevsimleri saydı; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. Sonra, sonra bildiÄŸi ayları; Ocak, Åžubat, Mart… O gün, gözlerinizde gördüÄŸüm deniz hangi ülkenin denizi ve hangi ülkenin gökyüzüydü nasıl bilemediysem, o gün bu gündür, takvimlerde yazan ayların, mevsimlerin sabahına uyanmıyorum. Hüzün mevsimleri, geride kaldı. Artık mevsim aÅŸk. Aylardan Onüçüncü ay.”

(Ay Vakti - Nesrin Çaylı)

Aşk (alıntı)

28 Ekim 2006

Soğuktan eliniz ayağınız uyuşmuş halde eve geldiniz ve hemen sobanın yanına sokuldunuz.

Isınmak için sobanın yanına sokulduğunuz andan itibaren, her geçen dakika sobadan biraz daha uzaklaşır ve en sonunda odanın, sobaya en uzak köşesine oturursunuz.

İlk dakikalarda sizi rahatlatan, huzur veren ateş; yavaş yavaş canınızı sıkmaya başlamıştır. Önce üstünüzdeki kazağı çıkarır, daha sonra evdekilerin bütün itirazına rağmen, pencereyi hafifçe aralamaya kalkarsınız.

Aşk da böyledir işte.

(Uçuş Denemeleri - İbrahim Tenekeci)

Cihan Prensesi (alıntı)

27 Ekim 2006

En keyifli halimi seçmiştim sabah dolabımdan..
Kolay mıydı tabii,senle buluşacaktım..
heyecanla..biraz da gülücük koyuverdim ceplerime,
arada bir atıp gönlünü çelerim belki,diye..

Biraz umut atıştırdım dertleşirken masamla,
Tavşan kanı çayımın yanında..
Belki ..Belki benim olursun diye…
“Benim olursun diye” he??

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ