Gidiyor musun?
Aşk olsun!
Tam da başlamışken yağmur
Açıyor musun şemsiyeni
Alıyor musun ellerini
Aşk olsun!
Gidiyorsun demek
Bitmemişti yapacaklarımız hani
Balık ekmek yiyecektik Eminönü’de daha
Galata’da çay,
Ortaköy’de günbatımı bizi bekleyecekti
Parklarda oturacak,
İnsanlara bakacaktık sebepsiz
Karışacak çocuklara
Oyunlar oynayacaktık
Engel tanımadan, utanmadan
İsim takacaktık sokak kedilerine,
Her biri Şair ve bizim
Yine de
Çok hayal kurmamışız iyi ki
Sanki sonunu biliyormuş gibi
Sahi ne zaman doğmuştun
Kaçtı yaşın
Sever misin sen de benim gibi salatayı
Kaçar mısın kalabalıklardan
Neyse
Gidiyorsun demek
Git!
Yeter ki “Aşk” olsun…
(Sulltan)
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

yirmilerinde bir erkeğin hayatında
kırgınlıklar vardır
her kırık gibi
beklenmeyen anlarda
ve
onarması güç
yirmilerinde bir erkeğin hayatında
dakikalar vardır
tespih taneleri gibi
bol,
kırık,
dağınık.
yirmilerinde bir erkeğin hayatında
kararlar vardır
anî gibi görünen,
belki yirmi yıl düşünülen,
doğru gibi görünen,
belki yirmi yıl kaybettiren.
yirmilerinde bir erkeğin hayatında
iç odalar vardır,
halvet köşesinde ağlanan,
hiç belli etmeden
gözlerin kırmızısını. …yazının devamını okumak için tıklayın.
Bir hikaye anlatayım sana..
Adem ile Havva’dan yana..
Allah Teala meleklerine insanı yaratacağını söyleyince, melekler acımasız bir varlık mı yaratacaksın demişlerdi de O ben bilirim siz bilmezsiniz demişti. Ve yarattı Âdem’i topraktan, ruhundan can verdi… amade kıldı cenneti, her şeyi vardı…ama yalnızdı, bir şeyi eksikti, hem tamdı hem eksikti…ne olduğunu bilmiyordu, ama Rab bilirdi…ona kendinden olan varlık gerekti..ondan olacaktı ve onu tamamlayacaktı.. Âdem’dendi, Havva’ydı latifti, güzeldi, cennetti… ve cennet artık ikisinindi, ikisi ikisinindi… Sadece bir ağaç vardı, dokunulmazdı… Dokunulmaması gerekendi, yasaktı… Etrafta ise kol gezen karanlıklar… aldandı ikisi de bir anlık bir hevesle, sonra başları ellerinde bin pişman.. Rab küsmüştü onlara, olmazına dokunmuşlardı…cennet dardı onlara artık gitmeleri gerekti ve yeryüzü.. Adem bir tarafta, Havva bir tarafta… Oysa Havva Âdem’dendi, Âdem Havva’dan, ayrı kalsalar yaşayamazlardı… Bu onların cezasıydı, yeryüzünü dolaşacak birbirlerini bulacaklardı… Bulacaklardı, kaybedeceklerdi, ta ki birbirlerini bulana kadar… Aramak sonsuza dek sürse de… Bulamazlarsa hep eksik kalacaktı bir yanları… …yazının devamını okumak için tıklayın.
Canımı alma, o bana lazım
Demiş bulundum, değil mi tanrım…
(İbrahim Tenekeci – Uçuş Denemeleri)