Tetanarkoz

Gagası paslı bir serçe görürseniz beni hatırlayın diye söylemiyorum, gördüğüm, baştan aşağı pasa bulanmış, ötüşü parklardaki metal salıncakların aheste sallanırken çıkardıkları gıcırtılı sesi andıran, eklem yerleri vidalı küçük bir serçeydi. Arabaların tozu dumana katarak geçtiği işlek bir caddenin hemen kenarında, büyük bir ağacın yere yakın dalında eğleşiyordu.
Bana bakarak, her su birikintisinde ıslandıktan sonra kurulanmak için silkelendiği gibi silkelenmek istedi, bunu küçük kıpırtılarla belli etti. Bunun ne demek olduğunu biliyordum. Evimizde beslediğim muhabbet kuşu da benzer hareketler çeker, hatta örf ve adetlerini evimin içindeki kafese kadar taşıyıp bir kültürü yaşatma çabasını güderdi. Güçlü bir silkeleniş öncesinde kıpırdanarak hazırlık yapmak bu kuşların adetlerindendi. Bense birazdan sıkı bir silkeleniş izleyecektim.
O anda tam da beklediğim şey oldu, küçük serçe hızlıca silkelendi. Bir anda minik serçenin paslı kanadı koptu ve hızla savruldu, minik pençelerinin vidaları söküldü, paslı gagası bir kürdanın kırılması gibi çıtlayarak yere döküldü. Bunların hepsi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmişti. Korkmak şöyle dursun şaşırmamıştım bile. Üstelik çok da umurumdaydı, silkelenmek onun seçimiydi hem, sakince durup dursa kendini dağıtmayacak, bunlar başına gelmeyecekti. Gördüklerim karşısında sevindim diyebilirim.
Anneannem genç kızken bir sabah namazı vakti çeşmeden su almaya gitmiş, minareyi camideki cemaatle birlikte rükû ederken görmüştü ve sevinmişti ya, ben de öyle sevindim. Çünkü bunu ben görmüştüm, sadece ben…
Oysa annemin her yaz tatilinin öğle sıcağında beni dışarı salmamak için zorla uyutmaya çalıştığı, kendisi de kaylule niyetine yanıma uzandığı o günlerden birinde, uyumuş numarası yapıp annem uyuduktan sonra dışarı kaçmış olmasaydım tüm bunları göremeyecektim.
Bir şeyi görmüş olmak önemliydi. Evet, öyleydi. Biz sahip olabildiklerimizle değil gördüklerimizle hava atardık. Helikopter görmek ve bunu çocuklara anlatmak önemli bir şeydi mesela. Gerçek futbol topu görmek, 403 otobüslerden görmek, uzaktan kumandalı araba görmek, yaz akşamları sokakları beyaza boyayan sinek arabasını ilk önce görmek, anlatılası ve hava atılası şeylerdi. Hele gördüğün şeylerle bir temasın olmuşsa senden kıyağı olmazdı.
Cebimden radyonun hoparlöründen söktüğüm mıknatısı çıkartıp çalılıkların arasında gezdirmeye başladım. Serçenin paslı parçaları teker teker mıknatısa yapıştı. İçi, topladığım hurda çivilerle dolu siyah poşete serçenin mıknatısıma yapışmış parçalarını silkeledim. Minik serçenin poşete dökülen parçaları son bir kere daha cikledi ya da duyduğum parçaların çivilere çarptığında çıkan sesiydi.
Bu nazik parçaların çivilerime karışmış olmasından dolayı içimde bir huzursuzluk yoktu ama buraya tekrar gelip bu serçenin annesini, babasını ve diğer akrabalarını toplamayı arzulayacak kadar da cani değildim.
Annem uyanmadan evin yolunu tutarken, bir yandan hurdacıya satacağım poşet dolusu çividen kazanacağım parayla alacağım sakızların hayalini kuruyor, bir yandan da gördüklerimi mahalledeki çocuklara anlatırsam inanmazlar, büyünce eğer iyi bir yazar olursam hikaye ederim diye düşünüyordum.




24 Ağustos 2009 15:08
belkide annen seni gerçekten uyutmuştu ve gördüklerin sadece bir ruya idi..
16 Eylül 2009 20:26
Yada beklenen gün gerçekten gelmiş ve hayali söyle dursun tamıtamına gercek olan bu hikaye satırlardaki yerini almıştı bile…
24 Kasım 2009 10:37
:)okumak keyifliydi, küçüklüğümü hatırlattınız bana bi de anneannemi:)… en büyük hayalim büyümekti, şimdi tam o hayalin içindeyim ve aslında o günleri özlemişim…