10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Uyuma Yanılma Deneme Uyanma Yöntemi

[Bu yazı güzel bir şarkı içermekte ve şarkı yazının en alt kısmında... İsterseniz yazıyı okuyun ya da direk şarkıya atlayın...]

Kirpiklerime sürdüğüm badem yağı, bozama kattığım leblebi, dolabın kırık kapakları, söylesene güzelim neredeyim ben, bulamadım kendimi. Bulamadım ve karıştı cümlelerim, afilli üsluplu şeylerin yapmacılığından uzak, merhaba deyip gece sabahın dudaklarından öperken, şimdiki zamandan uzak…

Anlatamıyorum, anlatamıyorum, anlatamıyorum olum işte anlatamıyorum. Nefes almama yardımcı olmak istiyorsanız bu işi koro halinde yapmalıyız. Hep birden nefes alalım, verelim, alalım, verelim.

Kimseyi geride bırakmayalım, nefes alalım hep birlikte, hep birlikte verelim.

Olum ben bunları sabahı zor gelen gecelerde topladım. Bu içimdeki karmaşayı, bu boğazlarıma demirden bir düğüm olup kurulan… Neyse ulan…

Nefis sigara içerim, ne yazık ki hala diyaframdan nefes alıp vermeyi öğrenemedim. Uzak diyarların şarkılarını ezberleyip eşlik etmeyi ne çok isterim bilirsiniz. Ve yine bilirsiniz ki yazı sürüp gidecek ve bitecek, bittiğinde hiçbir şey anlatmamış olacağım. Ben buna “zihnimin etrafında tavaf etmek” diyorum. Öylece, etrafında dönüp durarak, ona dokunmadan, yaklaşmadan, belki korkarak, belki acıdan… Tavaf etmek, dönmek… Sonra çemberi genişleterek çaktırmadan kaçmak…

Gıcık olurum bilirsin böyle yazılara, derdini anlatamayan cümlelere. Ama derdim derdimi anlatmak değil zaten. O yüzden biraz… Her neyse, işte bunun adı istisna…

Haydi bir daha, hep birlikte, alalım, verelim, alalım, verelim. Ellerimizi çırpalım, nefes alalım, verelim… Birazdan bir şarkı başlayacak, herkes hazır olmalı… Birazdan parlak bir gecede, lacivert bir gökyüzünün altında, bir dağın tepesinden izlerken doğayı, ormanı ve ağaçları, topraktan yeri titreterek bir tını fırlayacak. Alacak bir sarmal, bir girdap, bir rüzgar seni. Evet ulan öyle, işte o filmlerdeki gibi. Ellerin havada, döneceksin, uçacaksın, duracaksın, coşacaksın.

Gitmeme yardımcı olmak istiyorsanız daha hızlı el sallayınız. Bilirsiniz o şekilde güle güle demek, terminallerde yaşar. El sallayarak güle güle demek gibiyim dersem, bir şeyler anlatmış olurum diye korkuyorum. Gecenin bir vakti, aha be işte tam şimdi, aklıma kuru dut yemek geldi. Komşumuz Hatice ablanın kızı Ayşegül abla geldi. Ki ben henüz yedi-sekiz yaşlarındaydım. Evde kimsenin olmadığı vakit kek yapmak istedik.  İlk yaptığımız kek ilk yaktığımız kek olmuştu ve o zamanlar öğrenmiştim yanık bir keki nasıl çaktırmadan yok edebileceğimi. O zamanlar… elbet garip zamanlar, arkadaşlarım benden 4-5 yaş büyük ablalardı. Onların sırlarını bilirdim, sinema aralarında o çocuk masumluğuyla içilen sigaraları ben bilirdim sadece, anlamadığım düşünülerek yapılan o konuşmaları. Ah ulan, aşka gelip şarkı kasetlerini yakmaları, ilahilere dadanmalarını, ilk başörtü takışlarını… Biraz kızların arasında yetişmiş olabilirim ama kız gibi yetişmedim. Olum bu konu çok derin lan, burada anlatacak çok şey var, bunun için özel yazmak lazım. Hem anlatılası kolay şey değil. Şunu da söyleyeyim Ayşegül abla sıradan bir kız değildi. Parka girdiğinde en serseri çocuklar bile toz olurdu. Bir çok erkek çocuk annesi, şikayet için kapıya gelirdi. Çünkü onları salıncaklara çakar ya korkutur ya döverdi. Aslında bunları anlatmak için içimde şiddetli bir istek var, ama anlatmamalıyım… En azından şimdilik…

Nerden geldik be bu konuya. Kuru dut demiştim, evet. Sabaha karşı kimin aklına kuru dut gelir ki. İyi ki aşermek gibi bir durumum yok ve iyi ki yanımda bir şişe boza var.  Allah’ım aklıma mukayyet ol…

Taıkıdın da taıkında da taıkıdın. Ta ta ta taıkıdın.

Tamam dostum, yakında gezip boza içeceğiz, santur bakacağız. Mephisto’yu soyma planları yapacağız.

Tamam canım, yakında bir yolculuğa çıkacağız, istediğin o arabanla, uzaklara yollanacağız, büryan yiyeceğiz.

Tamam arkadaşım, yakında umreye gideceğiz, ben anlatıp duracağım, döneceğiz, ışığa boğulacağız, al-baik yiyeceğiz.

Tamam sevgilim, yakında çiftliğin bahçesinde bir gece salıncakta sallanacağız, veranda da çay içip ateş böceklerini izleyeceğiz.

Tamam anneanne… tamam… yakında öleceğiz…

Yalnız… Şimdi biraz nefes alalım, beraberce, alalım verelim, kimseyi geride bırakmayalım… Nefesi daralanlara yer verelim, ölenlere yol…

Bu yazıyı rastgele girip okuyan biri tüm bu anlamadığı şeylere saçmalık diyecektir, biliyorum. Özellikle takip edenler, (bilmem var mı) merak edenler, biraz olsun hak verirler diye umuyorum. İtiraf etmeliyim, evet içimde çok şey topladım, biriktirdim ve bu aralar bolca bunalıyorum. Her gün birkaç defa tokamı kaybediyorum. (söylemiştim bana bunun siyahı lazım)  Ne mi alakası var? Hiiç, sadece kendimi tiye alıyorum…

İçimdekileri bir şarkı yapsaydım sanırım böyle bir şey olurdu. Buyurun Vas dinleyin. Dinleyin diyorsam boşa demem, es geçmeyin… Tamam anneanne tamam…

(yazılmamış farz edilmesi gerekenler serisinden…)

Vas- Mandara 


Yorumlar (19) -> “Uyuma Yanılma Deneme Uyanma Yöntemi”

  1. göc-ebe kalem...
    05 Ocak 2009 23:36
    1

    bekliyoruz bizi alacak o rüzgari ailecenek..yalniz bize biraz tüyo gerekecek..bu rüzgar nereden gelecek? kuzey bati dogu ya da dogukuzeybatigüneydogu?
    esenler otogarina senin icin cingeneler gönderecegim,yakin olsaydim,ben de gelirdim..dans edecekler senin icin ve bir sarki söyleyecekler yasmin levy den la alegria!ya aglarsin ya el cirparsin..sana kalmis..
    üc bes yedi..gitme vakti..

    (yazilmamis farz edilmesi gereken yorumlardan)

    hortluyoruz siirini sahiplenmek istedim,
    adini kaynagini ilistirecegim elbet,
    izin var mi?

    sen(ler) lazim bizlere,
    oyunbozancilik yapip cikmaisin ananenle kurdugun oyundan,
    bak ben dua edecegim,
    elbet abi hayat suyu icemessiniz,
    ama biraz daha bekleyebilirsiniz
    (insallah)
    nefes alip verelim hep beraber
    kac kisiyiz ki zaten su dünyada ….

  2. asuman
    06 Ocak 2009 01:13
    2

    ya saolasın, sayende baya arşiv yaptık.bilmem dinlermiydin marmara fm’ de şehir efsaneleri diye bi program vardı bi zamanlar.bu site bana onu hatırlatıyor,ii de oluyor.
    devamını dilerim.

  3. hacer_nur
    06 Ocak 2009 20:56
    3

    burda yorum yaparken şiir gibi yazası geliyor insanın .uyumlu cümleler ,güzel sözler havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez.yetenekliler var aramızda ama ben alıntı yapıp utanmadan duruma göre değiştirebiliyorum sadece.şarkıyı dinlerken aklıma gelen ilk cümle:”toparlanın,ölüyoruz..”

  4. Kelimelerin Ahengi
    07 Ocak 2009 12:29
    4

    Naptınız Abdullah bey?

    Gözyaşlarıyla başlayan bir güne bir de VAS’ı ekledik sayenizde…

    Oldu mu şimdi bu?

    Bir de şu “ölenlere yol vermek” meselesi o kadar kolay olmuyor…

    uf neyse…

    Selametle…

  5. kuaybe
    09 Ocak 2009 09:06
    5

    -Özellikle takip edenler, (bilmem var mı) merak edenler, biraz olsun hak verirler diye umuyorum. -

    tamam belki hedef kitlene dahil olmayacak kadar yaşlıyım :)ama bilmeni isterim abdullah kardeş 3 yılı geçti sizi takip ediyorum .
    bazen ağlayarak bazen gülerek …

    ölenlere yol vermeyelim mümkünse biz ölelim bitsin bu karmaşa .her şey sussun!

  6. Kelimelerin Ahengi
    09 Ocak 2009 12:48
    6

    Hayat işte tuhaf…

    Üstteki yorumu yaptığımda telefonun her an acı acı çalmasını beklemekteydim…

    ..ki yorumu yazdıktan 2 saat sonra amcamın vefat haberini aldım acı acı çalan bir telefondan.

    Ölenlerin önüne geçilmiyor,lakin yol vermek…

    ..ah işte o çok zor ve çok acı.

    Selametle…

  7. sevde betül
    10 Ocak 2009 19:35
    7

    ölüm ölmez ki… ölenlerin önüne geçilsin…
    …her gün bir ölüm haberi alıyorum ,son bir hafta içinde bir bir gidiyor tanıdıklarım…
    susuyorum ve ağlıyorum…

  8. serazat
    12 Ocak 2009 15:35
    8

    insan canhıraş bir suskunluktur…

  9. göc-ebe kalem...
    14 Ocak 2009 17:05
    9

    uyan ey gözlerin gafletten uyan.
    yeni yazi yeni yeni yazi yepisyeni yazi…

  10. esra efe
    16 Ocak 2009 17:26
    10

    son zamanlarda anlatmak istediklerimi bir türlü derleyip toparlayamıyorum ..her cümle bir başka yöne savruluyor…
    şarkı güzel.. azam ali söylüyoryanılmıyorsam,güzel teşekkürler:)

  11. yasemin
    09 Şubat 2009 18:29
    11

    Müziği anlamlı bu parçayı bende isitoyorum.Acaba istemekle yüzsüzlük mü yapmış oluyorum?

  12. sardag
    24 Şubat 2009 23:46
    12

    Müzik de yazı da çok güzeldi. Sitenizi bağlantılara eklicem inş. selametle kalın.

  13. bahar
    20 Mart 2009 08:34
    13

    “Ben buna “zihnimin etrafında tavaf etmek” diyorum. Öylece, etrafında dönüp durarak, ona dokunmadan, yaklaşmadan, belki korkarak, belki acıdan… Tavaf etmek, dönmek… Sonra çemberi genişleterek çaktırmadan kaçmak…”

    İnsanlar ne kadar farklı da görünseler mayalarının aynı olduğu gün yüzüne çıkıyor bazen. :) Böyle anlarımda aşağı yukarı böyle düşünürüm ben de. Ama azabıma başkalarını ortak etmeyi düşünmemiştim hiç :) (Nefes alma taliminden bahsediyorum.)

    Ha böyle anlarımda zihnim bana karalama kağıdı gibi görünür. Ben de karalama kağıdında boş yer arayan bir gezgin… Dönüp dururum etrafında bütün o karalamaların. AA bunu ben mi karaladım, ne işi var bunun burda, yok kesinlikle bunu ben karaladım, buysa asla benden doğmuş olamaz. :))) cümleleri ile tam boğulmak üzereyken derin nefes egzersizleriyle itelerim. Sizin dediğiniz gibi çemberi büyütmek yerine, nefes alıp üfleyip iterim, üfleyip iterim… Ta ki kaçana kadar :))

    Dedim ya insan hem kesret hem vahdet delili sanki. Benziyoruz işte.
    Allahın selamı üzerinize olsun.

    Not:Burayı yeni keşfettim. Emeğinize teşekkürler. Çok keyif alıyorum.

  14. hüsnü zan
    29 Mart 2009 21:49
    14

    sebebi bu boğuk cümlelerin;bazen nasıl nefes alınacağını unutuyor insan.koro halinde yaparsak bu işi şarkıyı bilmeyen farkedilmez belki,koro halinde yaparsak bu işi bazılarımız sessizce ölebilir belki
    Taıkıdın da taıkında da tıkıdın bak yine şaşırdım

  15. rümeysa
    27 Mayıs 2009 20:33
    15

    yazısı ayrı güzel yorumu ayrı nası bi site bu yaaaa….

  16. elif
    28 Mayıs 2009 22:57
    16

    hayır, yazılmışı yok farzedemem
    lütfen, siz de kendinizden kaçmayın…

  17. sıradan
    04 Haziran 2009 11:32
    17

    “Yalnız…” Şimdi biraz nefes alalım, beraberce, alalım verelim, kimseyi geride bırakmayalım… Nefesi dar/alanlar’a y e r verelim, ö l e n l e r e y o l …

    Tamamanneannetamamyakındaöleceğiz…

  18. Lâl
    04 Haziran 2009 17:07
    18

    Yazılarınızı okuyunca ayrı bir tat alıyorum…Bilemem tatlı mı tuzlu mu yoksa umami gibi mi? Ama seviyorum bu tadı :) Gönlünüze sağlık…

  19. LoG
    12 Temmuz 2009 22:16
    19

    mükemmel bir müzik..
    çok sağolun vas ile tanıştırdığınız için

YORUM YAZ

Bu Yazıyı Paylaşın
Kapat
E-posta ile paylaş