Ahmed Bukhatir - Fartaqi
31 Ekim 2008
Biraz sessiz sakin ama uçarak, bulutlara basarak… gidelim mi?Â
(Selma ablaya teşekkürler.)
31 Ekim 2008
Biraz sessiz sakin ama uçarak, bulutlara basarak… gidelim mi?Â
(Selma ablaya teşekkürler.)
25 Ekim 2008

“- Fazla uzaklaÅŸma oÄŸlum”
Günlerce, haftalarca bir odaya kapanmış iyice bunalmıştım ki, biraz çıkıp gezmek nasip oldu. Bakın neler gördüm.
Ümraniye’den otobüse bindiÄŸimde, muhtemelen benden bir durak önce binmiÅŸ bir bayan ile muavinin tartışması dikkatimi çekti. 20 yaÅŸlarında bir kız, gözleri dolmuÅŸ vaziyette, aÄŸladı aÄŸlayacak hissi veren kısık bir sesle, muavine “Ben Toplum Gönüllüleri DerneÄŸi’ndenim” diyordu. Anlaşılan Üsküdar’a gidecek kadar parası yoktu ve muavine bunu anlatırken oldukça zorlanmıştı. Muavinin “hayır olmaz abla” sözlerine karşı Toplum Gönüllüleri DerneÄŸi’nden olduÄŸunu söylemeyi bir yarar saÄŸlayacağını düşünerek akıl edip dile getirmiÅŸti.
Kız tam anlamıyla bir gönüllüye benziyordu. Ne gönüllüsü olursa olsun ama kızın tipi ve tavırları gerçek bir gönüllü insan örneÄŸiydi. Hafif ÅŸiÅŸmanlığıyla ve bunu önemsemeyen duruÅŸuyla, beyaz teni ve çilli suratıyla, ıslatarak taradığı saçlarını arkadan baÄŸladığında saçında kalan tarak izleriyle ve yer yer dağılmışlığıyla, normal bir kızın taşımak istemeyeceÄŸi komik çantasıyla, ÅŸiÅŸman ve çirkin olmasına raÄŸmen fiziÄŸi ile alakalı bir kompleksinin olmamasının rahatlığıyla tam bir gönüllü görüntüsü veriyordu. Tüm bunlara raÄŸmen insanın rahatça güvenebileceÄŸi sevecen bir görüntüsü vardır. “Gönüllü tipine bir örnek verin” sorusunun cevabını fazlası ile karşılıyordu yani. Oldukça duygusaldı, konuÅŸurken aÄŸlamamak için kendini zor zapt ediyordu.
Belli ki bir hayır iÅŸi için koÅŸturmaktaydı, parası bitti muhtemelen, yolda kaldı. Ancak, “gönül” kelimesi ile alakası olmayan, “toplum” kelimesi ile olan alakası da “toplu taşıma” aracında muavin olmaktan öteye gitmeyen, Toplum Gönüllüleri DerneÄŸi’ni durak istasyonu zannedebilecek derecede kart birine denk gelmiÅŸti zavallı kız. Muavin “ya abla tamam da…” diye baÅŸlayarak sonu gelmeyen cümleler kuruyor, kızın gözlerinde yaÅŸlar birikiyordu ki, muavin sonunda dayanamayarak ÅŸoföre seslendi: “abi sen Toplum Gönüllüleri DerneÄŸi’ni biliyor musun?”
Ve ÅŸoför beni dumura uÄŸratan ÅŸu cevabı verdi: “ne? Tapu Müdürlüğü mü?”
Bir başka olay, bir caddede yürümekte iken gerçekleşmekte:
Önümde yürümekte olan, her hallerinden sevgili oldukları, bazı hallerinden niÅŸanlı oldukları anlaşılan çiftin diÅŸi olanının cırtlak ve yarı bağırarak kurduÄŸu ÅŸu cümleden sonra muhabbetlerine yüzde on yahut yüzde on beÅŸ (tam kestiremiyorum, matematiÄŸim iyi deÄŸildir) civarında kulak misafiri oldum: “KPSS’ye boÅŸuna girmiyorum, kazanırsam çalışacağım, biliyorsun bunu”
Çocuk daha yumuÅŸak bir sesle, nazik bir dille karşı çıkıyordu. Anladığım kadarı ile niÅŸanlısının çalışmasını ve KPSS’ye girmesini istemiyordu. Lakin kız sokakta konuÅŸma adabını (evet öyle bir edep vardır) hiçe sayarak oldukça yüksek bir sesle, tüm gayretiyle sesini cırtlatarak derdini anlatmaya çalışıyordu. Tam duyamadığım halde çocuÄŸun “ne gerek var çalışmana” dediÄŸini sanıyorum ki, sonrasında kız aynı cırtlak sesle “arabamızı, kendi evimizi alacağız” dedi. Bu cırtlak ses, hatunların erkekleri ile tartışmalarında kullandıkları, içinde acındırma ve aynı zamanda üste çıkma, kabul ettirme, çileden çıkartıp “tamam” dedirtme, sindirme duygularını muhteva eden tiz bir sesti.
Çocuk hala sakin bir ÅŸekilde anlatıyordu ancak ses tonundan sitemli olduÄŸu anlaşılıyordu. NiÅŸanlısı gibi bağırıp çağırmadığından sözlerinin hepsini duymak mümkün deÄŸildi ama bir ara şöyle dedi: “sen beÅŸ yıl boyunca çalışacaksın ve bir araba alacağız, bu mu yani” Kızın altta kalmaya hiç gözü yoktu, kafasına koymuÅŸtu bir kere çalışıp araba almayı, yazlık falan almayı. Karşılık olarak: “Hayır canım, on milyara alabiliriz” cümlesini aÄŸzına yakıştırmaya çalışarak erkekçe kurdu, ancak yine de komik oldu. Bu sümsük adamın kendini anlamayışına kızdıkça sesi yükseliyordu. Biran çocuÄŸun hala nasıl sakin konuÅŸtuÄŸunu düşündüm, kolay bir ÅŸey deÄŸildi zira. Sonra kız çocuÄŸun elini tutmak istedi, çocuk elini vermedi, hırsla çekti. Çocuk ilk tepkisini vermiÅŸti iÅŸte, dahası da gelirdi, neyse bunları geçip hızlıca eve gitmeliydi. Zaten çocuk kızın elini tutmamıştı, artık rahat rahat geçip gidilebilirdi. Oh olsundu, canıma deÄŸsindi…
Ve Üsküdar’da geçen komik bir olay daha var. Bu olayı benim hatundan rivayetle aktarıyorum:
 İki sevgili, el ele yürümekteler. Kız bir ara çocuktan çantasını taşımasını ister:
 -Çantamı taşısana
-Hayır olmaz
-Nasıl yani ya, taşısana işte çantamı
-Hayır canım, taşımıyorum
-Taşıyacaksın ya
-Kızım ne doldurdun bunun içine ya taşımıyorum bana ne be
-Ya nasıl taşımıyorsun taşıyacaksın
-Taşımayacağım
-Elimi tutuyorsan çantamı da taşıyacaksın tamam mı!
-…!
 Evet, garip bir durum. Sanki aÅŸk yerine ticaret yapıyorlar. “Elimi tutuyorsan çantamı da taşıyacaksın” durumu tam anlamıyla çıkarcılığın erkek-kadın iliÅŸkisine yansımış halidir. Eline karşılık bunu isteyen bir kız, sanırım zamanla eli kırbaçlı bir zebaniye dönüşmeye baÅŸlayacaktır. ÇocuÄŸun neden çantayı almadığı ise düşündürücü elbette.
Åžehrin bunaltıcılığından biran uzaklaÅŸmak için trenle (en az teknolojik) sirkeciye gelip yürüyerek Gülhane’ye geçtiÄŸim bir sabah, kendimi teskin etmek için su sesinin dinginliÄŸine (evet su sesi rahatlatır) ve o devasa aÄŸaçların gölgesine bırakırken, bir olay daha dikkatimi çekti:
İranlı olduÄŸunu sandığım 18 yaÅŸlarında üç genç (iki erkek bir kız) Gülhane’de bana yakın banklardan birinde oturmaktalar. Kendi aralarında gülüşüp muhabbet etmekteler. İranlı kız, standart kapalı bir Türk kızı kadar kapalı. KonuÅŸmadıkları zaman onların Türk olmadıklarına ihtimal vermezsiniz, o derece bizdenler. (öyle deÄŸil midir zaten) Erkeklerden biri kızın sevgilisi olmalı ki, daha bir böyle sarmaÅŸ dolaÅŸ.
Derken… O ÅŸahin bakışlı, o kuÅŸ (sevgili) uçurmayan çiçek satıcılarından biri bu manzarayı görmesiyle beraber aÄŸzından salyalar akıtarak yaÄŸlı müşterilerine doÄŸru ellerinde çiçekler olduÄŸu halde hızla yaklaÅŸmaya baÅŸladı. (Bir çift sevgili her zaman birçok sektör için yaÄŸlı müşteri deÄŸil midir zaten.)
Dikkatle takip ettiÄŸim o ÅŸiÅŸko kadın, bu sevgililerin yanlarına ulaÅŸtığında elindeki sepetten bir çiçeÄŸi göz açıp kapayıncaya kadar alıp hızla (Yüzüklerin Efendisi adlı filmde ok fırlatan sarı/beyaz/civciv sarısı saçlı adam misalinde olduÄŸu gibi) kızın eline vermiÅŸ ve bunu yaparken “Allah, bağış, yastık, sevgili, güzel” gibi kelimelerden hızlıca cümleler kurmuÅŸ, kelimeleri sündürüp uzatarak mırıltılı bir yakarış hali katmıştı olaya. Kesinlikle, muhatabını konuÅŸturmadan sindirip, bir ÅŸey söylemesine ve itiraz etmesine izin vermeden biran önce parayı alıp gitmek için yaptığı bu taktik günümüzde ticaret adamlarının bolca uyguladıklarına benzer bir yöntemdi.
Çocuk para vermiş çiçekçi kadın yetersiz bulmuş, ardından çiçek ücretine kız tarafı takviye yapmış ve sonunda çiçekçi soyguncu tatmin olur gibi olmuş ve gitmişti. Burada garip olan, Türkçe bilmeyen çocuklara çiçekçi kadının ısrarla bir ton güzel laf etmesi ve kadının dediklerinden bir şey anlamamalarına rağmen çocukların gülümseyerek çiçekleri satın almasıydı.
Bu hikayenin sonunu iyi bağlayamadığımı mı düşünüyorsunuz? O halde siyasetçilerin tavırlarına ve televizyon reklamlarına bir kez daha göz atın.
Bu yazıyı hazırladığım sıralarda etrafıma daha çok dikkat ediyor ve nasıl malzeme çıkartırım diye düşünüyordum ki, dikkate gerek olmaksızın adeta zorla “beni de yazmalısın” diyen bir olaya daha ÅŸahit oldum. Kıramadım, yazıyorum:
Bir çıktı almak için büyük kırtasiyelerden birine girmiÅŸtim. Dükkana bir genç kız ve yaÅŸlıca bir dede bakıyordu. Kız o büyük makineden sticker çıktı alırken kağıt makinenin içine sıkışmış bir türlü sorunu çözememiÅŸti. Ben yaÅŸlı amcanın dükkânda bulunma gayesini “iÅŸte, kız iÅŸ yaparken amca da dükkana sahip çıksın canım” diye düşünürken, gözleri zor gören, ağır aksak yürüyen, kulakları gayet ağır iÅŸiten (bir çok cümleyi bağırarak birkaç defa tekrarladığımdan biliyorum) yaÅŸlı amca bir çırpıda o büyük makinenin içini açıp bazı parçaları çıkarttıktan sonra sorunu çözmüş ve beni hayretler içerisinde bırakmıştı. Lakin mesele bu deÄŸil.
İşimin uzamasından dolayı içeride beklerken ve hafif yağmurun atıştırmaya başlamasıyla yaşlı amca kapıya çıktığında şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu. Yaşlı amca hızla içeri girip telefonu kaldırdı ve kızla göz göze geldiler. Gök gürültüsünü telefon çalıyor zannetmişti mübarek amcamız.
İkisi de kahkahayı koyvermişti. Ben de çaktırmadan kıs kıs gülüyordum.
Bu hikâyelerdeki başrollerin çoğunun bayan olması tamamen tesadüftür
23 Ekim 2008
Sekiz yıldır, sözün bekçiliÄŸini yapan Ay Vakti, her sayısı ile müthiÅŸ yankılar uyandıran taÅŸlar düşürüyor düşün dünyasına. Kâh gençlerin yoluna mahya oluyor, kâh varlığın sesini dinlemek isteyenlerin sözüne elçilik ediyor. Yıllardır önemli bir yer tutuyor edebiyat dünyasında…
Karanlığın usanmaz bekçisi ay gibi, karanlıkta kalmış ruhlara görüntü olmaya çalışıyor. Aydınlanmanın vakti ÅŸimdi, Arif Ay söylencesi ile baÅŸlıyor… Şeref Akbaba ”KeÅŸke Bayram Olsa” baÅŸlıklı yazısıyla bayramlarımızın niçin bayram olamadığını sorguluyor naif üslubuyla.
Selami ÅžimÅŸek, Hıra’da baÅŸlayan bir ÅŸiir serüveninin, Asr-ı Saadet’e uzanan rahlesine düşen harflerin sahibi Arif Ay ile sahip çıktığı harfler üzerine, günümüz ÅŸiirine bakış üzerine konuÅŸuyor.
Mehmet Atilla MaraÅŸ; Foto Filistin, Nurettin Durman; Burası Ezelden Beri Sevmiyor Yıkılmayı, Özcan Ünlü; Kahkaha İlahisi, Selami ÅžimÅŸek; KuÅŸ Yemleri Cebinde Uyuyan Çocuklar, Yavuz Ertürk; Kemik, baÅŸlıklarıyla ÅŸiir zincirinin halkalarını oluÅŸturan yazarlarımız…
[ OKUMAYA DEVAM ET ]
16 Ekim 2008

AleminRenkleri.com dan takipçilerine güzel bir hediye… 16 adet seçme ÅŸarkı tek klasörde.
Zaman zaman bu sayfalarda nadir, güzel şarkılar yayınlıyorum. Bugün sizlere şöyle topluca bir ziyafet çekmek istedim.
İndireceğiniz klasörün içinde 16 adet birbirinden güzel şarkı var. Bu şarkılar benim senelerdir dinlemiş olduğum, dönemlerine göre bende izler bırakan şarkılardır. Bu şarkıları bir araya getiren şey, çok hit ya da çok güzel olmaları değildir. Tamamen benim iç dünyamla ve bende bıraktıkları etkilerle alakalıdır bu toplaşma. Şarkıların isimlerini buradan vermeyeceğim tabi ki, indirin ve dinleyin.
Link: http://rapidshare.com/files/148721816/awara-muzik.rar
İndireceğiniz rar dosyasının şifresi: aleminrenkleri.com