10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

İkinci Yassı Ada Macerası (nah)

Sevgili okur. Bu yazının edebi bir değeri olmadığı gibi değer olarak kazandırabileceği herhangi bir şey de yoktur. Yazılma amacı, ismi zikredilen şahıslara kapak/küfür/döşeme olsun içindir.

Geçen sene yaşadığımız Yassı Ada macerasını bu sene de tekrarlamak niyetindeydim. (geçen seneye dair zımbırtıları buradan okuyabilirsiniz) Daha doğrusu niyetindeydik. Aylar öncesinden dile getirilmiş, nasıl olacağından falan bahsedilmişti. Lakin gitme vakti gelip çattığında daha önce de bahsetmiş olduğum gibi sevgili mıymıntı ahali mırın kırın vaziyetleri almaya başladı. Bazı sebeplerden dolayı bir hafta ertelememize rağmen, yine olmadı. Buna binaen pıskırtı muhtevalı, yer yer höbere göbereli, sert ve sinirli cılk kelimelerden cıyındırık cümlelerden müteşekkil bu yazı kaleme alındı. Bazı arkadaşlar diyerek mi giydirme yapsam yoksa tek tek isim mi saysam diye düşündüm uzunca, döşemede karışıklık olmaması için isim zikretmeyi uygun gördüm sonra.

Sevgili gölgem Talha. 3 bin yıl sonra şiddetli bir dede aşkıyla yandığından dolayı, senelik iznini bu kutsal göreve adayıp sahil boylarında kumlu bir dede ziyareti yaparak, kendi tabiri ile “patlamaya hazır bir bomba” olarak, şort ceplerinde sılayı rahim aromalı kum tanecikleri ile yuvaya dönmüş ve iznini aromalı kum taneciği toplamaya adadığı için gelemeyeceğini beyan etmiştir. Eyvallahtır…

Sevgili Enes. Bir şeyler söylemiş ama anlaşılmamıştır. Sanırım büyük ihtimalle cart ile curt yan yana gelerek cart curt olmuştur. Tabi bu çok önemlidir. Elimizde kutsal su (deniz suyu) semah ederek vecd ile binler kere “cart curt” diyelim. Haydi bismillah…

Geçen seneden olaya talipli olanlardan sevgili Ersin. Ne arayıp ne sormuştur. Sanırım msn den de engellemiştir. Çocukça bir tavırla, bir yazısına yaptığım eleştiriden dolayı kızlara rezil rüsva olduğunu düşünerek mahalle maçlarında top sahibi mıymıntı mızıkçı çocuklar gibi kaçmış ve yine sanırım ki çocukça bir tavırla bana küsmüştür. Bu hali bana Zartutales’in şu meşhur sözünü hatırlatmıştır: “Kızların içinde karizmamı çizme, bilmiş tavırla kelimeleri iplik gibi dizme” Ayıp etmiştir. Kalbimizi kırmıştır.

Sevgili ortak Üsame. Başlarda hevesli olmasına rağmen, gün ortasında uyku ile uyanıklık arasında yaptığı manevi cılk yolculuk sonrasında, Arşimet gibi bağırarak “evet evet kuzuluğa gitmeliyiz” demiş, ardından “yok yok Bolu” sonrasında “cıx cıx olmadı Abant”, “Ardahan’a mı gitsek lan”, “Bak Selim diyor ki Şile’ye gidelim, hem Çingene tavuğu falan da yaparız” gibi cümlelerle Baykal’ın Ergenekon’u sulandırma çabalarına benzer çaba harcayacak sevgili Yassı Ada kampımızı sulandırmış ve içine….. girmemiştir. Tamam gidelim demesine rağmen bu işte gönlü olmadığı anlaşılmış, tavrına itibar edilmemiş lakin sözünde durma eğiliminden dolayı tebrik edilmiş, çelenk, çanak vs. zımbırtılar kendisine bu tavrından sebeple hediye edilmiştir. Doğum günü kutlu olsundur.

Sevgili Enes Selim. Ne olduğu anlaşılmamıştır. Durup dururken gelmeye gönlü olmadığı anlaşılmış, buna sebep olan şeyin yedikleri mi olduğu yoksa Keops Piramiti’nin lanetli etkisinde mi kalmıştır bilinemez. Şile’de kendi halinde çingene tavuğu yaparken kaçırılıp gizemli şehir Giza’ya götürülmesi kraliçe Hetepheres tarafından makamı olan mezarda solmuş çiçek yağmuruyla karşılanması, adaya gidemememiz için elinden geleni yapması açısından temennimdir. “Sıhıyo beah” tadında pırtlak cümleleri kelam bağlamında böğürtü mesabesindedir. Yuhtur!

Sevgili Abdülcelil. Hiç arayıp sormamış, “ne oldu abi, ertele dedik erteledin, gidiyoz mu” dememiş, ses seda vermemiştir. Bişiler olmuştur. Falandır. Filandır.

Bunlardan ayrı olarak çaba ve gayretinden dolayı Yusuf Özer’e çokça teşekkür ediyorum. Saol dostum. “Boş ver layık değillerdi zaten…” dimi…

İsmi zikre değer görülmüş bu değerli arkadaşların başka herhangi bir organizasyon için isimlerinin dile alınması düşünülemez. Düşünülmesi teklif dahi edilemez. Bu gezi için gitmekten vaz geçtiğim diğer programların geçmiş zaman negatif görüntüleri ve ben, oturup yazdım. Bu edebi ve ince giydirmenin yarısı boşa gitse de, anlaşılmasa da kısacası şunu demek istiyorum: Naş!

Bu yazı mıymıntı, “yok öyleydi yok şöyleydi” gibi şeylerin tartışılmaması için ve hiçbir şey duymak istemediğimden ötürü yorumlara kapatılmıştır. Alemin Renkleri takipçilerine bu kişisel ve ‘entel serseri’ üslup için “kusura bakmayın” diyorum.

Yorum kapal.

Bu Yazıyı Paylaşın
Kapat
E-posta ile paylaş