Bir Hikaye

(Ben bir hikayeye başladım, siz devam edin. Yorum girerek hikayeyi kaldığı yerden devam ettirebilirsiniz.)
Kız çok heyecanlıdır. Kalbi aşkla dolu, kulağında şarkılar, tınılar… Sanki bulutlara basarak koşmakta, sevgiden, aşktan dolayı coşmakta. Çiçekleri öpüp koklayarak, böcekleri severek, küçük çocukların başını okşayarak, her insana tatlı söz söyleyip gülerek gezip tozmada, yürümekte yolları. Öyle romantik, öyle coşkulu bir ruh hali…
Bu enerjiyi elbette dile getirecek olan bu dünya tatlısı sevimli kızımız, sevgilisine hemen bir cümle kurmak, ona aşkını aksettirmek, içindeki coşkuyu paylaşmak ister. Bir mesaj yazar ve zavallı çocuğa, sevgilisine gönderir.
“Merhaba bir tanem. Merhaba kokladığım çiçeğin burnuma kaçan ve hapşırmama sebep olan poleni… Merhaba dünyanın en yakışıklı, kamyon çarpsa bir şey olmaz erkeği… Uykusuz gecelerimin sebebi, gün ışığım, sevgilim bir tanem. Nasılsın bakalım?”
Çocuk çok yorgundur. Sabah sular kesik olduğu için saçlarını yıkayamamış, evden geç çıkmış, minibüste para vermek için ayağa kalktığında yerini başkasına kaptırmış, paranın üstünü alırken bozuk paraları yere dökmüştür. İşe geç gitmiş, müdürden bir ton laga luga işitmiş, bugün sorunlu müşteriler neredeyse hep ona denk gelmiş, son olarak bir arkadaşıyla kavga etmiştir. Öğle yemeğinden sonra karnı ağrımış, ödeyeceği taksitleri düşünürken midesine ağrılar saplanmıştır. Paydos saati gelmesine rağmen iş yoğunluğundan dolayı işi bırakamamış, biraz önce telefondan anlayışsız birine bir meseleyi izah edip aynı zamanda beklemekte olduğu mailin gelip gelmediğini kontrol ederken, saatler önce masasına gelmiş ve soğumuş olan kahveye yanlışlıkla çarpıp döktüğü sırada, bir mesaj gelmişti… Telefonun mesaj gelirken çıkartmış olduğu sese bile tahammülü yoktu. Ağzına bir ton küfür birikti, sustu…
Biraz sonra, o yoğunluk arasında telefonundaki mesaja bakmak istedi. Mesajı sevgilisi göndermişti: “Merhaba bir tanem. Merhaba kokladığım çiçeğin burnuma kaçan ve hapşırmama sebep olan poleni… Merhaba dünyanın…” gerisini okumadı…
Çiçeklerle böceklerle uğraşamayacak kadar kafası doluydu. Kendisine sorulan soruları bile anlayamaz vaziyetteydi. Yanlışlıkla döktüğü kahveyi temizlerken, bu akşam için arkadaşlarına söz verdiğini hatırladı. Ancak geç kalmıştı. Birazdan ararlar diye düşünürken telefonu çalmaya başladı, ancak şarj etmeye vakit bulamadığından cevaplayamadan telefon aniden kapandı. Çok sinirlenmişti. Hışımla eline aldığı telefonu var gücüyle duvara fırlattı. Duvara çarpıp seken telefon ofisin camlarını şangırank biçiminde yere indirirken telefonun parçaları ağır çekimde parça parça yere düşüyor, bu arada iş seyahatinden yeni dönüp biraz önce ofise ayak basan patronu cam kırıklarının dansını izliyordu…
Çocuk biraz sonra kötü bir günü tamamlamış olarak iş yerinden ayrılmış, Allah’tan son otobüse yetişebilmiş, şehir evine kapanırken o da yola çıkabilmişti.
(Hikayeyi devam ettirmek için yorum yazınız. Yorumları da okuyup, son yorumun kaldığı yerden/olaydan devam ediniz.)




03 Mayıs 2008 14:19
Kötü bir güne başlayan çocuk,sevgilisinden gelen mesajı sonuna kadar okuyup mutlu olmayı becerebilseydi,son olaylar olamayacak,belki de işiyle alakalı daha önce yaşadığı sorunlar bu kadar onu rahatsız etmeyecekti…
Bu yaşadıklarının içinde küçük şeylerle mutlu olmayı bilmeyi …..ki gönderilen mesaj küçük bir sey değildir……
03 Mayıs 2008 19:20
Otobüste etrafına bir göz attı. Yanındaki yaşlı dedenin karalamalarına göz attı. Arada bir şeyler çiziştiriyor; boş bulduğu yerlere birşeyler not düşüyordu. Karalamaları, yazdıkları dikkatini çekmişti. İnmesi gerektiğini farkettiği an merdivenlere fırladı.Halbuki aklı hala o kağıttakilerdeydi. Öyleki o an ne onun ne de başkasının tahmin etmiyeceği aklını çelen şeyler vardı. Otobüsten indiğinde aklı bir karış havada eve doğru ilerliyordu.
04 Mayıs 2008 00:26
Hikayeyi devam ettirmek isterdim cok,ama su noktaya kadar oyle carpıcı bir tezat var ki…bu hayatın kendisinden ileri geliyor yalnız,ya da biz mi cok alıstık prototiplere?
Kız duygusaldır hep,isi gucu cicek bocek
Esas oglan da ciddidir,kafasını oraya buraya savurmaz,isine bakar,’ne gerekiyorsa o’dur,realisttir.
Kız pembedir,erkek lacivert…
Oyle…maalesef bircogu oyle…
Ne esas kızı ne de esas oglanı tasvip ettim,nacizane,biraz daha derinlik katılmalı gibi geldi,too much shallow for the beginning,ama sonrasında karakterler gelisecek mi,eh orası da okuyucuya ve de hikayenin sahibine kalmıs.
07 Mayıs 2008 10:51
kağıt yazanlar klasik bir hesap-kitap işiydi.maaşını yeni çeken amca hesap yapıyordu.bakkala şu kadar ,manava bu kadar,taksitler ,faturalar…esas oğlanın aklını çelen yüzü çizgilerle dolu yaşlı adamın ay sonu bitmeden elinden uçup gidecek olan rakamları alt alta topladıktan sonra o dümdüz çizginin altına yazdıklarıydı..
”yapmak istediklerimi yapamamakla gecti ömrüm,toplayamadım bin bir parçaya bölünmüş gençlik hayallerimi,bana sorarsan geç kalma genç adam kaç ve kurtul buralardan ..”
yürürken üşüdüğünü hissetti üstünde şair kılığı olmayan bu yaşlı adamın bu hal içinde olmasından kendini sorumlu tuttu bir an..ağır yükleriyle yürümeye çalışan yaşlı insanlara acımayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki..loş bir ışıkla vitrini aydınlatılan bir dükkanın önnde durdu..bir yüz vardı karşısında yorgun,halsiz sanki her bir hayal kırıklığı bir çizgi atmış yüzüne tanıdık bir yüz gibiydi babasına benziyodu ,gözleri birazda kendini anımsatıyordu.ürktü ve bir adım geriye çekildi
08 Mayıs 2008 15:37
ve birden sevgilisi geldi aklına,gönderdiği mesajı yarıya kadar okuyup kapatmasına pişman oldu.düşündü,düşündü,düşündü.işlerin yoğunluğundan,herşeyin ters gitmesinden,şehrin gürültüsünden yüreğinin sesine kulak veremeyişi onu üzdü.ve birden ezan okunmaya başladı,içi ürperdi,yolunu değiştirdi camiye yöneldi.abdest alırken içine bir rahatlama geldiğini hissetti,her azasını abdestlerken sanki yeniden doğmuş gibi hissetti kendini.hemen namaza koştu,allahu ekber dedi ve gün içinde yaşadığı bütün negatif enerjiyi elinin tersiyle arkasına attı.artık bütün yüreği ve ruhuyla rabbinin huzurunda,ona ram olmuştu.alnı secdeye değdiğinde o büyük buluşmada sanki hiçbir olumsuzluk yaşamamış gibi öylesine bir huzur duydu…
camiden çıktıktan sonra gün içinde yaşadıklarını,olaylar karşısında ki tavırlarını sanki bir televizyon izliyormuş gibi gözlemledi.bütün bunları yaşarken birşeyi unuttuğunu farketti.allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemezdi.oysa olaylar karşısında ki sabırsızlığı ile nasıl bir yükün altında kendini ezdiğini farketti.eğer sabrı koysaydı yüreğine bütün bu çıkılmaz işlerin üstesinden gelebilirdi belki de.belki de bu kadar olumsuzluk içinde sevgilisinin mesajını okusaydı biraz sükuna erebilirdi.birşeyleri başarayım derken,kazanayım derken belki de sevdiğini kaybedecekti.hemen çiçekçiye yöneldi ve ona en sevdiği çiçekten kırmızı karanfillerden koca bir demet yaptırdı……………………..
08 Mayıs 2008 15:49
Çiçekçiden çıkarken kırmızı renkli kaportası cilalı bir kamyon, karşıdan karşıya geçmekte olan bir çocuğa “vızzınnk” şeklinde çarparak yakışıklı çocuğun ağzını yüzünü pörtletti. Bizim delikanlı şaşkınlıktan elinden çiçekleri atıp yaralı çocuğun yardımına koşarken biranda “goool” sesleri yükseldi. İki sıkı rakip takımın o akşam maçı vardı ve o anda herşeyden çok “gool” önemliydi… Tam o sırada oradan geçmekte olan…….
08 Mayıs 2008 17:43
hımm akıllıca sanki hikaye çıkmaza girmiş gibi gözüküyor şimdilik ama düşünmem lazım biraz düşünce çekmecesini karıştırmam lazımm abdullah bey.
08 Mayıs 2008 17:54
tam o sırada ordan geçmekte olan taksiyi durdurup yaralı çocuğu hastaneye götürdü.ve üzerinden cep telefonunu bulup çocuğun ailesine haber verdi.çocuğun ailesi gelene kadar başında bekledi nasılsa maçın sonun daha sonra öğrenebilirdi.çocuğun ailesi hastaneye gelince emaneti teslim etmenin rahatlığı içinde hastaneden ayrıldı.tuhaf bir şekilde o günki maçın sonuçları ve de o gooooooolll sesleri umurunda bile değildi artık.çünkü bir insanın elinden tutmanın huzuru çökmüştü üzerine.yolda giderken yarım bıraktığı bir iş geldi aklına.hemen bir kart alıp telefon kulübesinden sevdiğini aradı ve ona hemen görüşmeleri gerektiğini söyledi.bir buluşma yerinde anlaştılar.kız meraklı çocuk yorgun ve telaşlı işte karşı karşıyalar.hiç konuşmadan çocuk sevdiği kızı elinden tutup ona az önce karanfil aldığı çiçekçinin yolunu tuttular.ve koca bir demet kırmızı karanfil alıp kaza geçirip hastaneye kaldırdığı çocuğu ziyarete götürdü sevdiği kızı.kızın merakı yerini şaşkınlığa bırakmış…………..
08 Mayıs 2008 18:05
ve kafası karışmıştı. Bu hasta yatan çocuk bir kaç ay önce evlerine giren sonra tutuklanan hırsızın ta kendisiydi. Lakin kader ağlarını örmeye devam ediyordu, birazdan kamyon şöfürünün öz amcası Vahit Gümbürdek olduğunu öğrendiğinde ayakta duracak hali yoktu. Gözleri karardı, yere düşecek gibi oldu… Kızı ayrı bir odaya aldılar. Kızın ailesine hastaneye gelmesi için telefon edildi. Telefon edenin tecrübesiz oluşu yüzünden aile paniğe kapıldı, kızın annesi kızının başına bir şey geldiğini düşünerek fenalaştı… Onu da hastaneye kaldırdılar. (yaptığını gördün mü rehnüma, hastaneyi katmayacaktın. oh)
08 Mayıs 2008 18:29
bunu sevdim işte hayal gücümü zorlamak hoşuma gitti beni buna teşvik ettiğin teşekkürler.kimse yazmadan devamını yazmak istiyorum.çekmecedeyim..
08 Mayıs 2008 20:40
hikayenin sonunda katil, uşak çıkarsa hiç şaşırmam .(:
08 Mayıs 2008 21:38
Herşeyden habersiz eve gelen baba ve ağbi komşu kadın Şukufe’den öğrendikleri acı haberle hastaneye giderler olanları araştırlarken hastaneye sevgilisiyle gelen genç kızın öz amcasını karşısında görünce korkudan bayıldığınıda öğrenirler,annesine üzülen ve böyle bir şeyi kız kardeşine yakıştıramayan ağbi yediremez gururuna ve bir hışımla çıkar dışarı kızın kapısının önünde duran delikanlıya doğru ilerler ağbinin gözleri birşeyleri aramakta……
08 Mayıs 2008 22:25
hikayemizin başkahramanı olan delikanlının bir film şeridi gibi geçmekte bütün yaşadıkları gözünün önünden.nasıl da içinden çıkılmaz bir duruma düştüğünü düşünürken karşısında barut olmuş bir insan olduğunu farkeder.sevdiği kızın abisi karşısında sinir küpüdür ne yapacağını şaşırarak dua eder içinden.”rabbi yesir vela tuassir rabbi temmim bil hayr.”ondan konuşmak için izin ister sabahtan beri yaşadığı herşeyi,başından geçenleri nasıl bir imtihana tutulduğunu sabrının nasıl denendiğini anlatır.her şerrinn ardında bir hayr olabileceğini,şer gibi gözüken olayların ardında nice güzelliklerin olabileceğini anlatır.ağar abi biraz yumuşar ve kardeşine yakıştıramadığı diye düşündüğü gencin olgunluğuna hayran kalır.:-)bbu arada kız ayılır,abi ve sevgilisi içeri girer.kız mahcupve utangaçtır.bu arada anne de gelir kendine………
offfffff yaaa tıkandım iyicene karıştı bu hikaye
08 Mayıs 2008 22:27
tam da ” ağbinin gözleri birşeyleri aramakta……” cümlesini okurken, annesinin “ayşee! haydii kızım yemek hazır , gel artık yardım et biraz bana sofrayı kuralım.Akşama kadar kaldırmadın başını o kitaptan, saat kaç oldu bak baban gelir birazdan.Neydi o kitabın adı, hani şu geçen gün aldığın? hıımm BİR HİKAYE miydi adı, neydi?
09 Mayıs 2008 13:09
ben bu filmiizledim kız soradan canavara dönüşüyooo ahah..:)
09 Mayıs 2008 13:17
Ayşe kitabı masanın üzerine bırakırken söyleniyordu: “Ne olur birazcık rahat bıraksanız beni” Oturma odasından mutfağa doğru giderken televizyonda gördüğü haber biraz önce kitapta okuduğu hikayede geçen o trafik kazasını anlatmıyor muydu. Evet evet anlatıyordu… Hikayeyle gerçek bir mi olmuştu ne. Evet evet olmuştu. Sonra….
09 Mayıs 2008 13:32
Ayşe annesinin yırtınmalarına rağmen sokak kapısına doğru ilerledi bu kadar büyük bir tevafuk olamazdı,gidip bulmalı başından geçenleri anlatıp birde onları dinlemeliydi.Sokağa çıktığında hava kararmıştı genç bir kız için pekte tekin değildi geceler ama o kafasına koymuştu bulmalıydı,ıssız ve karanlık bir sokağa girdi yoluna devam ediyor ama içten içede korkmaya başlıyordu.Birazdan ayak seslerini duydu galiba takip ediliyordu Ayşe korkuyor ama arkasınada dönüp bakamıyordu Ayşe hızlandı ayak sesleride hızlandı…..
09 Mayıs 2008 20:19
Ayşe hızlandıkça arkadan “hırrrrr” sesleri artmaya başladı.Ayşe’nin gözlerinde yavaş yavaş damlalar süzülüyordu.Gittikçe “oh my god!” diyerek hıçkırıklarla ağlamaya başladı :)))) Aniden arkasını döndü ve sahibinin 35 numaralı ayakkabılarını ters giymiş kurt köpeğinin aptal bakışlarını gördü.Ayşe’de köpeğin aptal bakışlarıyla aptallaşmaya başladı ki köpek ona sarıldı. (hikayeye biraz renk katıyım dedim:})
09 Mayıs 2008 21:19
(lütfen son gelsin hepbirlikte diyelim ki onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine…)
09 Mayıs 2008 21:33
ayşe durumun şaşkınlığı içinde köpeğin şapşal suratına bakıyor,köpek hiç aldırmadan ayşenin yanağını kokan ağzından çıkardığı ıslak diliyle şapur şupur yalıyordu.bir tekmeyle savuşturmaya çalıştığı köpekten acı bir inleme duyuldu.ayşe köpeğin kuyruğunu ezmiş.köpeğin inlemsi ulumaya uluma havlamaya döndü.ve deminki o şaşkın köpek gitmiş yerine ayşeni şapşal suratına tükürükler saçarak havlayan bir canavar gelmişti.amanııııın
ayşe hareketsiz duruyor ama etrafında yürüyen gölgeler dolaşıyordu.ve bu gölgelrin sayısı gittikçe artıyordu.8-10 köpek ayşenin etrafını sarmıştı.ne halt yemeye çıktım derken tir tir titriyor soğuk terler içinde boğulacak gibi oluyordu.işte tam bu anda bir ses…
09 Mayıs 2008 21:49
ayşeeee!gözü kör olmayasıca.nereye gitti bu kız.bir işin ucundan tutsan ölürsün sanki!annesinin ayşenin başına gelenlerden haberi yoktu.odalarda ayşeyi arıyordu.
korkunç hırıltılar çıkaran 9 köpek(sivas kangal-cins)”tuuu senin suratına ayşe.gece gece sokağa çıkarsan kız başına. başka ne bekliyordun ki?” der gibi etrafını tükürük içinde bırakmıştı.mümkün olsa kendi de tükürecekti ama “ah benim eşşek kafam.al sana hikaye.şimdi senin kitabını bassınlar da gör” demekle kalıyordu.mahallenin yakışıklı harbi delikanlısı birden ortaya çıkıverdi.belinden çıkardığı tabancayla havaya iki el ateş etti.(nedense hep iki el edilir.ben de bilmiyorum bunun sebebini)ayşe bir an kendinden geçip bu yakışıklı harbi delikanlının boynuna atıverdi kendini.yanlış anlaşılmasın!tamamen teşekkür için.yoksa receple çocukluk arkadaşıydılar.aralarında bundan başka bir şey olamazdı.
oysa recep hiç de böyle düşünmüyordu.bıyık altından hayince bir gülümseme fırlattı objektiflere…
09 Mayıs 2008 23:43
hikaye çığrından çıkmış arkadaşlar.
10 Mayıs 2008 07:57
dün gece nerden estiyse bu hikaye çığırından çıkacak hiç hayra alamet değil..diye düşünmüştüm.şu an ise bu hikayeyi sizin elinize teslim edende suç cümlesinin buraya cuk olacağını…murathan mungan ile dört yazarın beşpeşe kitabı da hiç iyi olmamıştı..iyi yazanlar bile batırabiliyor arkadaşlar sorun yok..munganın da o hikayeyi kendisinin devam ettirmesini istediğim gibi bu hikayenin de sonunu sahibi getirsin istiyorum..
10 Mayıs 2008 09:47
bir elin nesi iki elin sesi var derler ama demek kalem tutma da olmuyormuş bu iki elin sesi.bir hikeye denmiş ama nerdeyse roman olacak:-))valla sonunu getirmek isterim ama hikayenin sahibinin önüne geçmek istemem.
10 Mayıs 2008 22:08
ben sonrasını düşünmek istemiyorum. sonraları düşünmek meleklerin işidir, değil mi ya, bunca an dururken, bu kadar acizken üstüne üstlük, bu kadar yalnızken… haddime mi uhrevi bir fikriyata yelken açıp sonrasını düşünmek? hemen şurada bir nefeslik huzur istiyorum sadece. kaf dağının ardında değil, şurada, şu muhteşem söğüt ağacının köhne gövdesinin yanına uzanıp, rüzgar esmese de olur, ama ilahi bir yolla da olsa tanbur sesini duymak dilerim. hayır vardır tanbur sesinde, bilirim. ninemin ninnileri gibi, kulak tozumdan çıkmaz makam-ı uşşak, tanburdur. andır. sonrayı şimdi yapandır. bilirim. hikaye benim değildi şimdiye kadar, ama işte tam buradan sonrası benim…
26 Temmuz 2008 00:47
geçmiş olsun…
ben bu hikaye tamamlama denemesini çok sevdim zevkle okudum. sahibini tebrik ederim. yardım edenleride kutlarım, herkes halet-i ruhiyesini yansıtmış olduğu için tabiki anlatım kopuk olmuş ama okurken çok eğlendim, katılmak isterdim..
30 Ekim 2008 15:29
sonra çocuk ölmüş
03 Ocak 2009 03:28
ailede fenalaşan herkese ayrı bir oda tahsis edilen hastanede bayılan sevdiğinin uyanmasını beklerken maç sonucuna bakma niyetiyle duvardaki televizyona zap yapan ama “ayşe kabuslar diyarında” dizisinin final bölümüne takılan çocuk maçı ve sonucunu merak etmekten vazgeçerek hay ben böyle son’un dercesine hışımla televizyonu kapattı ve kumandayı gayriihtiyari fırlattı.fırlayan kumanda gunun muhtelif saatinde iş yerinde camı aşağı indiren ve işten atılmasına sebep olan telefonunu hatırlattı.şimdi aklında kodlanan telefon beraberinde bir ailesi oldugu gerçeğini de kodladı.hemen bir kıza bir de saate baktı.annesi meraktan çatlamış olmalıydı.sehpanın üzerinde sahibinin uyanmasını bekleyen telefona yöneldi..o da nesi? arama yapabilmesi için gelen 1 yeni mesaj’ı ya okumalı ya da C ye basarak çıkmalıydı.. Çıkmaları sevmezdi okudu.. Merhaba bir tanem…
16 Kasım 2009 14:22
Telefondan gelen mesaj sesiyle birden kendine geldi. Aa o da ne, ne kadar zamandır uyuklamıştı acep.. Kolu karıncalanmıştı bir süre hareket ettiremedi.. Neden sonra yerinden kalkıp pencereyi açıp biraz temiz hava aldı.. Ne kabustu yaa!! Kendine bir kahve söyledi hemen.. Yerine oturup telefonu eline aldı ve okumaya başladı,“Merhaba bir tanem. Merhaba kokladığım çiçeğin burnuma kaçan…..” Diye devam eden bir dünya ilgi şefkat bekleyen kelimeler silsilesi.. Hayatı boyunca bu gerçekle yaşamayı en baştan kabullendiği için hemen “İyiyim kardelenim, kurbağam, sen nasılsın” yazdı, içindeki onca sıkıntıya rağmen.. Neyse ki biraz önce o mesaja vermediği cevap yüzünden başına gelenleri görmüş, o kabusu canlı yaşamak konusunda hemen gardını almıştı.. Ne cam kırıldı, ne patron kırık camları görüp canına okudu ne de sonrasındaki zavallı ayşenin köpeklerden kurtulup , mahallenin kurtlarına yem olduğu durumlar ortaya çıktı.. Hatta hastaneye bile ondan yaklaşık 8 ay sonra yakın bir arkadaşının doğan bebeğine hayırlı olsuna gitti.. Ha bir de kaşeni mesaj yazdığı gün o kadar çok çiçek koklamış ki; burnuna kaçan çiçek polenleri yüzünden bir süre allerji tedavisi gördü.. O günden sonra hayata tozpembe bakarken aynı zamanda hayatı nergis kokulu olarak algılamaya devam etti.. Esas oğlanımız bugünlerde patronuyla yeni bir projede ortak çalışma kararı aldıklarından , patron olma yolunda ilerliyor.. Hamiş: Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.. Mesajları okuyun, cevap yazın, partrona uyurken yakalanmayın..
17 Kasım 2009 16:30
selamun aleykum
arada bir bu siteye girip yeni birşeyler eklenmiş mi diye bakıyorum da,bu hikaye gerçekten güzel noktalanmış.tebrik ederim.devamını getiren olabilirse kolay gelsin diyorum….
selametle….