Öldüğüm İçin Üzgünüm

Öldüğüm için üzgünüm
Yanılmışım, cesedimi de seversiniz sandım
Karmaşık uzun saçlarım
Mahmur gözlerim esneyen bakışlarım
Hızınıza yetişemiyorum biliyorum
Mizahınızı anlamıyorum
Beni bir kitabın arasında bırakın
Devam edin siz başarıya odaklanın
Benim fasulyelerle saydığım şey zaman
Kömürlüğü üstüme kapatın o zaman
Pes etmeyin sakın
Hayata plazalardan bakın
Hep en çok isteyendir kazanan.
Hızlı okuma teknikleri
Gece plakaları okumak için gerekli
Kravat takım elbise kolalı gömleğimiz
Beynimizin nasıl çalıştığını bilmeliyiz
Oysa kaçkınlara benziyorum
Saçlarımı taramıyorum
Ne parite ne döviz endeksi
Özlüyorum küçükken sürdüğüm bemeksi
İlgilendirmiyor bu araba kaç basar
Ekranlar lanetleniyor azar azar
Bir şarkı bir kitap bir otobüs bileti
Hayatım işte bu kadar.
Öldüğüm için üzgünüm
Esprilerim güzel sözlerim de üzgün
Bakmayalı çok oldu aynaya
Sahi kurdele mi takardı dünya
Hangi kızı severdim
Hangi sinemaya giderdim
Henüz geceleri uyuduğum zamanlar
Varken listeye ismimi yazanlar
Bağırarak şarkılar söylerdik
Olur olmaz yerde gülerdik
Şimdi inanmıyorum mehtaba yıldızlara
Benim adım nedir
Bunu kim bilebilir.
Her konuştuğumuzda
Karanlığınızdan bir nokta çaldım
Söylemedim ama daraldım
İçinizi ısıtıyordu belki sözlerim
Eve gidince ödüyordu lakin gözlerim
Hafakanlarınızı hapsetmek kolay olmadı
Süzüyordum gözyaşlarınızı
Neşeli sözcüklerle ödeme yapıyordum
Zeki cümleler buluyordum
Şeytanlarınız bana emanet
Kollarımın çizikleri derindi gayet
Her şey mutlu olmanız için
Sizin için anlamsız paradoksal seçim
Buraya kadar iyi ama
Düşüp çamura bulanınca
Neden kaçırdınız gözlerinizi gözlerimden
Neden anlamadınız öldüğümü halimden
Oysa bir gece bulurdunuz beni Balat’ta
Sabahlara kadar sokaklarda
Artık sormam hayatta
Ölenler parmak kaldırsın
Evet evet tabi ya…




04 Mart 2008 21:39
Resme hayran kaldım abdullah. Kendini gayet iyi ifade etmişsin. Bu arada saçlardan bana ödünç verirmisin ? (:
05 Mart 2008 10:18
eminim senın gozlerınden gözlerini kacıranlar senın olmeni gormeye dayanamadıkları ıcın kacırmıslardır..öldügün ıcın üzülmene gerek yok aslında.yasatan da mevla yasatmayan da!en yakın zaman da dirilmen dileğiyle…
14 Haziran 2008 18:12
Bİ GÜN HEPİMİZ ÖLECEĞİZ AMA ÖNEMLİ OLAN ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK!KAÇ KİŞİ ÖLMEDEN ÖNCE ÖLEBİLDİ?
14 Haziran 2008 18:25
Bİ DE HERŞEYİN HAYIRLISI OLSUN.ALLAH CELLE CELALUHU,CÜMLEMİZE HAYIRLI ÖLÜM NASİP ETSİN.AMİN.
21 Haziran 2008 16:54
Evet ölmekle başlar benim için yaşam.Ozaman işte doğarım.Işıgın sıcaklığını ona yönelerek hissederim heyecanla tutulamayacağını anladığım anlarda….
16 Temmuz 2008 22:27
Ezberlemek lazım da uzun,hayatın kısalığı..
Ölmeniz iyi olmuş,güzel şeyler duyduk ve’sselam!
12 Eylül 2008 23:35
yanılmışım cesedimi seversiniz sanmıştım….
kalemine sağlık….
04 Ocak 2010 15:45
“işte öldüm. ne iyi ettim ölmekle. sen güzelim, daha da iyisini yapmıştın benden önce ölmekle. aslında beni de öldürmüştün ölürken. yani ben sende öleli çok oldu güzelim. bende ölmem gecikti sadece. rötarlı ölüyorum.
sessizliğin iflah olmaz sırdaşıyım, tanışmadın mı? bak işte koyu renkli bir ölüm, tiz kahkahalarıyla dolaşıyor üzerimde. ucu sivriltilmiş sözcüklerle acıtarak kazındı: ’sen içimizdeki yabancısın’ ibaresi, bak! işte güzelim bak işte! herkes görüyor, yalnızlığım bir başkasının yalnızlığı biçiminde! gecelerim ve tek başınalığımdın benim, kaybettim, düşürdüm parmak uçlarımdan seni. ve hep kendimi, kendimi…
bilirsin yalnızlığın tozlu yolları vardır,kaybolmaya giden tozlu yolları vardır… bir yalnızlığı yürüyoruz…bana da ver bana da öğret şu unutmayı biraz.hiç unutamıyorum ben güzelim. özellikle yağmurlu havalarda unutamıyorum. romatizmal bir unutmazlığım var. unutmak ne güzel olurdu oysa… gerçekten güzel olurmuydu acaba unutmak? nasıl ölürdük o zaman? bak ben en çok ölmemekten korkarım şu hayatta. ne deliksiz bir kabus olurdu ölümsüz hayat…
yok ille de ölmeyecekse o zaman hiç büyümesin. bir tek çocuklara yakışmıyor çünkü ölüm. çocukluğa… çocukluk güzelim hatırla! açık havada geçirilmiş tek parçasıdır ömrümüzün. hayır güzelim biz büyümeyi haketmemiştik. çok daha katlanılmaz şimdi; yok gibi hafif bir rüzgarın saçlarımı elleriyle tarayıp toprağa döktüğü böylesine eski bir günde, bir kitaptan okumak her şeyi, çok daha zor…
rüzgarın yalnızca köhne kapılara bağışladığı sesle bir küçük tahta arabacık, bozulup düzeliyor. sonra büyüyorum nedense, kocaman büyüyorum. korkularımla öyle çok yer kaplıyorumki yeryüzünün karanlık boşluklarında; kötülüklere kaçacak delik kalmıyor. onlarda ne yapıyorlar biliyomusun güzelim? içime doluyorlar.gözlerime bir deniz korkusu iniyor hemen. içimde yüksek bir boşluk dönencesi peydahlanıyor. yalnız içinden yok edilen çınarlar gibi ulu bir saçmalık oluyorum döne döne.
herşey gözlerimde olup bitmiyormu? gözlerim yokluğun parlak yüzeyinden yansıyan yalan ışıkların peşi sıra durup bir hayata bir ölüme bakmıyormu durmadan. bu gözler güzelim, köşede suskun oturan bu gözler neredeyse bir ama kadar çok şey görmüştür.
ama sen sakın üzülme güzelim. hayatına usulsüzce kara selviler yerleştirilmiş çocuğum ben.
sanki herşey çıkartma kağıdındanmış gibi , öyle kolay ve sıradan.
ölüm bizim acıklı serüvenimizdi güzelim, durmadan akıyor ve kendi yokluğumuzu dolduruyorduk.
sadece bende öldün sanki. öyle ya belki sadece bende yaşamıştın… öyle çok gülmüştüm ki örneğin, anlamamıştın gülmediğimi!
şimdi güzler boyunca üşüyüp duracağım sensizliğimden. güzler, sensizleri gören mevsimlerdir. güzler, elim mevsimlerdir. hele sen GÜZ kadar hüzünlü, EL kadar uzak, İM kadar yoksan güzelim…
bir kere benim gönlüm eski tipti. yeni gönüller gibi ayarlanabilir değildi. ayrıca sende pek çaba göstermedin onu ikna etmek için. senin için kandıracaktım gönlümü. yapmadın. sadece öldün. gözlerimde bir ölümü çoğaltarak öldün sacede. tıpkı bir yalanı büyüterek varolduğun gibi. kendi yalanını…
her insan için ayrılan anlatılmazlar kontejanına kaçırmak isterdim seni. ne senin, ne bendeki senin izi kalmasaydı; yanmasaydı puslu görüntülerimiz camlarda. ne olurdu. bir eline varlığını bir eline yokluğunu alarak dolaşmasan beynimin içinde, karıştırmasan kafamı, düşüncemi, gözlerimi…ne olurdu?
belki yürünebilir bir yol olarak kalırdı hayat. belki hiç olmasan tutunacak bir kulpu olurdu dünyanın. o zaman, rüzgarın güven vadettiği tehlikeli bir yolculuğa çıkardım, olmayan seni de alarak yanıma… dünyanın bir o ucuna bir bu ucuna koyarak başımı.
ağlamanın bir namusu olurdu o zaman güzelim,biz geleceğin çocukları için. belki kendi yalanından büyümesen, içimde su ve güneş sunarak ben filizlendirebilirdim seni.
hep yokuz oysa şimdi, bir hiç kadar yokuz. bütün canlılığımızla yokuz şimdi. sen olabildiğince olmayarak, gözlerin kadar uzak yerlere gittin. ben, bütün karanlık tozlarımla kaldım burada, açarak kollarımı ve sarılarak; tenime çürümeyi fısıldayan o bitimsiz soğuk toprağa…”
hiçbişey-gökhan özcan