10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Müzik Üzerine…

19 Mart 2008


Bir mektup heyecanlandırır beni. Bir kitap heyecanlandırır beni, çoğu zaman bir şarkı. Neredeyse her gün yeni bir şeyler dinliyorum. Müsait olduğum zamanlarda araştırmalarım sonucu yeni isimler duyuyor, albümler indiriyor, şarkıları genelde gece vakitleri tek tek dinliyor, aralarında kaliteli bir şeyler bulmayı umarak ilerliyorum. Zaman zaman karşıma gayet hoş şeyler çıkıyor, pek bilinmeyen, az tadılmış, kıymeti bilinmemiş, belki fark edilmemiş kaliteli tınıları seçerek saklıyorum. Birçokları şarkıları nasıl temin ettiğimizi, nasıl keşfettiğimizi soruyor, merak ediyor. Bana maille (yorum yazarak değil) ulaşanlara istedikleri şarkıları göndermeye gayret ediyorum. Merak edenler için şöyle açıklayabilirim: İlk önce araştırmak lazım, böylelikle hem aslında piyasada olduğu halde duymadığınız, hem de başka kültürlerin, başka ülkelerin sınırları içinden çıkamamış şarkıları bulmanız mümkün. İyi bir müzik dinleyicisi iseniz, bir albümün kıyısında kalmış, uzak ülkelerin uzak dağlarının ardından sesini duyuramamış birçok şarkı keşfetmeniz bile mümkün. Şarkı keşfetmek derken, bu biraz yetenek işi olabilir tabi ki, ancak öncelerden dinleyip elediğim bazı şarkıları şimdilerde yeniden gözden geçirdiğimde kaçırdığım şeylerin olabildiğini görüyorum. Şunu demek istiyorum: Dinledikçe, özellikle farklı şeyler dinledikçe, farklı sesler duyup farklı tatlar aldıkça, açılan ve gelişen bir yetenek olmalı bu. Bu arada sözlerimin “çok yetenekliyim” bağlamında algılanmasını istemem, hele İbrahim Paşalı varken böyle bir iddiadan tırsarım ve Allah’a sığınırım. (:

Salt araştırmalar bu işin kaynağını oluşturmuyor elbette. Yani uzak doğulu ismi duyulmamış bir sanatçının rastgele bir albümünü indirip, “bakalım kaliteli bir şarkıya rastlayacak mıyız” düşüncesi ile hareket etmek işe yarasa dahi yeterli olmaz. Şarkı seçmek, iyi şeyler dinlemek gibi bir zevk oluştuğu zaman sizde, buna bağlı olarak da benzer şeyler düşünenlerin oluşturduğu bir çevreniz oluyor. Yeni duyduğum şeyleri nasıl bu sıkı müzik dinleyen arkadaşlarımla paylaşıyorsam (sitede yayınlananlar buz dağının görünen kısmı) aynı şekilde bu ortam sayesinde sevdiği, bulduğu şeylerden bizi haberdar eden ehil kimseler var. Bu kaynak biraz da bu şekilde oluşuyor. Örneğin dostum Kemal bol bol şarkı yollar ve istemiş olduğum albümleri o devasa arşivden (bunun hakkında bilgi verecek değilim) sömürerek bana gönderir. Ara sıra maille ulaşıp “aha bunu da dinleyin” diyenler de oluyor tabi ki. Bu arada Taksim’deki kitap ve müzik marketleri gezmek bir şekilde yeni sesler duymanıza sebep olsa da elbette biraz masraflıdır ve klasik seyrin dışına çıkmaya pek elverişli değildir.

Kaliteli şarkılar, tınılar uğruyor olsa da kulağıma, heyecanlandıran yeni şarkılar bulmak ve duymak bu anlattıklarıma rağmen hiçte kolay değil. Heyecanlandıran şarkı, koca bir kitabı okuyup bitirdikten sonra, aklınıza takılmış olan bir cümle gibidir. Yüzlerce sayfa okuduktan sonra karşınıza çıkan sıra dışı kullanılmış bir kelime gibidir. Heyecan veren bir şarkıya rastlamak, bir kitabı sadece o mükemmel kurulmuş cümleyi bulmak için okuyup bitirmek gibidir. Heyecanlandıran bir şarkı, uzun arayışlar sonrasında toprağın içinde bulunan bir elmas parçasının gözünüze yansıyan sevinç dolu parıltısı gibidir. Ne yazık ki şarkılar çabucak eskirler. Özellikle benim gibi, sıkı bir parça bulduğu zaman işi abartıp günlerce, haftalarca, yüzlerce kere dinleyen biri şarkıları çarçabuk eskitir. (Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yeniden o şarkıya dönerim mutlaka)

Uyanıkken, uyurken, yemek yerken, anlatırken, dinlerken, yazarken, seyahat ederken, çalışırken ve yürürken her daim dinleyen biri olarak müziği ve şarkıları kutsuyor değilim. Müziğin zararları olabilir, aşırı romantizme itebilir, enerji verebileceği gibi depresyona bile sokabilir. Ne dinlediğinize dikkat etmezseniz maneviyatınızı yaralayabilir. Dikkat dağınıklığına sebep olabilir.

Dostum Sami bir link verdi, gezip kurcalarken heyecan veren bir şarkı buldum, oturup bu yazıyı yazdım.

Yardım Zamanı!

18 Mart 2008


Prospektüs

14 Mart 2008

Tatlı bir tebessümün ışıltısı
Endamlı cümleler yokluyor aklımı
Tutsak eden bakışların arasında
Ben, Leyla’ların kurbanı

Ulaşamayacağım yerde saklayın aşkları
Çocukların ulaşamadığı ve hatırımın olmadığı

Bin Safahat!

12 Mart 2008


Bin Safahat

Biz çocukların öldüğü her yere Gazze diyoruz (alıntı)

10 Mart 2008

Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze’dir. Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası Gazze’dir.

Bebeklerin uykulu gözleriyle annelerinin memelerini ararken, kor gibi yanan namluları emmeye başladıkları yerin adı Gazze’dir. Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak için sırada beklerken, çocuğun çelimsiz vücudunu kurşun yağmurları yutuyorsa orası Gazze’dir.

Okula gitmek için erkenden kalkmış ve saçlarını ören annesinin parmaklarından sızan merhameti kana kana içen kız çocuğu, henüz evinden çıkmamışken damlarına düşen bir bombayla birlikte duvarların altında kalıyorsa orası Gazze’dir. Çocuk bir varilin arkasına sığınmaya çalışırken, kurşun önce saklanıp, çocuk kafasını uzattığı anda alnından sobeliyorsa orası Gazze’dir. Okulun bahçesinde ip atlayan kız çocuğu tam gökyüzüne yükselmişken, kurşunlar gri kanatlarıyla gelip kızı başka göklere kaçırıyorsa orası Gazze’dir.

Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze’dir. Gazze, çocukların öldüğü yerlerin adıdır bundan böyle. Bir çocuk sıtmayla, tüberkülozla, yüksek ateşle ve daha bilmem hangi hastalıkla ölürse ölsün, öldüğü yer neresi olursa olsun, biz oraya Gazze diyeceğiz. Duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze’de, çocuklar ölmeye devam ettiği sürece hiçbir masal tamamlanamayacak, hiçbir çocuk şarkısı melodisini bulamayacak, hiçbir oyunun sonu gelmeyecek, hiçbir top zıplamayacak, hiçbir tebeşir tahtaya yazmayacak. Çocukluk dünyasına dair hiçbir renk gerçek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan böyle. Çocuklar eksildikçe, eksilecek herkes ve her şey…

Paul Virilio, yaşlı bir Japon dostunun kendisine şöyle söylediğini aktarıyor: “Amerikalılar’ı bağışlayamamamın nedeni Hiroşima’nın yalnızca bir savaş eylemi değil, bir deney olması.” Savaş bir gün anlaşılabilir ve belki de bütün kıyıcılığına rağmen insanlık tarihinin sayfalarından dışarıya çıkamayacak şekilde geride bırakılabilir. Pek çok savaşı kolektif zihnin geniş ve karanlık koridorlarında bıraktık.

Bir kenara not edelim; Gazze’de de artık savaş yok! Buna savaş demek bir deney halini görmezden gelmek demektir. Şöyle söylemek de mümkün artık dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan masum ve mazlum halklar üzerine girişilen bir saldırı Gazze’den ilhamla daha acımasız hale dönüşebilir. Gazze gittikçe şiddetin deney alanına dönüşüyor zira…

Tarık Tufan

Ricchi e Poveri - Sara Perche Ti Amo

07 Mart 2008

Talha’ya teşekkürler…

Şehir Karanlık Kusuyor

06 Mart 2008

Sana en çok ihtiyacım olduğu bir zamanda, omuzlarıma yaslanan sıcak bir cümle kur bana. Bir şeyler söyle bana, söyle ki dilimin düğümleri çözülsün. Sen başlarsan bir şarkıya mırıldanarak, eşlik ederim sana avazım çıktığınca bağırarak. Sen anlatmaya başlayınca başından geçenleri, konuşur ikna ederim yıldızları, artık hep gelirler uyuyakalmazlar geceleri. Bir kelime ol, bir fısıltı ol, bir tını kılığında sokul yanı başıma, tut elimden şekil ver aldırmaz asi akışıma. Sıkı bir cümle olup dökül suskunluktan kanayan dudağıma.

Sen bir harf söyle ben destan yazayım. Sen ses ver, ben uçup yamaçlara vurayım kendimi, akis olup yankılanayım. Yeter ki bir çizik at, oluk oluk kanayayım. Bir tespihe dizil, bir yaprak düşerken üzül ve ben bıkmadan anlatayım. Boş yanlarımı doldurmam için bir sözcük ver bana, seninle dolup seninle taşayım. Kef’ler çiz, kaf’lar yaz alnıma Kaf dağını aşayım, dönerken kır çiçekleri toplarım sana. Dönerken dünya, omuzlarıma yaslanan sıcak bir cümle kur bana…

- II –

Gecelerde yürüyen benim. Tanıdık bir yüz görebilme ihtimalinin olmadığı kadar gecede. Meyhanelerin ve işkembecilerin en işlek olduğu saatlerde, sarhoşların adımladığı kaldırımlar henüz kafayı bulmamışken ve taksi şoförleri muhabbet ederken yürüyen benim.

Nadir de olsa bazı evlerin ışıkları hala yanıyor. Renkli parıltıların olduğu evlerde televizyon izleniyorken sessiz karanlık odalarda birileri rüya izliyor. Kimsenin rüyası rahatsız olmasın diye insanlar geceleri susuyor. Her gece şehir karanlık kusuyor. Gecede yürüyen benim, seni arıyorum. Bir ses bekliyorum.

Her şeyin uzağındayım, adımı defterine yazan kızların, gülümseyen insanların ve yıldızların. Gecenin karanlığını alıyorum üstüme yorgan niyetine, kelimeleri kurban ediyorum bu aşkın diyetine…

Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır.

İğne Korkusu

05 Mart 2008

Ateş çemberinde üşütük imge
Üşüten bir sıcak
Portakal limon ballı duman
Yol biraz daha uzayacak
Pardon bu yastık kimin
Ilık su ve Alfasilin.

Daha önce de olmuştu bilirim
Eczane ve hastane kokusu
Korkutuyor beni
Beyaz önlüklü pusu
Güler yüzlü bir hemşire
Elinde şekilsiz iğne
Diyor annem kapatın kapıları
Elbette, anladı kaçacağımı
Fonda adım sesleri konuşmalar
İlk defa mı olacak annesi
Gıkını çıkartmadı şu ufak çocuklar
Ufak çocukları dövesim
Buradan hemen gidesim var
Aklıma getirmeye çalışıyorum başka şeyler
Maldelbrot, burgaç, Beaux-Arts ve fraktal yapılar
Aman Allah’ım saniye ne kadar uzun
Hemşire ses veriyor:
Geçmiş olsun.

Muzlu süt alalım mı oğlum
Cocopops alalım anne
Nedir son durum
Şiirden mi bahsediyorsun
Hayır, ağrın var mı diye soruyorum
Evet, biraz topallıyorum.

Öldüğüm İçin Üzgünüm

04 Mart 2008

Öldüğüm için üzgünüm
Yanılmışım, cesedimi de seversiniz sandım
Karmaşık uzun saçlarım
Mahmur gözlerim esneyen bakışlarım
Hızınıza yetişemiyorum biliyorum
Mizahınızı anlamıyorum
Beni bir kitabın arasında bırakın
Devam edin siz başarıya odaklanın
Benim fasulyelerle saydığım şey zaman
Kömürlüğü üstüme kapatın o zaman
Pes etmeyin sakın
Hayata plazalardan bakın
Hep en çok isteyendir kazanan.

Hızlı okuma teknikleri
Gece plakaları okumak için gerekli
Kravat takım elbise kolalı gömleğimiz
Beynimizin nasıl çalıştığını bilmeliyiz
Oysa kaçkınlara benziyorum
Saçlarımı taramıyorum
Ne parite ne döviz endeksi
Özlüyorum küçükken sürdüğüm bemeksi
İlgilendirmiyor bu araba kaç basar
Ekranlar lanetleniyor azar azar
Bir şarkı bir kitap bir otobüs bileti
Hayatım işte bu kadar.

Öldüğüm için üzgünüm
Esprilerim güzel sözlerim de üzgün
Bakmayalı çok oldu aynaya
Sahi kurdele mi takardı dünya
Hangi kızı severdim
Hangi sinemaya giderdim
Henüz geceleri uyuduğum zamanlar
Varken listeye ismimi yazanlar
Bağırarak şarkılar söylerdik
Olur olmaz yerde gülerdik
Şimdi inanmıyorum mehtaba yıldızlara
Benim adım nedir
Bunu kim bilebilir.

Her konuştuğumuzda
Karanlığınızdan bir nokta çaldım
Söylemedim ama daraldım
İçinizi ısıtıyordu belki sözlerim
Eve gidince ödüyordu lakin gözlerim
Hafakanlarınızı hapsetmek kolay olmadı
Süzüyordum gözyaşlarınızı
Neşeli sözcüklerle ödeme yapıyordum
Zeki cümleler buluyordum
Şeytanlarınız bana emanet
Kollarımın çizikleri derindi gayet
Her şey mutlu olmanız için
Sizin için anlamsız paradoksal seçim
Buraya kadar iyi ama
Düşüp çamura bulanınca
Neden kaçırdınız gözlerinizi gözlerimden
Neden anlamadınız öldüğümü halimden
Oysa bir gece bulurdunuz beni Balat’ta
Sabahlara kadar sokaklarda
Artık sormam hayatta
Ölenler parmak kaldırsın
Evet evet tabi ya…

Helldorado - A Drinking Song

04 Mart 2008


Ne söylememi bekliyorsunuz?

Kapat
E-posta ile paylaş