10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Hortluyoruz

31 Ocak 2008

Çok farklı amaçlarımız var tatlım, bilemezsin
Güzel cümleler kurduğumuza, medeni takıldığımıza bakma
Kafamızın derinliklerinde, örümcek ağlarının bulunduğu o bölümde
Yerlilerin vahşi tamtamlarını saklarız
Rejimleri devirir, laikleri haklarız.

Bizden ne kadar korksan az tatlım, bilemezsin
Örtülü öcüler kılığında rüyalarına gireriz
Geceleri mutant oluruz, değişir çehremiz
Kill Bill tadında çarşaflı bir abla olur bazen
Duvarlara kanla tekbirler yazarız.

Okullara gireceğiz tatlım, kamusal alana sineceğiz
Başörtümüzü mınçıka yapıp vahşet filmleri çekeceğiz
Tespih boncuklarından işkence metodları
Dantelli takkelerle bozacağız aklını
Bizden korkabildiğin kadar kork tatlım, anladın mı.

Düşündüğünden daha kötüyüz tatlım, bilemezsin
Kadınları evlere, erkekleri camilere hapsedeceğiz
Hırsızların kolunu değil sülalesini keseceğiz
Nasıl olduğunu bilemeyeceksin
Tehlikenin farkındasın
Yüzyıllar öncesine döneceksin.

Uykularını kaçıracağız tatlım, bilemezsin
İşrakta sayım, yatsıdan sonra yat yoklaması
Sıkı bir mahalle baskısı
Mekke makamında okunacak ezanlar
Şalvar ve cübbe işin cabası.

Yorganı kafana çekme tatlım, başın açık olmalı
Tanımalı seni, biz zombi orduları
Sendeki bu Müslüman korkusu
Çok eğlenceli doğrusu
Gölgesinden korkan çocuklar olur ya hani
Oturup sana ciddi şeyler mi yazacaktım yani.

(Abdullah Kibritçi)

Henda - Sarajevska raja

28 Ocak 2008

İbrahim Paşalı çalar, biz de yayınlarız… Sarajevska Raja, güzel bir şarkı.

Sarajevska raja

Ljubio sam jednu malu sa Baščaršije
ljeto dodje a ja tužan ne mogu do nje

Po Parizu, Beogradu druže jedini
Volio bih i ja stobom sada šetati
Volio bih i ja stobom sada šetati

Sarajevska raja
dok gradovi Bosnom gore
Daleko ste bili
kad je teško Sarajevo ostavili

Volim tvoju pjesmu staru jer me podsjeća
na pijane noći naše i na proljeća
Ovo nije tvoje borba drugi ratuju
Ipak druže ti si tamo
A ja sam još tu
Ipak druže ti si tamo
A ja sam još tu

Sarajevska raja
dok gradovi Bosnom gore
Daleko ste bili
kad je teško Sarajevo ostavili

Kad se vratiš jednog dana pozdravit ću te
Ništa više neće biti ko što bilo je
Nemoj biti tužan tada niko nije kriv
Spasio si svoju glavu ostao sam živ
Spasio si svoju glavu ostao sam ziv

Sarajevska raja
dok gradovi Bosnom gore
Daleko ste bili
kad je teško Sarajevo ostavili

***

Saraybosna halkı

Küçük bir kızı sevdim Başçarşı’da
Yaz geldi ama çok üzgünüm, onun yanına gidemiyorum

Dostum Parislerde, Belgratlarda
Ben de seninle gezmek isterdim
Ben de seninle gezmek isterdim

Saraybosna halkı
Bosna’nın şehirleri yanarken
Uzaklardaydınız
Saraybosna’nın en zor zamanlarında

Senin o eski şarkını severim
Bana sarhoş geceleri ve ilkbaharları hatırlatan
Bu senin savaşın değil, başkaları savaşıyor
Sen oradasın
Fakat ben hâlâ buradayım
Sen oradasın
Fakat ben hâlâ buradayım

Saraybosna halkı
Bosna’nın şehirleri yanarken
Uzaklardaydınız
Saraybosna’nın en zor zamanlarında

Bir gün döndüğünde seni selamlayacağım
Ama hiç bir şey eskisi gibi olmayacak
Sakın üzülme, kimse suçlu değil
Sen kendi başını kurtardın, şükür ben de hayatta kaldım
Sen kendi başını kurtardın, şükür ben de hayatta kaldım

Saraybosna halkı
Bosna’nın şehirleri yanarken
Uzaklardaydınız
Saraybosna’nın en zor zamanlarında

(metinler moracalan.blogspot.com dan alınmıştır.)

سدو علي الباب

26 Ocak 2008

Çemberimde Gül Oya

21 Ocak 2008

Selda Bağcan yorumu…

İstanbul

17 Ocak 2008

Uzun bir cümle kurun bana ne olur
Aşk olsun içinde, sokaklar ve İstanbul
Altından vapurlar akan bir köprü
Minareler ve gökyüzü
Resmeden İstanbul’u.

Sonra kutsal bir etek gibi salınan
Mavi sularından bahsedin
Akşamları kıyıya vuran aşklarından
O yorgun bakan kisvenin ardında duran
Haşmetli İstanbul’dan.

İlkindi güneşinin pencereleri öpüşünden
Cadde ışıklarından taçlar takan şehirden
Dağınık saçlarını ıslatan yağmurdan
Eski bir yazıttan arta kalan
Gizemli İstanbul’dan.

Elveda

15 Ocak 2008

Bundan seneler önce… Ben küçükken… Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum ama yanakları sıkılası bıdık bıdık bir çocuk kadar iken :) radyodan dinlerdim bu ezgiyi. Aradan yıllar geçtiği halde ara sıra aklıma geliyordu, dilime dolanıyordu dizeleri:

ELVEDA

Diyorum;
Sefası bitti ömrümün,
Şimdi dağa çıkarım, düze elveda.
Düze duman çöker, düze kar yağar,
Bahara elveda, yaza elveda…

Bahtiyar;
Derinde sızlayıp yaran,
Kalbini dağlayıp üzer her zaman.
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda…

Şimdi özkökünden süzülen benim,
Özge budaklara dizilen benim,
Şimdi ne sen sensin ne de ben benim,
Biz ki biz değiliz bize elveda.

(Bahtiyar Vahapzade)

Aşktır Bahse Konu Olan

14 Ocak 2008

Nefesin sese karıştığı anda ürküp gökyüzüne pırlayan utangaç ve yaralı bir kuştur aşk. Bir elif miktarı bir dudak ölçeği bir okyanus derinliğinde nameleri fısıldayıp kulağıma, aldırmadan kimsesiz yanıma ve bakmadan kurumuş dudağıma, sessiz bir orkestra eşliğinde alabildiğince susan, karşısında çıldırasıya susulandır aşk. Söyleyeni kayıp bir ağıt, cümlelerdeki sükût, bir adım daha atmayan bir mamuttur aşk. Kirpik kadar eğreti ve bir o kadar da dik başlıdır, ölümüne savaşçıdır…

Bineği hayaller olur yarenin hülyalar gezer, mutluluklar toplar eteğine rüyalardan, vuslatlar inşa eder dualardan. Yakar perdeleri en süslü yerinden, mesafelerden çalar, tutar zamanın elinden; nereden kopacaksa ve ne olacaksa olsun diye hemen. Ahenkli bir söyleyişle şarkılar mırıldanır sonra, ardında rüyalardan çaldığı hayaller, ceplerinde kimsesiz mektuplar ve şiirler… Sıkar avuçlarını uyumaya başlayınca, rüya arşivinden bir tutam mutluluk aşırır. Bitkin adımlarla giderken mırıldanır hüzne bulanmış dizeleri, üstelik yara beredir her yeri. İşte bu benim sesim onun nefesi, aşk kimsenin değildir kimsesi…

Uzun menzilli bir buse hediyem olsun diye dalından koparılmış bir güle, şekil veriyorum hecelere ve kınalardan güller çiziyorum eline, her zaman gül diye. Sudan bahanelerle yağıyorum şehrine, adımı sessizlik koyuyorum her gece. Köpüklü gökyüzünün altında, yere düşen susam kadar kutsal bir çiğ olup düşüyorum dudaklarına. Şarkılar beni çalıyor, kimsesiz hüzünler beni arıyor, gözlerin kapanıyor üstüme, bir tek kuşlar inanıyor sözüme. Kanatan sözcüklerin ehilleştirilmesi sadece bana kalmış gibi, aşkın alfabesinde sessiz harfler arıyorum. Susuyorum…

Beni bulamayan sadece sen değilsin. Radyo frekanslarında arıyorum kendimi. Cızırtılı düşüncelerle yan yana adımlarken zamanı, yağmur şehrin mazgallarına bırakıyor beni. Kaldırılan hiçbir taşın altında ben yokum, boğulasıya kısıyorum sesimi. Kimsesiz hüzünler beni arıyor. Beni bulamayan sadece ben değilim…

Utangaç aşklar göz kırpıyor, pervazsızca saçlarını savuran cümlelerimin yüzü kızarıyor. Her köşe başında bir umut doğuyor sonra, renkten renge bürünüp gözlerimde boğulan aşkların inadına. Yinede kimselere fark ettirmeden sessizce yağıyorum şehrine, sen gül diye. Yinede… Her neyse, kırılan aşklara aldırmadan gidiyorum işte…

Radio Tarifa

11 Ocak 2008

1980’lerin sonlarına doğru üç kafadar, Benjamin Escorioza (vokal, söz yazarı), Vincent Molino (üflemeliler) ve Fain S. Duenas (vurmalı çalgılar, yaylılar) Radio Tarifa adında bir gurup kurarlar. İspanyanın güneyinde bulunan Tarifa isimli bir kasabadan alırlar isimlerini. Arap, Afrika ve İspanyol sentezi bir tarz oluşturan gurup, 1993 yılında Rumba Argelina adlı albümü çıkarır. 1996 yılında çıkan Temporal adlı albümlerinin daha folklorik bir havası vardır. 2000 yılında Cruzando El Rio adlı albümü piyasaya süren gurubun Fiebre adlı bir albümü daha var ki, bu albüm 2002 yılında Kanada’da verdikleri konser kayıtlarından ibaret olan 2003 çıkışlı bir albümdür.

Radio Tarifa şarkılarının katı bir çizgisi yoktur. Bir çok enstrüman kullanan gurubun şaşılacak derecede kaliteli şarkıları vardır. Ehil kişiyi kendinden geçirecek, bir çırpıda İspanyanın bir ucuna götürecek kadar derin ve güzel şarkıları mevcuttur. Radio Tarifa’nın Rumba Argelina albümünde bulunan Manana adlı şarkıları eşine az rastlanır türden bir şarkıdır ki, bu yazıyı erken yazmama sebep olmakla birlikte günlerdir sesi kulaklarımdan eksik olmamıştır. Sin Palabras ve La tarara adlı şarkıları daha çok meşhur olmuştur. En sevdiğim şarkıları Manana, Sin Palabras, Oye China, Si j’ai Perdu Mon Ami ve Lamma Bada’dır.

Ben henüz Radio Tarifa’dan bihaber iken, 2003 yılında İstanbul’da bir konser vermişler. 2006 sonlarında son konserlerini vererek gurubu dağıtmışlar. Çok albümleri yok belki, tadı damaklarda bırakmışlar anlaşılan. Başka hiçbir şarkı yapmamış olsalardı bile, Manana adlı şarkıları onlara yeter ve artardı… Sin Palabras ve Manana adlı şarkılarını dinleyesiniz diye ekliyorum. Buyurun:

Radio Tarifa - Manana

Radio Tarifa -Sin Palabras

Dörtle ne yapılır

09 Ocak 2008

Yaşamak nedir?
-Hayatı sürdürmek.

Ölüm nedir?
-Hayatı bitirmek.

Kimler ölür?
-Askerler ölür.

Neden askerler ölür?
-Vurulunca ölürler.

Başka kimler ölür?
-İnsanlar yaşlanınca ölürler, askerden gelince de ölürler.

O halde sen on iki on üç sene sonra ölecek misin?
-Askerden geldikten birazcık sonra. Öleceğiz işte teker teker.

Sırayla mı?
-Evet sırayla.

Kim yapar bu sırayı?
-Allah.

İnsanlar neden hastalanır?
-Sağlıklı beslenmedikleri için. Bazıları sağlıklı beslenmiyor, diyor sonra hasta oldum.

Yarın sınavın var değil mi?
-Evet.

Sınavlar önemli midir?
-Önemli. Başarmak için.

Başarınca ne oluyor?
- …….

Evet, başarmak nedir?
-Eee. Başarınca adam olunur.

Başarmayanlar çocuk mu kalır, ya da kadın mı olurlar?
- …….

Peki adam olununca ne olur?
-İlerde… eee…

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Seni Arıyorum…

08 Ocak 2008

Bu yıl yaptığım ilk (kişisel) grafik çalışması. Uzun zamandır yazmaya ve çizmeye ara vermiştik, yavaş yavaş açılıyoruz değil mi…

Kapat
E-posta ile paylaş