Tablolara ayrıldım bu aralar
Sütunlara böldüm kendimi
İşlemcimin dişleri kırıldı
Çift çekirdek karpuz hala üretilmedi
Kodların arasında aradım kendimi
Nerede adından bir harf görsem
Kopyalayıp kendime sakladım
Hep bold yaptım seni bir bilsen
Karıştı aklım ve karıştı kablolar
İmlecim ezberledi ikonların yerini
Taşınmaz dosyalar taşındı, karşı komşum bile
Kimseler görmeden tıkladım seni
Derinlerde bir yerdeyim
Kimsesiz karakterler gibiyim bu aralar
Sevinmesine seviniyorum ama
Ne gökte ne de klavyede bir yerim var
Her kalıba giriyorum ve düşünüyorum
Fontların harfleri giydirmesi
Tipografi ve bu düzen
Bayramda annelerin çocukları giydirmesi gibi
Bütün tuşların bana kini var
Sanki bastığım bir kuşun kanadı
En kusursuz sistemler
Seni taşıyabilir mi bir veri tabanı
Canım sıkıldıkça alt satıra indim
Sordum hayat kaç piksel
Pleye basınca başlar gibi
Lütfen bir ses ver…
Alemin Renkleri bir yaşını doldurdu, hani bizim hediyemiz derseniz, ya da dersiniz diye size uzun zamandır yayınlamak için saklamış olduğum şarkıları dinleteceğim. Yaklaşık iki yıl önce elime geçen, nasıl geçtiğini pek bilmediğim, haklarında araştırma yaptığımda işe yarar bir şey bulamadığım bir albümden bahsediyorum. Biraz sonra dinleyecekleriniz birçok kişinin hoşuna gitmeyecektir, bazıları da belki benim gibi çok sevecektir.
Dediğim gibi albüm hakkında çok bilgim yok, uzun uzun bahsedemeyeceğim. Albüm Celtic tarzı müziklerden oluşmuş. Elimde albümden sekiz parça var, ben bunlardan beş tanesini yayınlıyorum. Her şarkıyı farklı sanatçı söylüyor, anlayacağınız karma bir albüm olmuş. Buyurun dinleyin. Ama dinlerken dikkat edin, örneğin patronunuz yanınızdaysa bu şarkılar kovulma sebebiniz olabilir. Yahut evde sesli bir şekilde dinlerseniz birkaç geceyi sokakta geçirebilirsiniz, en azından uçan bir oklavanın size doğru yaklaştığını görebilirsiniz
Celtic Mouth Music
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
John MacDonald, Strathspey | The Reel Of Tulloch
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Les Charbonniers de l’Enfer, La Luette En Colere
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Audrey Saint-Coeur, Diddlage
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Frank Quinn, The Four Courts Reel
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Yann-Fanch Kemener, Marie Louise (excerpt)

Geçen sene bu zamanlarda yayın hayatına başlayan sitemiz tam bir yılını doldurdu. Geçen bir yılda dünyanın farklı yerlerinden nadir şarkılar dinlettik sizlere. Ufaktan İstanbul’un ve dünyanın bazı mekânlarından bahsettik. Bazen şiir yazdık, bazen hikâye, bazen de sayfamıza konuk ettik ilgimizi çeken şeyleri.
Bir yılda sitemize 67985 giriş oldu. 154 yazı yayınlandı, 872 kişi yorumladı. Site sayesinde tanıştığımız oturup çay içtiğimiz kimseler oldu, yazıştığımız kimseler oldu. Site üzerinden tanışıp muhabbeti koyulaştıran arkadaşlara da şahit olduk zaman zaman. Msn Adabı altında tartışmalar ve yorumlar uzayıp gitti. Uzun süre yazı eklemediğim zamanlar oldu, sonra coşup günde birkaç yazı girdiğim günler de oldu. Ne bilim, güzel geçti işte. Siteyi takip eden, yorumları ile katkıda bulunan herkese teşekkür ediyoruz.
Alemin Renkleri müzik ve mekanlara biraz daha ağırlık vererek yoluna aynen devam edecek inşallah. Sitenin tasarımı daha güzelini yapana kadar böyle kalacak sanırım.
“Nice Yıllara” diyelim ve sözü bitirelim.
“Kaçıyorum İlayda, taşınıyorum buralardan” dedikten ve çekip gittikten sonra uzun bir zaman geçti. Belki beni merak etmişsindir diye sana mektup yazmayı akıl ettim onca zaman sonra. Üsküdar’da üç odalı küçük bir evde kalıyorum. Hem yatak odası hem oturma odası hem de mutfak olarak kullandığım oda dışında diğer odalara sadece gezmek maksadıyla gidiyorum, böylelikle biraz yürümüş ve açılmış oluyorum. Uzun zamandır almak istediğim tüylü ve cırtlak renkli o terliği aldım, evde onları giyiyorum, gayet rahatlar. Hemen yatağımın dibine bir komodin koydum karşıya da bir kitaplık, aynı senin odandaki gibi. Arabaları sevmem bilirsin, ama senin için duvara parlak kırmızı renkli bir araba –inan ki markasını bilmiyorum, biliyorsun anlamam- posteri astım, üzerine siyah ve kalın uçlu bir kalemle bir şeyler karaladım, böyle daha şekil gözüküyor. Hemen yanında bir Cranberries posteri, onun altında ise küçükken çizdiğim –hani zindanda elleri kelepçeli olduğu halde zafer işareti yapan yarı derviş yarı deli tipli adam- bir resim asılı. Ona bakınca içim burkuluyor, onu neden bir zindanda kelepçeli halde çizdiğimi düşünüyorum, işin aslı onu çizdiğimi hatırlamıyorum bile, ama ben çizmiştim nihayetinde. O bakışlar İlayda, bilemezsin nasıldır. Aradan uzun zaman geçtiği halde bakışları hiç değişmedi, hep halinden memnun tavırları vardı, tıpkı benim gibi. Düşünüyorum da, ben de hayata kelepçeliyim, ben de biraz derviş gibi duruyorum ama deliyim ve gözlerim hep yalan söylüyor.
Sabahları pencereden bakıp okula giden çocukları izlemek en büyük zevkim. Neredeyse hepsini tanıdım. Geçenlerde pembe tokalı, küçük çantası olan, her öğle sonrası ilerideki bakkaldan bir şeyler alıp, bakkalın iki apartman yanındaki eve giren o kız –isimlerini henüz bilmiyorum- arkadaşına okul voleybol takımına alındığını söylediğinde ne kadar sevindim bilemezsin. Penceremin altından geçerlerken pür dikkat dinlerim her zaman. Son maçlarında kazanıp kazanmadıklarını merak etmiyor değilim. Ama sormak istemiyorum, çünkü bu sokakta varlığımın hissedilmesi hiç hoşuma gitmiyor. Ah İlayda, komşularım ve özellikle karşı apartman dairesinde oturan ve o ahşap işe yaramaz pencereleri her gün özenle silmeyi kendine kutsal bir vazife sayan şişman kadın, hakkımda hiç iyi şeyler düşünmüyor. Henüz kimseyle konuşmuşluğum dahi yok aslında. Hakkımda iyi şeyler düşünmediklerini yine pencerenin altındaki merdivenlere oturup akşamlar boyunca muhabbet eden gençlerin konuşmalarından öğreniyorum. Geceleri kesintisiz olarak ışığımın açık kalması ile ilgili dedikodular sanıyorum tüm sokağın dilinde. Sokağımızdaki bakkaldan neden hiç alış veriş yapmadığımdan, garip biri olduğumdan bahsedildiğini de biliyorum. Sokağımızdaki bakkaldan alış veriş yapmamamın sebebi bu sokakta kendimi hissettirmemekti, biliyorum pek başarılı bir girişim sayılmaz ama bu konunun dedikoducu kadınlar arasında konuşulması ve içine birçok uydurma şeyler eklenerek dillerde dolaşması hiç hoşuma gitmiyor. Bazı geceler ışığı söndürmeyi denedim, ama rahat edemedim, karşımdaki o araba posteri bir türlü seçilmiyordu ve bu hiç hoş değildi. Ah İlayda, çıkıp o şişko kadına bu posterden bahsetmeli miyim, karanlıkta onu göremeyeceğimi ona anlatmalı ve hakkımda endişelenmemeleri gerektiğini söylemeli miyim bilemiyorum. …yazının devamını okumak için tıklayın.