Kayıp zamanda kaybolan yolcuydum
Ucu kırık kalemin kırık ucuydum
Karaladım durdum ayazda
Kimsesiz virgüller buldum, kayboldum
Yolcuydum kayıp zamanda
Sözümü tuttum, hep yerimde durdum
Kimseler aramadı beni
Nokta.
Oysa ben bulurdum evsiz cümleleri
Sokakta kalan noktalama işaretlerini
Koydum yerine
Kendimi koyacak bir yer bulamadım
Sığamadım gözlerine.
Keşfe çıkmış melekler belki
Bulur beni
Herkesten uzaklarda
Keşişler bile kıskanır kimsesizliğimi
Nimet bilip, sakladığım dolapta
Bu yüzden aramadım seni
Nokta.
(Sulltan appama ithaf olunur…)
Gözlerimiz birbirini arıyordu
Film sarıyordu başa
Umutlanıyordu herkes
Belki kavuşuruz diye biz
Sonra film kopuyordu
Gülüyorduk
Bak diyorduk yine kavuşamadı ellerimiz
Neyse deyip geçiyorduk
Sana mutluluk; bana kum, bar, acı
Aşk biriktiriyordum
Olmuştum kumbaracı…
Kardeşim evde benim bilgisayarımdan msn’ine bağlanmış, bilgisayarda kayıtlı bir şarkıyı aramaktadır. Ben ise başka bir yerde olduğum halde aramızda msn’de küçük bir konuşma geçer:
Abdurrahim:
abi
Abdurrahim:
bitane şarkı vardı ya
Abdurrahim:
dı dı dı dıı dıddı
Abdurrahim:
dj
Abdurrahim:
o müziklerde nerde
Ben:
Hani bir klasör var ya
Ben:
Bıdı bıdı bıdı, işte orada
(konuşma metni birebir kopyalanmıştır ve Abdurrahim 11 yaşındadır.)
Çalgıcıların çalgıları,
Sokaktaki çocuk sesleri,
Kuşların kanat çırpışları,
Tomurcukların doğum sesleri,
Karıncaların toprağa basışları,
Bulutların nefesleri,
Fırçanın tuvale dokunuşları,
Tırtılların inlemeleri,
Sessiz harflerin okunuşları,
Dilsizlerin kelimeleri,
Susar her şey
Susarım ve dinlerim
Elif-lam-mim.
Tüm duvarlara,
Evlerin pencerelerine,
Kitapların kapaklarına,
Kuşların kafeslerine,
İnsafsız tanklara,
Basılmış tetiklere,
Koşan çocuğun alnına,
Bütün çiçeklere,
Kelebeklerin kanatlarına,
Skorun hanesine,
Ucun bucağına,
Göz bebeğime bile,
Seni yazmak isterdim
Elif-lam-mim.
Sussak ya da bağırsak
Ne fark eder ki
Ölmeye iyi gelirmiş sarımsak
Ölmeden denemeli.
Zaten denemek değil mi zamanı geçiren
Yaşamayı denemek, gülmeyi denemek
Hep hasıraltı edilen ölüm
Söylesene ne demek.
Solması gibi mi güzel gülün
Mutlu Ayşe’nin mutsuz Songül’ün
Zamanı dolan yolcularımızın
Solukları kesilecek ansızın
Diye, anons ediyor giden ne varsa
Bir mezar taşını seyrediyor
Film seyreder gibi dünya.
Üstü açılanın, üşüyenin
Toprak örtüyor üstünü
Varisler bölüşüyor
Ne hepsini götürebiliyoruz
Ne de bir bölümünü.
Sadece hayallerimiz kalmadı kimseye
Odur sadece paylaşılmayan
Her gün öldürdüğü halde
Ancak ölümdür alışılmayan.