10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Zarfsız Mektup

14 Eylül 2007

Birçok şey yazdım sen yokken. Hep senden bir şeyler kattım kimselere fark ettirmeden. Okunası şiirlerim oldu, gülünesi olaylar… Akşamlar tükettim sigara içer gibi. Nice sabahlar güneşle birlikte günün kıyısına vurdum, hep bir şeyler söyledim, seni bekledim durdum. Biliyorum biliyorsun, olsun ben yine anlatıyorum.

Birçok sızı tattım sen yokken. Gergefinden geçtim kalabalık düşüncelerin. Sıkıntısından terledim, aklımı kurcalayan garip fikirlerin. Doğru ya da yanlışın seçimi zorladı aklımı, kâğıt kalem eşliğinde sabahlara karşı çok uyukladım. Doğru yerde durmadığımı anladım ama başka yerde de duramadım. Yanaklarımı ıslatmadan sessizce ağladım. Hangi kitabın ağır fikirleriydi aklıma sinen, hangi düşüncenin kalıntılarıydı beni bu hale getiren bir türlü bilemedim. Bulmaca çözer gibiydi hayatım, doğrudur bazı kutulara yanlış şeyler yazdığım. Tutmadı mayası, olmadı, durmadı, durulmadı kalbim kahrolası!

Bir şeylerin özlemi acıttı beni. Özlediğim şeyleri teptim sonra… Bulamadım bir türlü yerimi, tutmadı kimseler elimi. Ya da tuttular da bilemedim kıymetini. Memnun olamadım bir türlü, hayatta beğenmedim yerimi, gerçi hayatı beğenmedim de denebilirdi ya da hayat beni beğenmedi… Karışık cümlelerim oldu sen yokken, toparlamak için çok uğraştım. Her şey sanki boşa uğraştı, uykusuz günlerin sonunda dalıp giderken uykuya, kulaklarım açık kalan radyodan gelen sese alıştı. Gezdiğimiz tozduğumuz ve bolca güldüğümüz günler geldi de aklıma, anlayamadım neden gülerdik, en çok neyi severdik. Şimdilerde neye gülmeliyiz ya da gülmeli miyiz bilemedim, günlerin geçişine sabredemedim ama çekip de gidemedim.

Hiç kimse hiçbir şey demedi. Gerçi bu haldeki birine kimse bir şey diyemezdi. Aşık olan birine bir şeyler anlatmanın gereksizliği gibi. Aşık falan değildim. Her şey o kadar basit değildi. Ama aşkı aradığımı inkar edemem, aşka aşık olduğumu söylesem inanır mısın bilemem, ama bildiğin gibi bir aşkım olmadı işte. Sen yokken aşkı da anlattım, gerçi ben de pek bir şey anlamadım.

İnsanın kendinden kaçması mümkün olsaydı kaçardım. Her şeyi umursamaz tavırlarla geçiştirme çabalarıma rağmen, tıkandım zaman zaman, anlayacağın kaçamadım. Umursamaz tavırlarım başıma dert oldu sonra, bilirsin: geçiştirilen sorunlar, üstesinden gelinmeyen sorumluluklar; bulaşıkların yığılması gibi yani. Kendime okunacak kitaplar listesi bile yaptım uzunca, sonra listeyi bile okumadım. Kütüphanede ne varsa, rastgele bir kitap aldım canım sıkıldıkça. Sıkıldım cümlelerim uzadıkça, uzadıkça geceler ve çoğaldıkça deftere düşen heceler, sıkıldım…

Baştan alıp okudum şiirlerimi, bazı yerlerini düzelttim. Aynaya baktım, üstümü başımı düzelttim. Ama baştan alınca yaşanmışları, kareler akınca gözlerimin önünden, düzelteceğim bir şey kalmamıştı. Her şey yaşandığı gibi kalmalıydı, hüzün bazen, bazen mutluluk falan. Zaten başka bir yolu da yoktu, geçen düzeltilemezdi, geçip giderdi. Bir şeyleri düzeltmek derdinde de değildim aslında. Ütü yapmaktan bahsetmiyorum tabi ki. Ütülerimi hala kendim yapıyorum, ne annemin ne kardeşimin yaptıklarını beğenmiyorum. Bir şey daha var: güzel olmasa da kendi yaptığım makarnayı daha çok seviyorum. Bilmem, beklide güzel yapıyorum.

Şarkıların dolduruşuna geldim bazen, sen yokken. Unuttum içinde bulunduğum zamanı, toparladım pılımı pırtımı, başka diyarlara uzandım. Kandırıldım, döndüğüm zaman her şey olduğu gibi duruyordu, çiçekleri sulamayı unutmuştum bir tek, onlar kuruyordu. Ne kimse “neyin var” diye soruyordu, ne de gözlerimden bir şey anlaşılıyordu. İyi saklıyordum kendimi, sır yüklü kitaplar gibi. Az uyuyor, az konuşuyor, çok düşünüyordum. İnsanlar arasına karışınca güler yüzlü bir maske takıp anlatılanlara gülüyordum. Ama biliyordum, yıllardır gerçekten güldüğüm bir şey olmamıştı, gülebileceğim bir espri kalmamıştı sanki. Kimselere fark ettirmiyordum halimi, fiyakalı cümleler kuruyordum, gözlüğümü takıyor hep şık geziyordum. Saçlarımı sorma, ben onları dağınık seviyorum.

Umursamaz hallerden kurtulup yavaş yavaş düşünmeye başladım geleceği, pek beceremem gerçi. Evlilik planlarım yok hala. Dünyayı gezme hayalim hayal oldu belki, ama çiftlik kuracağıma dair sözlerim ilk günkü gibi, hani içinde meyve ağaçları ve havuzu olan. Gerçi zaman kavramını düşündükçe ve aklıma nihayetin düşüncesi geldikçe vaz geçiyorum her şeyden, bilirsin insanlık halleri. Beni zorlayan şeylerden biridir zaman, aklımı zorlayan. Geçmiş zamanda oradaydık, şimdiki zamanda burada, gelecek zamanda nerede ve tüm bunlar neden? Sadece zamanı sorgulamak değil tabi ki, mekanı da anlamaya çalışmak karıştırır düşüncelerimi. İfade edemem her şeyi, dilim aklıma yetişseydi anlatabilirdim belki. Sözlerim de nasibini aldı halimden, somut ve soyut arasında hızlı geçişlerim bu yüzden. Bakma sen bana, o kadar da kötü değilim, üzülmeni istemem…

Dünyadan Naklen

13 Eylül 2007

Küçük bir çocuğun elleri üşüyordu
Korkmaya gerek yoktu
Bombalar uzağımıza düşüyordu
Hem basınca değişiyordu ekran.

Koca bir dünya susuyordu
Konuşmaya gerek yoktu
Süper güçler kin kusuyordu
Kapatınca gözünü görmüyordu insan.

Bir anne açıyordu ellerini
Anlatmaya gerek yoktu
Bir mermi deliyordu beynini
Nasıl olsa kan sıçramıyordu ekrandan.

Spiker sunuyordu hava durumunu
Üşümeye gerek yoktu
Bir kız çekiyordu burnunu
Tetiği çekiyordu gözlüklü adam.

Çizmeliler basıyordu toprağımıza
Görmeye gerek yoktu
Küfürler yazıldı alnımıza
Aynalara bakamıyorduk inan.

Düşen bir gözyaşı vardı
Tutmaya gerek yoktu
Susmaktan ruhumuz karardı
Filistin kan, Bağdat kan!..

O Gelmeden Kokusu Gelir

12 Eylül 2007

O gelmeden kokusu gelir. O gelmeden heyecanı gelir. Gökyüzü değişir, sokaklar başka bir hal alır, onun geleceği fark edilir. Caddelerin ışıkları bile bir başka olur, İstanbul’un akşamları bile. O gelirken bir başka hal getirir bize, bir sükut çöker şehrimize. Daha başka olur insanlar, şehir daha başka kokar, daha başkadır sokak kedileri. O gelirken yanında bereket getirir, huzur getirir, herkes payını alır, gökyüzünde ki martılar bile. Değişir evlerin çehresi, sofraların rengi değişir, buluşur herkes aynı çemberde. O gelirken bereket getirir, sofralarımıza lezzet, kalplerimize muhabbet getirir. Ramazanlar güzeldir.

Ramazan bir lütuftur, babayı erken getirir eve. Konu komşuyu misafir eder bize, misafir eder bizi güler yüzlü kimselere. En çokta kimsesizlere gelir Ramazan, bağrında konuk eder onları, tıka basa doyurur yoksulları. Ve gönlümüze gelir Ramazan, aç ruhumuzu doyurur, kırık kalpleri buluşturur. Aklımıza gelir Ramazan, aranmayan dostları getirir aklımıza, vesile kılar sevgiye muhabbete. Merhamettir Ramazan, sevgidir. O hep gelmeden fark edilir…

Bir iftar vaktidir, bir teravihdir. Babasının elinden tutmuş camiye giden bir çocuğun yanaklarında fark edilir. Camiye erken gitmektir Ramazan, hep bir ağızdan getirilen salâvat da gizlidir. Cami çıkışında selamlaşan insanların yüzlerinde tebessüm, ısmarlanan çayda şekerdir.

Sultan Ahmet’te kalabalık olur, iftar çadırında bekleyiş. Fuarlar kurulur, kitaplar arasında gezerken anlayana anlamayana bir mutluluk sunulur, bilen bilir neden mutludur. Dumanı tüten sıcak bir sahlep olur ıstır içimizi. Mutluluktur Ramazan, ama en çok da sahurdur. Mahmur gözlerle sofraya kurulmaya alışmaktır. Ve alışmaktır peş peşe saate bakmaya, saatler hep kuruludur. Bozacıların sesi duyulur uzaktan ve yaklaşan vaktin hesabı tutulur. Sahur, bir nihayet değildir iftar gibi, başlayıştır, ezanları bekler seher yeli. Sahur anların en gizemli olanıdır, doyulmaz lezzettir, manevi hazlar tattırır. Mübarektir sahurlar, Ramazanlar güzeldir…

O hep özletir kendini, salavatlarla gelir, tekbirlerle gönderilir, Ramazan ayların en güzelidir.

Alemin Renkleri Ramazan İmsakiyesi

12 Eylül 2007


AleminRenkleri.com’dan takipçilerine Ramazan İmsakiyesi. İster bilgisayarınıza indirin, ister bastırın. Dağıtmak, çoğaltmak serbest. :) Resmin üzerine tıklayarak ya da buraya tıklayarak imsakiyenin orijinal haline ulaşabilirsiniz. Fikir için dostum Kemal’e teşekkürler…

İce Tea Çılgınlığı

12 Eylül 2007

Reklam niyetinde değilim tabi ki. Birilerinin söylemesi gerekiyordu, ben söylüyorum. Uzun zamandır ülkemizde soğuk içecek ürünlerinde varlık gösteremeyen, daha doğrusu istediğini alamayan, Türk halkına soğuk çay olayını benimsetemeyen Lipton sonunda başardı. Bunda her ne kadar reklamların büyük payı olsa da, İce Tea’de yakalamış olduğu lezzet yabana atılmamalı.

Bir sene öncesine kadar bulmak için bakkal ve marketleri dolaştığımız İce Tea şimdilerde yavaş yavaş tüm marketlere giriyor. Bazı bölgelerde neredeyse kola kadar satılmakta. Şeftalili İce Tea ile, deneyen tüm akıllara yer etti ve hızla yayılmaya başladı. Birçok restoran ve lokantada bulunmadığı için millet çantasında taşımaya başladı, kendimden biliyorum. (:

Çok satılıyor, çok tutuluyor ve çok lezzetli. Şeftalili olanından bahsediyorum tabi ki. Arkadaşlarla almak istediğimiz zaman kişi başına 4-5 kutu aldığımızdan dolayı litrelik İce Tea lerin çıkmasını arzuluyorduk. Daha ekonomik ve pratik olacaktı şüphesiz. Ve duyduk ki 1.5 ve 2 litrelikleri çıkmış. Aslında bu yazının yazılmasına sebep olan, litrelik İce Tea’leri bulmak için giriştiğimiz çaba ve sonrasında yaşadıklarımızdı.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Welcome To Palomito

12 Eylül 2007

Aslında size bu şarkının orjinalini dinletmek isterdim. Ancak ben ve bu işte ehil olan arkadaşlar sanal alemin altını üstüne getirmemize rağmen maalesef bulamadık. Yurtdışından, amazon.com’dan sipariş verip getirtmeyi dahi düşündüğüm, masrafından dolayı vaz geçtiğim şarkının demosu elimde mevcut tabi ki. Ve dinleyesiniz diye buraya ekledim. Her ne kadar kısa olsa da idare eder, buyurun dinleyin…

Blueberry filminin soundtrack albümü olan Blueberry Soundtrack içinde Welcome To Palomito adlı şarkı. Jean Jacques Hertz – Francois Roy – Welcome To PalomitoHem diyorum ki, belki vardır birinde, bu satırları okur da, gönderir bize. (:

Kumdan Kaleler

09 Eylül 2007

Tezgah açıp orta yere
Satılığa çıkarttım aşklarımı
Beşeri olan ne varsa
Terk ediyorum bu tavanı

Kumdan kalelerimi bozarak
Ağlıyorum ki affet
Çekilen sahte sızılar
Ne büyük külfet

Gereksiz evraklar sınıfından
Hep boşa terennüm
Suyu bulunca insan
Bozulur teyemmüm

Terk edip gelsem güleç şeyleri
Ruhum ferah bulur mu
Tespihlere dolanır mı
Allahu, Allahu, Allahu…

Hayallere Dahil Edilmeyen

09 Eylül 2007

Hayallerim gerçekleşmeden bitmesin diye
Şarj etmeye çalışıyorum hayatı
Bildiğin gibi değil nine
Senin derdin bir tek kahvaltı
Bense bir dikiş tutturamadım hala
Gerçi pek keyfimde kalmadı
Diyorum kaçsam şöyle uzaklara.

Biliyorsun değil mi
Göremeyeceksin mürüvvetimi
Ne gelin getireceğim ne düğün masrafları
Hep ağırdan alacağım kendimi
Gözükmesin gözüme dünya
Arkadaşların planları var daha
Sen örmeye devam et saçlarını
Gelirken haber verirler nasıl olsa.

Sana bakınca ölmek geliyor aklıma
Yarıda kesilen görüşmeler gibi
Diyorum kontörüm vardı daha
Ne çabuk bitti
Hayallerim ve dünyanın kirası
Lütfen bırakın beni
Vereyim diyorum neyse parası.

Az yalanmış küçük bir şekere değişiyorum dünyayı
Şeker yuvarlak ya, dünya da öyle olmalı…

Cepte Saklanan Tombik Eller

08 Eylül 2007

Hayat iştah kabartan bir mesir macunu
Şireli, renkli ve yapış yapış
Herkes tutar bir ucunu
Karış kalabalığa karanlık sana susamış.

Çünkü kolaydır karışmak
Kafanın karışması gibi değil tabi ki
Herkes gibi ortalama yaşamak
Daha sağlıklı demek ki…

Kıvama gelene kadar karışmalıyız
Sonra küçük küçük kaselere
Sıcaktan soğuğa alışmalıyız
Alışmalıyız mesafelere.

Hayatın iç ceplerinde olup sıkılmak da var
Ne güneşi görürüz ne bebekleri
İçine günah hapsedilmiş mektuplar
Uzun kuyruklar ve sıkıntı nöbetleri…

Açıklarda yüzmeyi bilmeli insan
Uçlarına kadar gidebilmeli
Masrafı sana kalır dünyanın sona kalırsan
Yapma dostum, sen de mi

Kaybolur karınca kalabalıklara karışınca
Kirlenince saklamaz elini
Bir şeker bulup yapışınca
Kalır, kurtaramaz kendini.

Gündelik uğraşlar şekilsiz arkadaşlar
Üçüncü sayfalarda buluyoruz kendimizi
Ortalama hayat vaat etti zihin sömüren soysuzlar
Hafif ateşte karışmaya ikna etti beni.

Biraz nişasta biraz çilek
Ve biraz kafamızı sokup
Basıyoruz mikserin tuşuna
Temiz kalmak için çabalamak boşuna…

Fotoğraf: Abdülbaki Yavuz

Alışık Olunmayan

07 Eylül 2007

Merak ediliyor neden ıssız yerde gezdiğim
Korna çalıyor ve gülüyor birkaç adam
Merak ettirdiğim için özür dilerim bayan
Malzeme topluyorum
Kendime yeni bir kalp yapmak için
Hani son model
Basınca açılan ve basınca kapanan.

Uzaklardan şarkılar buluyorum
Kimselerin dinlemediği
Her şeyin tam ortasında duruyorum
Tek ortalı defterin en ortası gibi
Aşk sızdırıyor kalbim
Delinmiş olmalı dibi.

Üstüme vazifeymiş gibi sanki
Uçmayı öğretiyorum küçük serçeye
Diyor annem, bu kimin nesi
Diyorum bu, çatıların neşesi
Toprağa düşerken su
Islanıyordu uykusu
El ele tutuşup geldik bir çorbaya
Kuşlar çorba sevmez mi.

Hep kürsüye çıkıp sadece susmak istedim
Ta ki çiçekler konuşana kadar
Şimdilerde ben senin kimsenim
Kaplumbağalarla bile tanışıklığım var
Küçük olan Peyami, büyük olan Reşat
Bırak uyusunlar.

Akşamlara kadar yürüyordum
Gezmemin ve alakasız şeylerden bahsetmemin
Ve onca bocalamamın sebebi:
Bulutlar terliyordu göğün kırılmıştı vazosu
Aşık olmamak için tutuyorum nefesimi
Hepsi bu…

Kapat
E-posta ile paylaş