10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Kapanış Konuşması

04 AÄŸustos 2007


Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Yıldızlar bile avuçlarındaki boşluğu görecek. Sessiz ve saklı bir dua dökülecek dudaklarından. Bir yıldız kayacak, bir gözyaşı akacak, bir pişmanlık gelip kurulacak, hatıralar gelip öylece karşında duracak. Duracak gidişatı her şeyin, perdenin arkasından baktığın sokaklar daralacak. Kimseler olmayacak yanında. Elini tutacak kimse kalmayınca, anlatmaya çalıştığın ama anlatamadığın şeyler birikince anlayacaksın neden geceleri gezdiğimi, neden en çok geceleri sevdiğimi.

Derin cümlelerin olduğunda ve bir söz için dudaklarını aralandığında uyanacaksın hayata. Daha yeni merhaba diyeceksin güneşe, yıldızlara. İlk adımın gibi, ilk hüzünlerin olacak yeni. Bir cümleye başlayıp sonra tamamlamadan bırakıp her şeyi gideceksin. Çünkü bileceksin sonunu getiremeyeceğini, artık hiçbir cümlenin sonunun gelmeyeceğini. Cümlelerin hep yarım kalacak, kimseler anlamayacak seni. Sonunun geldiğini sanacaksın belki, çıkıp gezeceksin bir gece vakti.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Boşluğa kayacak gözlerin, ıssız ve derin yokluğa. Kalabalıklar içinde yalnız kalacak, hep saklı hıçkırıklar tutacaksın. Kendi haline bırakıp gidebildiğin zaman her şeyi ardına bakmadan, pervazsız sözlere ve oyunlara aldırmadan, anlayacaksın beni. Aynı kitaplar yeni şeyler anlatmaya başladığında anlayacaksın beni, titreten şey neydi sesimi. Duvarlar arasında sıkışıp kalınca fikirlerin, kitaplara sığmayınca sözcüklerin, sokaklar meskenin olunca bileceksin. Bileceksin neden boşluğa bakardı gözlerim, nedeni nedir garip sandığın sözlerimin.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin ve ben bunları göremeyecek kadar önceden gitmiş olacağım. Anlatmaya çalıştığımda bu!

(Bu yazım Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır.)

Hüsn’ü AÅŸk

04 AÄŸustos 2007

Terliyor ellerim asırların sıkıntısından
Aranıyor derinlerde bulunmuyorum
Islanıyorum ve korkuyorum akıntısından
Rüyalarda aşıyorum şehirleri
Kaf dağını uçsuz nehirleri
Babil’den geçiyorum Buraha’dan
Ne seferden dönen ordular
Ne de kervanlardan bir haber var
Bi haber keşişler, hancılar
Oysa Ferhat’ta bulmuştu Mecnun’da seni
Bense kırklara karıştım duymak için sesini.

Sultanların servetleri ve Babil hazineleri
Kokun kadar cezp etmedi beni
Saklı şehirler buldum ıssız karanlık
Etrafta periler, sessiz sakin adımlar
Bir ben varım yürüyen gecede
Yazıtlarda çözüyorum seni gizemli bilmecede
Adını okuyorum her adımda her hecede
Efsunlu odalar açılıyor
Altınlar, inciler, yakutlar saçılıyor
Açılıyor önüme tarihin sırları
Sen yoksun hiçbir yerde
Sanki ağırlamamış seni hiçbir belde
Ne bilginler biliyor seni
Ne de rüzgarlar duyuruyor bana sesini…

Yakamda kilitlendi titretiyor sancılar
Aşkında acı, acında aşk var
Çölleri aşıp gelen dalgalar sen oluyor
Misk kokulu bir serap olup kayboluyor
Uzuyor gölgesi her şeyin
Kararınca gökyüzü dalınca uykuya
Avucumda yokluğun içimde asırlık sızılar
Ne ceylanlar ne insanlar biliyor seni
Ne de cinler haberdar.

Benden Bana

04 AÄŸustos 2007

Kaidelerin, kuralların, teorilerin, duygusuzluğu kara kule gibi dikildiğinde hayatımıza, bir şeyler söylemenin, bir şeyler yapmak gerektiğinin acısı ve sızısı yorarken bizi, bize lazım olan bir şeyin ihtiyacını hissederiz.
Yorulmuşluktan, çaresizlikten, umutsuzluğumuza yol veren çıkmazların içinden sıyrılıp, yeniden başlamak, silkelenip dağıtmak isteriz kara bulutları.

Sonuca varan yollar ufukta olsa da, bir sis kaplayıp kuşatsa da düşüncelerini, deli eden anlamsızlıkların kırgınlığı olsa da, bu karanlığı delecek ışık, bu kuşatmayı yaracak irade, bu komployu çürütecek fikir, içinde bir yerlerde, sende…
Karanlığın hükmüne inanma. Modern hayatın, ruhunu söndüren kurallarına diren, kaidelerin sertliği incitse bile yıldırmasın seni.

Yoluna çıkan engellerden, otoriter mantığın hissiz/duygusuz tavrından, hayatını saran ablukadan sana iletilmek istenen bir mesaj var. Arayışlarını kendine yönelt. Sorunların, çıkmazların anlamını deşelemeden önce kendine dön, gidişatı sorgulamadan önce kendini sorgula ve içinde, derinlerde toz tutmuş coşkuyu bul. Coşkularını diri tut, umutlarını sakla, tutkularından güç al.

Çilelerin sana ışık olacak, yolunu aydınlatacak. Yorgunlukların, yoldaki tabelalar gibi seni aydınlığa götürecek. Tutkuların sana enerji verecek, şimdiki zamanda sessizce aklında dursalar bile, onları hiçbir zaman kaybetme. Duygularını haykıramasan bile, silinip gitmesine izin verme, güzel günler için dursun ceplerinde.
Duaların, destekçin ve koruyucun olacak, usanmadan, bıkmadan, umutsuzluğa kapılmadan iste…

İhanetler sarsa da seni, yoldaşların bıraksa da elini, ruhuna tırmanan hissiz/duygusuz süvarilere izin verme, mevzini terk etme… Korkma, ceplerinde duaların var, unutma!

(Çok eskiden yazmış idim, şincik buldum)

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ