Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Yıldızlar bile avuçlarındaki boşluğu görecek. Sessiz ve saklı bir dua dökülecek dudaklarından. Bir yıldız kayacak, bir gözyaşı akacak, bir pişmanlık gelip kurulacak, hatıralar gelip öylece karşında duracak. Duracak gidişatı her şeyin, perdenin arkasından baktığın sokaklar daralacak. Kimseler olmayacak yanında. Elini tutacak kimse kalmayınca, anlatmaya çalıştığın ama anlatamadığın şeyler birikince anlayacaksın neden geceleri gezdiğimi, neden en çok geceleri sevdiğimi.

Derin cümlelerin olduğunda ve bir söz için dudaklarını aralandığında uyanacaksın hayata. Daha yeni merhaba diyeceksin güneşe, yıldızlara. İlk adımın gibi, ilk hüzünlerin olacak yeni. Bir cümleye başlayıp sonra tamamlamadan bırakıp her şeyi gideceksin. Çünkü bileceksin sonunu getiremeyeceğini, artık hiçbir cümlenin sonunun gelmeyeceğini. Cümlelerin hep yarım kalacak, kimseler anlamayacak seni. Sonunun geldiğini sanacaksın belki, çıkıp gezeceksin bir gece vakti.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Boşluğa kayacak gözlerin, ıssız ve derin yokluğa. Kalabalıklar içinde yalnız kalacak, hep saklı hıçkırıklar tutacaksın. Kendi haline bırakıp gidebildiğin zaman her şeyi ardına bakmadan, pervazsız sözlere ve oyunlara aldırmadan, anlayacaksın beni. Aynı kitaplar yeni şeyler anlatmaya başladığında anlayacaksın beni, titreten şey neydi sesimi. Duvarlar arasında sıkışıp kalınca fikirlerin, kitaplara sığmayınca sözcüklerin, sokaklar meskenin olunca bileceksin. Bileceksin neden boşluğa bakardı gözlerim, nedeni nedir garip sandığın sözlerimin.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin ve ben bunları göremeyecek kadar önceden gitmiş olacağım. Anlatmaya çalıştığımda bu!

(Bu yazım Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır.)