Halet-i Ruhiye
Gecenin bir yarısı, bir kaç saat uyuyup kalktım yine. Gerçi gözleri kapalı geçen o bir kaç saate uyumak denmez ama.. Kulağımda kulaklıklar, başımda bir ağrı; İbrahim Paşalı, Gece Yürüyüşü’nde yine..
Bu aralar baş ağrılarım sıklaştı iyice. Düşünüp düşünüp çıkara ulaştıramadığım sorunlarla birlikte.. Bir şeyler düşündükçe beynim, alttan ve üstten bir kıskaca tutturulup, ikisini de ters yöne çevirmek sureti ile kıvırmak gibi bir acıyla sızlıyor. Kafamın iç duvarları mikroplu tırnaklarla kazınmış gibi. Aklım bir şeylerin altında eziliyor.
Okumam gereken kitaplar, geç kalınmış ve çalışmam gereken dersler, bilgisayar başına geçip bitirmem gereken işlerim, bir sürü şey..
Bu hayata ve geleceğe dair yapılan hesaplar, planlar ve hemen bunların yanında biranda kendini gösteren fanilik duygusu.
Yok olup gidecek bir hayata dair, olacağı kesin olmayan planlar ve hayaller kurmak.. Ve bu fani hayaller için koşuşturmak, yorulmak..
Tüm bunların yanında bana kendini hissettiren, ya da hissetmak zorunda bırakıldığım, fani hayattan sonraki hayat düşüncesi.
Başımdaki ağrı, gerçeğe koşmakla faniliğe aldanmışlığın arasında bocalanmanın ağrısı..
Başımdaki ağrı, farklı iki yöne gitmeye çalışan trenin tekerlerindeki ağrı..
Tren bir uçurum yoluna girdiyse, kaptan ne kadar asılsa da frene, filmin son karesinde bir kaç vagon boşluğa kaymış oluyor.
Yanlış yola sapmaktan, frene geç basmaktan, bir kaç parçamızı boşluğa bırakmaktan koru bizi lütfen!




21 Haziran 2008 17:26
Yanlış yola sapmaktan, frene geç basmaktan, bir kaç parçamızı boşluğa bırakmaktan koru bizi lütfen!
amin…