10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Yeniden

Bir yalnızlığın en zirve ve sivri yerinde açtım yine gözlerimi. Görmezden gelmiştim oysa, kaç zamandır kimsesizliğimi.
Sen olmasaydın yazmayacaktım yine, aklımda sen olmasaydın..

Uzun zaman oldu zihnimi sallayıp dökmeyeli, elime kalem almayalı. Uzun bir kaçışın sonrasında yine yazıyorum sana. Uzun bir kendimi umursamayışın hemen sonrasında.

Gizli bir aşk büyüttüm bu arada, kendimden ayrı kaldığım zamanda. Okuyacağım kitaplarım yarıda kaldı, işlerim yarıda kaldı, hayatım yarıda.. Rahatça özleyemedim bile seni. Rahatça ağlayamadım kendimden ayrılığın acısına. Rahatça da ölemeyeceğim galiba.

Sana şiirler yazamadım bu arada. Bu aralar bir cümle bile kuramadım hayata. Henüz bir cümle bile bulamadım beni tanımlayan, yakama yakışan.
Birde kendimi anlayamadım şu kalbimle çakışan..

Yorumlar (9) -> “Yeniden”

  1. kaan coskun
    27 Kasım 2006 13:22
    1

    siteniz çok güzelmiş.Allah muvaffak etsin.
    imamhatip.org reklamının bulunduğu bu sitenin sahibini merak ediyorum açıkçası.en azından nikini:)

  2. turkan
    28 Kasım 2006 06:34
    2

    “Bir yalnızlığın en zirve ve sivri yerinde açtım yine gözlerimi. Görmezden gelmiştim oysa, kaç zamandır kimsesizliğimi.
    Sen olmasaydın yazmayacaktım yine, aklımda sen olmasaydın..”

    gerçekten çok güzel bi yazı olmuş, site de öyle..
    niyetinize uygun sonuçlar getirsin inşallah..

  3. kebelek
    07 Aralık 2006 14:03
    3

    kim bu ‘’sen”?? beğendim… begendim o kadar entresan bi ruh hali içindeyim kusura bakma:)

  4. ..jade..
    08 Ağustos 2007 18:10
    4

    Siz bu yazıyı epey zaman olmus yazalı ama su an ki durumumu cok iyi anlatıyor su cümleleriniz:

    Gizli bir aşk büyüttüm bu arada, kendimden ayrı kaldığım zamanda. Okuyacağım kitaplarım yarıda kaldı, işlerim yarıda kaldı, hayatım yarıda.. Rahatça özleyemedim bile seni. Rahatça ağlayamadım kendimden ayrılığın acısına. Rahatça da ölemeyeceğim galiba.

    Sana şiirler yazamadım bu arada. Bu aralar bir cümle bile kuramadım hayata. Henüz bir cümle bile bulamadım beni tanımlayan, yakama yakışan.
    Birde kendimi anlayamadım şu kalbimle çakışan..

    Yüreginize ve kaleminize saglık..Selametle..

  5. kevser kılıç
    14 Eylül 2007 12:34
    5

    selamualeykum! siteniz içten sıcak samimi bir duruşa sahip!yazınız her zamanki gibi yüregimizi titreten bir ahenkle kaleme alınmış!yüreginize saglık!ALLAH bu yazma becerinizi daim eylesin… selametle

  6. cundullah
    15 Ekim 2007 17:35
    6

    Site hakkında söylenen görüşlere tüm içtenliğimle katılıyorum insanın içi titriyor gerçekten…
    Allah yar ve yardımcınız olsun

  7. esmasultan
    07 Kasım 2007 19:28
    7

    mü’min mü’minin aynasıdır derler, ancak YÜREĞİMin SNden daha ziyade hiç aynası olmamıştı ALEMİN RENGİ…. tüm parlaklık ve netliğiyle yansıtıyorsun içerimi,tıpkı pas tutmamış bir ayna gibi…
    ama birşeyi öğrenmek isterdim SNden; cümle kurmak için yada şiir yazmak için kelime bulamadığımız o eşsiz ANlarda hıçkırıklrdan ve arada da nefes kesilmelerinden desteler yapsak, olmaz mı ki…?
    ya da olsaydı keşke, hem öyle olsaydı belki BNde tanımlayabilirdim yüreğimle çakışan kendimi…..
    MUHABBETLE !

  8. arzu
    24 Ekim 2008 21:07
    8

    çok güzel bir yazı ve yakanıza çoktan yakışmış yazarlık bence :)

  9. yasemin
    04 Mayıs 2009 22:29
    9

    ” Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.

    Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.

    Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

    Piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.

    İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.

    İnsaf et Anna!

    Gidelim buradan.

    Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.

    Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.

    Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.

    Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların…

    Tamam sustum.

    Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.

    Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.

    Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…

    Bekleyişler Anna. Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

    Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.

    Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.

    Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

    Tanrı bizimle de konuşur belki…………

    Tarık Tufan

    http://video.google.com/videoplay?docid=-3678879915526414222

YORUM YAZ

Bu Yazıyı Paylaşın
Kapat
E-posta ile paylaş