Her gündüz ve her gece

Şehir yeni bir geceyi ağırladı, güzel bir akşamın ardından..
Siyah şapkalı adam için hayat yeni başlıyordu. Şehrin batısından yola çıkmış yavaş ve endamlı yürüyüşüyle sokak ve caddelerde ilerlemekte. Sokak kedileri ve martılar yine peşinde. Eminönü’nde esnaf dükkanlarını kapatmakta, işportacılar mallarını toplamakta. Birazdan son vapurda gelir. Siyah şapkalı adamın her gece gördüğü rutin görüntülerden biri. Birkaç balıkçı var sahilde, yavaşça sokuluyor yine yanlarına, fısıltıyla rasgele diyor onlara. Sokakların arasına dalıyor, yollarda yürüyen tek tük insanlar, kediler, hızla yanından geçip giden arabalar.. Bir pencereden içeri bakıyor, mutlu bir aile sofraya kurulmuş yemek yiyor. Birkaç sokak ötede her zamanki gibi çöpleri karıştıran, karton toplayan birkaç kişiyi görüyor. Yanından geçtiği park boş, önceki gece bankları mesken edinmiş sokak çocukları bu gece yoklar. Onları düşünüyor, uzun zamandır buradalardı, her gece yanaklarına öpücük kondurur yoluna devam ederdi, bu gece yoklar.
Siyah şapkalı adam bu gece hüzünlü, şehride bir hüzün bulutu kaplamış, sis çökmüş.
Şu karşıki tepeyi aşayım diyor kendi kendine, orada oturur biraz soluklanırım.
Birkaç sarhoşa rastlıyor, ellerinde şişeler sallanarak yürüyen birkaç gölge.
Yine o çocukları düşünüyor, hangi parktalar acaba bu gece.
İlk durağına ulaşıyor siyah şapkalı adam, burada çimlerin üzerine uzanır her gece yıldızları seyreder, belki bir sigara içer yoluna devam eder.
Birkaç yıldız eksik galiba bu gece diye düşünüyor, belki de hava bulutlu ondandır.
Gece geç saatler olmuş zaman hızla ilerlemiş, ışıklar teker teker sönmüş. En güzel görüntüler bu vakitlerde işte. Yoluna devam ediyor, her gece İstanbul’u seyre daldığı mekana doğru. Karanlığa boğulmuş bir şehir, tek tük yanan ışıklar, sokak lambaları, uzaklarda hızla kayan arabalar.
Yorulduğunu hissediyor, saatine bakıyor ve adımları hızlanıyor.
Her gece olduğu gibi bu gecede şehri bir baştan bir başa dolaştı. Artık yoruldu.
Sabah ezanları okunurken ufak bir kulübeye giriyor hızlı adımlarla siyah şapkalı adam.
Bastonunu asıp şapkasını çıkartıyor. Yatağına uzanmadan önce arkadaşına sesleniyor: “Haydi kalk, sabah oldu”
Yataktaki uyanıp hızla doğruluyor. Gülümser bir çehreyle siyah şapkalı adama bakıyor, hayırlı sabahlar der gibi. Yataktan kalkıp her sabah başucunda bulunan yeni elbiselerini giyiyor ve beyaz şapkasını takıyor. Evden çıkarken arkadaşına iyi uykular diliyor. Siyah şapkalı yorgun adam uyumuş, arkadaşını duymuyor.
Beyaz şapkalı koşar adımlarla sokakları geçip şehrin tepesine doğru yol alıyor heyecanla..
Beyaz şapkalı adam, balıkçıları seyredecek, elma şekerini heyecanla ısıran bir çocuğun saçlarını okşayacak, toy bir delikanlı endamıyla kalabalıklara dalacak ve akşam olmadan kaybolacaktır..
O, ne gece parklarda yatan sokak çocuklarını görecek, ne de çimlere uzanıp ayı seyredebilecek. O akşam olurken, tatlı uykusuna dalıp, yeni bir sabah için yeniden uyandırılmayı bekleyecektir.




15 Ekim 2007 17:25
Farklı fakat her zamanki gibi güzel
Selam ve dua ile…
27 Eylül 2008 12:46
siyah şapkalı,beyaz şapkalı diyince birden aklımda iyi adam kötü adam kurgusu belirdi..antagonist-protagonist durumları yani…ama burdaki sayah şapkalı adam kötü adam değil..zaten aslında bize yanlış öğrettiler hep..neden tom kötüdür de jerry iyidir..yada gargamel neden kötüdür..çocukluktan kalma bir alışkanlık..illaki bir kötü adam olacak..ama hayat o kadar siyah beyaz değil ki…alışkanlıklardan kurtulmak lazım