10 Ekim 2006'dan itibaren.. Hikayelerim, denemelerim, şiirlerim, grafiklerim, düşündüklerim ve gördüklerim... Abdullah Kibritçi

Aşk (alıntı)

28 Ekim 2006

Soğuktan eliniz ayağınız uyuşmuş halde eve geldiniz ve hemen sobanın yanına sokuldunuz.

Isınmak için sobanın yanına sokulduğunuz andan itibaren, her geçen dakika sobadan biraz daha uzaklaşır ve en sonunda odanın, sobaya en uzak köşesine oturursunuz.

İlk dakikalarda sizi rahatlatan, huzur veren ateş; yavaş yavaş canınızı sıkmaya başlamıştır. Önce üstünüzdeki kazağı çıkarır, daha sonra evdekilerin bütün itirazına rağmen, pencereyi hafifçe aralamaya kalkarsınız.

Aşk da böyledir işte.

(Uçuş Denemeleri - İbrahim Tenekeci)

Cihan Prensesi (alıntı)

27 Ekim 2006

En keyifli halimi seçmiştim sabah dolabımdan..
Kolay mıydı tabii,senle buluşacaktım..
heyecanla..biraz da gülücük koyuverdim ceplerime,
arada bir atıp gönlünü çelerim belki,diye..

Biraz umut atıştırdım dertleşirken masamla,
Tavşan kanı çayımın yanında..
Belki ..Belki benim olursun diye…
“Benim olursun diye” he??

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Temenni

17 Ekim 2006

Sesi kısılmış bir çığlık sakladım derinimde. Çıkmazlardaki zikzaklarım, var ya da yok olma yolunda birer mesaj belki.
Ardım sıra gelen cansız bir ceset var, acı çeken bir kalp ve yorucu bir beyin var ellerimde. Beni yorabildiği kadar yorması için mühlet verdim aklıma. Sonrasında gelir koklarım çiçekleri, kırlarda koşar eğlenirim belki.

Aldığım her nefesi ciğerimde kilitliyorum, ağır düşünceleri sandıklara koyup, takvim yapraklarını biriktiriyorum.
Olması gerektiği gibi olmalı diyorum sonra. Ellerimi açıp dua edemiyorum belki ama, bakınca her halim dua benim.

Ne olacak bilemem. Sadece sessizce düşünüyorum. Allah’tan her zaman yolumuzu aydınlatmasını diliyorum.

Dersimiz Edebiyat

14 Ekim 2006

“Onlar güzellikler kervanının titiz koruyucuları, ulu edebiyat yapısının usta mimarları, nadide çiçeklerle bezeli has bahçenin naif bahçıvanlarıdır. Alın teri, göz nuru, bin bir emek ve şaşırtıcı olağanüstü bir gayretle hayaller kurdular, düşündüler, planlayıp yazdılar ve ortaya tadı damaklarda kalan eserler koydular. Çıktıkları kutlu yolculuklarda, davet ettikleri sadık okuyucularına mihmandarlık ederken, hep tepeleri, gökyüzündeki yıldızları, daima zirveleri işaret ettiler.”

“Şiir, hikaye, roman, deneme, eleştiri, hatıra, antoloji, seyahat, günlük, mizah, inceleme, portre, sadeleştirme, metin tahlilleri, ansiklopedi, sözlük, tercüme, edebiyat tarihi, dil, dergi, Divan edebiyatı, çocuk edebiyatı, Babıali, klasikler, belagat, estetik, inanç, sağ-sol edebiyat, kutsal, tasavvuf, aydın, kadın yazarlar, İstanbul, edebiyatta nesiller, lirizm, akımlar, Türkoloji, araştırma metotları…”

Dersimiz Edebiyat, Mehmet Nuri Yardım’ın 42 yazar ve ustayla yaptığı söyleşileri, konuşmalarından oluşmakta.

Tasarım-Grafik

12 Ekim 2006

Grafik çalışmalarımdan bazılarını ekledim. Foto galeriyi wordpress le yapmak istemedim, çünkü yavaş çalışmasından şikayetçiyim.
Grafik galerime buradan ulaşabilirsiniz. Yeni eklenen çalışmaları yine buradan duyuracağım.

Yaşıyoruz..

11 Ekim 2006

Küçük bir sandalda yaşıyoruz, hırslarımızla, kavgalarımızla duygularımızla. Burada yaşıyoruz ailemizle, dostumuzla, düşmanımızla.
Sandalda daha iyi bir yer kapmaya çalıştıkça daha çok sallanıyoruz.
Ben buradayım, kardeşlerimde buranın hemen diğer ucunda.

Kimi hayatını yaşıyor, kimi daha iyi bir köşe arıyor, kimi sallanmaktan korkuyor. Kiminin hâkimiyet hayalleri var bu sandala, kimide tutunmaya çalışıyor.

Bazen bir feryat işitiyorum, ardından kahkahalar eşlik ediyor sallantılara. Bazen yanıma küçük bir çocuk oturuyor, elleri de üşümüş, umutları da. Sonra yerine büyükçe bir adam geliyor, küçük çocuk umutlarını emanet bırakıp bana buharlaşıyor ve kayboluyor bulutlarda. Oysa ben buradayım, sağ kalan kardeşlerimde hemen şurada.

Filistinli küçük bir çocuk görüyorum, yanımda ki adamın mermisine çarpmış, her tarafı kan.
Sulara yarı gömülü halde sandala tutunuyor. Gözleri birisini arıyor, ama bilmiyor; annesi biraz önce gitti.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Umudum blog

10 Ekim 2006

Yakından takip ettiğimiz yakuter.com, yeni ve güzel bir kampanyaya imza atmakta.. Detaylı bilgi..

İstanbul’un Gözleri Mavi

10 Ekim 2006

Bir tını sızıyor kulaklarımdan en derinime, özledim seni İstanbul..
Caddelerin, sokakların ne güzeldi.
Bazen bir yaz akşamı kadar çılgın, bazen bir yağmur sonrası kadar masum, dolu dolu gözlerin.. Göz yaşlarınla ıslanmıştım, aşkınla yanmıştım, taşlarını, ağaçlarını, akşamlarını ve o mavi gözlerini sevmiştim.

Gündüzünü alır gecene emanet ederdim, kara bulutlar ilişmesin diye sana.
Güneş doğarken sarı saçlarını okşardı, gecelerin hep hüzünlü, ben ağlardım sen ağlardın..
İstanbul’um sana doyamazdım..

Karanlık caddelerde yürümenin hazzı var, beni çağırışındaki heyecan var, seni özlemenin sızısı var hala derinimde bir yerlerde..
İstanbul akıl almaz, İstanbul haşmetli, İstanbul beni severdi, İstanbul’un gözleri mavi..

Kara çarşafın kıyılarına oturup dalsam ne zaman mehtabına, rüzgarın şarkılar söylerdi, bazen gözlerin dolu dolu olurdu, lodosun yanağıma bir buse kondururdu..
Köşe bucak gezerdim seni, sana hikayeler anlatırdım, aşkınla yanardım, ışıkların, dökülmüş yaprakların ve sarı saçların ne güzeldi..
Her gece bir şiir yazardım sana, şimdi bir tını var aşkından hatıra kalan, en derinimde hiç durmadan çalan..

Ne zaman sana gelecek olsam, sende tam özlemiş olurdun beni, ne zaman sana varsam, akşamınla karşılardın beni, kıpır kıpır gözlerin yanardı..
Ben sendim, sen bendin; böyle söylerdin hani. Bensiz sokakların, caddelerin, yağmurun ve akşamların tadı olmazdı hani..
İstanbul aşk, İstanbul gece, İstanbul beni severdi, İstanbul’un gözleri mavi.

Sarı saçlarına bulutlar konardı, mavi gözlerin beni arardı, hüzünlenince yaprakların solardı; güz olurdu, yağmur yağardı. İstanbul kayıp şimdi, gözlerim ağlamaklı..
Ay ışında yürümeye hasretim İstanbul, kaybettim seni ve özledim, ölesiye..
İstanbul’u kara bulutlar kapladı, İstanbul komploların kurbanı..
Sen yoksun İstanbul, saçlarım darmadağınık ve üşüyorum, yokluğuma az kaldı..

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Öylesine

10 Ekim 2006

Hatırlasana hani, küçücüktün sen bir zamanlar, bende küçükken..

İlk önce sevmeyi öğrendim ben, sende küfür etmeyi.

İlk önce gülmeyi öğrendim ben, sende kaşık tutabilmeyi.

Hani el ele tutuşur şarkılar söylerdik, koşardık bahçelerde.

Papatyaların ezilmesi incitirken beni, sen böcekleri ezerdin.

Hani babam balık getirirdi bazen, ben; “gıdıklasam güler mi baba bu balıklar” diye sorardım, sende bıçakla balıkların gözlerini oyardın.

En çok kuşları severdim ben, sende solucanları.

Bahçemize konan kuşlara yem atardım ben, misafirlerin ayakkabılarının içine solucan koyardın sen..

Huzuru bulamadım

10 Ekim 2006

Huzuru bulamadım yokmuş kısmette, kendime ve sana söz vermiştim ama kusura bakma anne. Aklımı yırtmak zorundayım. Ama suçlu ben değilim anne. Çok söyledim dokunmayın bana diye. Dokunmayın dedim bana, aklıma.. Aklım korkutuyor beni, zekamı ve aklımı kullanmayalı uzun zaman oldu, aklımın karanlık mahzenleri çıkmasın istiyorum açığa.
Aklıma saldıran orduların ruhunu öpeyim ve aklıma tırmanan kalpsiz süvarileri. Mantık deyip, gerçek deyip öten sevgisiz askerler, sizinde ruhunuzu..

Durumumu bana hiç sorma anne. Bunlar nereden bilsinler sevgiyi, aşkı, şehrin karanlık caddelerinde geceleri yürümenin tadını nereden bilsinler. Bir çiçeği koklamanın zevkini, var olmanın hazzını..
Bir salya sarmış akıllarını fikirlerini. Mevlana’nın sevgisini nereden bilsinler, öyle değil mi?

Yıllardır anlatamadım derdimi, kendimi, modern yaşamın yetiştirdiği modern insanlara. Bir monotonluk saplandı anne, sağcısına, solcusuna, İslamcısına vesaire. Modern tekniklerin, süslü laflar edebilmenin, adam yetiştirmenin karizmasında bizim ahali.
Belki anlatmamalıydım bunları, ama bir refleks, oldu bitti her şey. Uzun zamandır sıkı sıkı tuttum aklımın kapısını, şimdi yırtılan aklımın püskürtülerini durduramam kusura bakma anne.

[ OKUMAYA DEVAM ET ]

Kapat
E-posta ile paylaş