Uyuma Yanılma Deneme Uyanma Yöntemi
05 Ocak 2009
[Bu yazı güzel bir şarkı içermekte ve şarkı yazının en alt kısmında... İsterseniz yazıyı okuyun ya da direk şarkıya atlayın...]
Kirpiklerime sürdüğüm badem yağı, bozama kattığım leblebi, dolabın kırık kapakları, söylesene güzelim neredeyim ben, bulamadım kendimi. Bulamadım ve karıştı cümlelerim, afilli üsluplu ÅŸeylerin yapmacılığından uzak, merhaba deyip gece sabahın dudaklarından öperken, ÅŸimdiki zamandan uzak…
Anlatamıyorum, anlatamıyorum, anlatamıyorum olum işte anlatamıyorum. Nefes almama yardımcı olmak istiyorsanız bu işi koro halinde yapmalıyız. Hep birden nefes alalım, verelim, alalım, verelim.
Kimseyi geride bırakmayalım, nefes alalım hep birlikte, hep birlikte verelim.
Olum ben bunları sabahı zor gelen gecelerde topladım. Bu içimdeki karmaÅŸayı, bu boÄŸazlarıma demirden bir düğüm olup kurulan… Neyse ulan…
Nefis sigara içerim, ne yazık ki hala diyaframdan nefes alıp vermeyi öğrenemedim. Uzak diyarların ÅŸarkılarını ezberleyip eÅŸlik etmeyi ne çok isterim bilirsiniz. Ve yine bilirsiniz ki yazı sürüp gidecek ve bitecek, bittiÄŸinde hiçbir ÅŸey anlatmamış olacağım. Ben buna “zihnimin etrafında tavaf etmek” diyorum. Öylece, etrafında dönüp durarak, ona dokunmadan, yaklaÅŸmadan, belki korkarak, belki acıdan… Tavaf etmek, dönmek… Sonra çemberi geniÅŸleterek çaktırmadan kaçmak…
Gıcık olurum bilirsin böyle yazılara, derdini anlatamayan cümlelere. Ama derdim derdimi anlatmak deÄŸil zaten. O yüzden biraz… Her neyse, iÅŸte bunun adı istisna…
Haydi bir daha, hep birlikte, alalım, verelim, alalım, verelim. Ellerimizi çırpalım, nefes alalım, verelim… Birazdan bir ÅŸarkı baÅŸlayacak, herkes hazır olmalı… Birazdan parlak bir gecede, lacivert bir gökyüzünün altında, bir dağın tepesinden izlerken doÄŸayı, ormanı ve aÄŸaçları, topraktan yeri titreterek bir tını fırlayacak. Alacak bir sarmal, bir girdap, bir rüzgar seni. Evet ulan öyle, iÅŸte o filmlerdeki gibi. Ellerin havada, döneceksin, uçacaksın, duracaksın, coÅŸacaksın.
Gitmeme yardımcı olmak istiyorsanız daha hızlı el sallayınız. Bilirsiniz o ÅŸekilde güle güle demek, terminallerde yaÅŸar. El sallayarak güle güle demek gibiyim dersem, bir ÅŸeyler anlatmış olurum diye korkuyorum. Gecenin bir vakti, aha be iÅŸte tam ÅŸimdi, aklıma kuru dut yemek geldi. KomÅŸumuz Hatice ablanın kızı AyÅŸegül abla geldi. Ki ben henüz yedi-sekiz yaÅŸlarındaydım. Evde kimsenin olmadığı vakit kek yapmak istedik.  İlk yaptığımız kek ilk yaktığımız kek olmuÅŸtu ve o zamanlar öğrenmiÅŸtim yanık bir keki nasıl çaktırmadan yok edebileceÄŸimi. O zamanlar… elbet garip zamanlar, arkadaÅŸlarım benden 4-5 yaÅŸ büyük ablalardı. Onların sırlarını bilirdim, sinema aralarında o çocuk masumluÄŸuyla içilen sigaraları ben bilirdim sadece, anlamadığım düşünülerek yapılan o konuÅŸmaları. Ah ulan, aÅŸka gelip ÅŸarkı kasetlerini yakmaları, ilahilere dadanmalarını, ilk başörtü takışlarını… Biraz kızların arasında yetiÅŸmiÅŸ olabilirim ama kız gibi yetiÅŸmedim. Olum bu konu çok derin lan, burada anlatacak çok ÅŸey var, bunun için özel yazmak lazım. Hem anlatılası kolay ÅŸey deÄŸil. Åžunu da söyleyeyim AyÅŸegül abla sıradan bir kız deÄŸildi. Parka girdiÄŸinde en serseri çocuklar bile toz olurdu. Bir çok erkek çocuk annesi, ÅŸikayet için kapıya gelirdi. Çünkü onları salıncaklara çakar ya korkutur ya döverdi. Aslında bunları anlatmak için içimde ÅŸiddetli bir istek var, ama anlatmamalıyım… En azından ÅŸimdilik…
Nerden geldik be bu konuya. Kuru dut demiÅŸtim, evet. Sabaha karşı kimin aklına kuru dut gelir ki. İyi ki aÅŸermek gibi bir durumum yok ve iyi ki yanımda bir ÅŸiÅŸe boza var. Allah’ım aklıma mukayyet ol…
Taıkıdın da taıkında da taıkıdın. Ta ta ta taıkıdın.
Tamam dostum, yakında gezip boza içeceÄŸiz, santur bakacağız. Mephisto’yu soyma planları yapacağız.
Tamam canım, yakında bir yolculuğa çıkacağız, istediğin o arabanla, uzaklara yollanacağız, büryan yiyeceğiz.
Tamam arkadaşım, yakında umreye gideceğiz, ben anlatıp duracağım, döneceğiz, ışığa boğulacağız, al-baik yiyeceğiz.
Tamam sevgilim, yakında çiftliğin bahçesinde bir gece salıncakta sallanacağız, veranda da çay içip ateş böceklerini izleyeceğiz.
Tamam anneanne… tamam… yakında öleceÄŸiz…
Yalnız… Åžimdi biraz nefes alalım, beraberce, alalım verelim, kimseyi geride bırakmayalım… Nefesi daralanlara yer verelim, ölenlere yol…
Bu yazıyı rastgele girip okuyan biri tüm bu anlamadığı ÅŸeylere saçmalık diyecektir, biliyorum. Özellikle takip edenler, (bilmem var mı) merak edenler, biraz olsun hak verirler diye umuyorum. İtiraf etmeliyim, evet içimde çok ÅŸey topladım, biriktirdim ve bu aralar bolca bunalıyorum. Her gün birkaç defa tokamı kaybediyorum. (söylemiÅŸtim bana bunun siyahı lazım) Ne mi alakası var? Hiiç, sadece kendimi tiye alıyorum…
İçimdekileri bir ÅŸarkı yapsaydım sanırım böyle bir ÅŸey olurdu. Buyurun Vas dinleyin. Dinleyin diyorsam boÅŸa demem, es geçmeyin… Tamam anneanne tamam…
(yazılmamış farz edilmesi gerekenler serisinden…)
Vas- MandaraÂ






